Gündem yine çok yoğun olmasına rağmen ben bugünkü yazımda doğumunun 99. Yıldönümü olması nedeniyle Erbakan Hocamızı yazmayı tercih ettim. Erbakan Hocamızın bilinmeyen veya az bilinen yönlerini kaleme almaya çalıştım.

Aslen Adanalı olan Ağır Ceza Reisi Mehmet Sabri Bey, Sinop’ta görev yaptığı sırada, Sinop’un tanınmış bir ailenin kızı olan Kamer Hanımla evlenir. Mehmet Sabri Beyin ilk eşi hayatını kaybetmişti. Kamer Hanım ikinci eşiydi. Osmanlının son zamanlarında en iyi tahsil ve terbiye görmüş bu iki insanın izdivacından Sinop’ta bir oğulları olur. Adını dinin yıldızı anlamına gelen Necmeddin koyarlar.

Mehmet Sabri Beyin beş oğlan bir kız olmak üzere toplam altı çocuğu olmuştur. Bunlardan Necmeddin’in doğum tarihi 29 Ekim 1926’dır.

Mehmet Sabri Bey, köklü bir aile geleneğine ve iyi bir eğitime sahip olduğu için çocuklarına ilk terbiye ve eğitimi evde kendisi verir. Zaten tek parti döneminin din karşıtı uygulamalarından dolayı çocukların dışarıda dini eğitim alması kolay değildi. Yeni oluşan devlet din öğrenimini yasaklamıştı ve yasağa uymayanlar ağır cezalar alıyordu. Mehmet Sabri Bey de bu yasağa uyacak ama çocuklarının özel olarak dini bilgilerini de almalarını sağlayacaktır. Çocuklarına kızmadan, ikna yoluyla ve sabırla dini eğitimlerini vermeye çalıştı.

Necmeddin daha bir yaşını doldurmamıştı ki babasının tayini Afyon’a çıktı. Afyon’da onu etkileyen kişilerin başında Yörükzade Ahmet Fevzi isminde bir Nakşibendi şeyhi geliyordu. Bu zat Bolvadin’de Hasip Hoca medresesinin başındaydı. Bu medrese Medres-i Hasaniye olarak bilinir ve Gümüşhanevi tekkesinin önemli bir merkezidir. Mehmet Sabri bey fırsat buldukça Bolvadin’e giderek onu ziyaret eder, bu zatın vaazlarına katılırdı.

Yörükzade Ahmet Fevzi efendi, Mehmet Sabri beyin evine iade-i ziyaret için geldiği bir gün Necmeddin’in ağabeyleri olan Nizamettin ve Selahattin’in başını okşar. Daha sonra kucağına aldığı Necmeddin bebeğe de “Maşallah, çabuk büyü de derse yetiş, Ya Rabbi İslâm’a, Kur’an’a hizmetkâr eyle” diye dua eder. Daha bebekken Yörükzade’den dua alan Necmeddin Üniversite yıllarında kendisini ziyaret etmeyi sürdürecektir.

Ailenin yeni görev yeri Kayseri’dir. Burada Kemalettin dünyaya gelir. Kayseri Laleli Camii avlusu Necmeddin’in ilk İslâmi eğitim merkezi ve ilk oyun alanıydı. Namaz vakitlerinde yüzü okşanır, cebine harçlık konurdu. Ağabeyleri ile birlikte abdest alır, en son safta namaza dururdu. Bu çocukların namazda gösterdikleri adap, cemaatin takdirini kazanmıştı. Ezan okunurken hep birden ellerini açarlar, dua ederlerdi. Cemaatin en itibarlı kişileri bu çocuklar olmuştu. Bunun için Cami avlusunda oynamayı da hak ediyorlardı. Kimse onlara ses çıkartmazdı. Necmeddin ilkokula Kayseri’de başladı.

Babası Mehmet Sabri Bey daha önce, İstiklal Mahkemelerinde görevlendirilmeyi kabul etmediği için üzerinde çok büyük baskı vardı. Önce sakalını kesmesi için emir geldi. İstifa etmeyi düşündü ama eşi bu kararından vazgeçirdi. Bu defa Yargıtay’a göreve çağrıldı. Eşi Kamer Hanıma, “Ben Şeriattan ve hukuktan ayrılamam, Ankara’ya gidersem halim nice olur, Allah’a nasıl hesap veririm” diye içini döktüğünü çocukları da dinliyordu. Birkaç gün sonra eve gelir gelmez “hanım Yargıtay’a gitmemek için Trabzon’a tayinimi istedim. Bize yine yol göründü” dedi. Ankara’da bulunan arkadaşlarıyla yaptığı görüşmeler sonunda tayinini kendi isteğiyle Trabzon’a çıkartmıştı.

Aile Trabzon’da Pertev Paşa konağına oturur. Konağın geniş bir bahçesi vardır. Çocuklar Kayseri’de Cami avlusunda oynadıkları oyunları burada konağın bahçesinde oynamaya devam ederler.

Necmeddin çocuk yaşında iken zekâsının zirvesindedir ve kendine has özel oyunlar keşfetmektedir. Oyunların kuralını kendi koyar ve asla kaybetmez. Konağın bahçesinde kardeşleri ve memur çocukları ile beraber mesela devletçilik oyunu oynarlar, devlet başkanı kendisi olurdu. Başkasının devlet başkanlığını kabul etmezdi. Veya asker oyunu oynarlar kendisi komutan olurdu. Ayrıca “hep al - hep koy” adını verdiği bir oyun icat etmişti. Oyunda kullandıkları paraların üzerinde mürekkeple rakamlar yazılı idi. Bu parayı gerçek parayla satıyordu. Oyuna dâhil olmak için bu paradan almak şarttı. Erbakan bu oyunu daha sonra şöyle anlatacaktı: “Hiç unutmam. Çocuklar oyunlarımıza çok tutkun oldukları için devletin parasını verip, bizim paramızı alırlardı. Bizim paramız devletin parasından kıymetliydi. Çünkü oyunun zevkinden dolayı illa paramızı satın alırlar, oyuna dâhil olurlardı.”

Mehmet Sabri Bey ağırbaşlı bir ceza reisiydi. Namazında niyazındaydı. Hiç kötü alışkanlığı yoktu. Evinden işe, işten evine gider akşamları arkadaş toplantılarına falan gitmezdi. İyi derecede Fransızca bilirdi. Çok sabırlıydı. İnsanları uzun uzun dinler, sonra diyeceğini sakin sakin anlatırdı. Hiç kimseden hiçbir hediye kabul etmezdi. Bir gün eve bırakılan bir kuzuyu geri gönderirken eşine şöyle demişti: “-Çocuklar kuzuyu çok sevdi ancak bunun karşılığında benden bir şey isterlerse ya da dava ile ilgili bir talepte bulunurlarsa ben ne yaparım?”

Dindardı ama dindar olmanın söz de kalmaması gerektiğini, günlük yaşamda bu halin gösterilmesi gerektiğini düşünür, öyle yaşar, çocuklarını da öyle yetiştirirdi.

Mehmet Sabri bey, Trabzon’da da Gümüşhane tekkesinin şeyhi Abdurrahman Beşikci Efendiye yakınlık duyar ve Necmeddin’i onun eğitimine teslim eder. Necmeddin hem ailesinden hem de bazı hoca efendilerden aldığı eğitimle çocuk yaştan itibaren dini vecibelerini yerine getirmeye başlar. Abdurrahman Beşikci hoca, Mustafa Fevzi Efendi’den icazet almıştır. Necmeddin Erbakan bir sohbetinde, “Babam beni 9 yaşında iken Şeyh Abdurrahman Efendi’ye emanet etti. İlk derslerimizi ondan aldık” diyecekti.

Mehmet Sabri Bey, 1937 yılında emekli olunca aile İstanbul’a taşınır ve Fatih semtinden aldıkları eve yerleşirler. Trabzon’da ilkokuldan mezun olan Necmeddin, İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydedilir. Ortaokul ve Liseyi yatılı olarak burada okur. Mehmet Sabri Bey, sabah namazlarını Fatih Camiinde kılar, oğullarını da namaza kaldırır ve beraberinde camiye götürürdü. Özellikle Necmeddin dini konulara çok meraklıydı. Namazdan sonra da Hüseyin efendinin 1 saat süren hadis sohbetini dinlerlerdi. Mehmet Sabri Bey Nakşibendilik tarikatına olan yakınlığını özellikle Necmeddin’in de kazanmasını istiyor, onu dönemin âlimleri ile tanıştırıyordu.

Okulda hocaları Necmeddin’e Necmi derlerdi. Necmeddin çok çalışkan, çok başarılıydı. Bir gün Matematik hocası Hasan Fehmi bey derse girdi ve zor bir problem çözdü. Problemin çözümü 3,5 tahtayı kaplayacak kadar uzundu. Öğrenciler bir tahtayı yazıyorlar, siliniyor, hoca tekrar dolduruyordu.

Necmettin’in yazmadığını görünce, “sen niye yazmıyorsun” diye sordu. Necmeddin’in cevabı, “Efendim siz yarım tahtada çözülecek problemi 3,5 tahtada çözdünüz, niye yazayım ki?” diye cevap verince hoca renkten renge girdi ve tahtaya kaldırıp çözdürdü. Daha sonra Necmeddin’le özel olarak ilgilenmeye başladı. Necmeddin, hocanın nezaretinde sınıfa ders vermeye başladı. Felsefe hocası sıfırcı Avni, Kimyacı Refik Tunçok öğrencilere 5 den fazla not vermemeleri ile ünlenmişlerdi. Necmettin onlardan ilk defa 10 alan öğrenci olmuştu. Okulda sınıf arkadaşlarına, evde de kardeşlerine ders veriyor, öğretmenlik yapıyordu.

Namaz vakti gelince teneffüslerde namazını bir köşede kılardı. Okulda namaz kılan hocalar da vardı. Çoğu da Cuma namazına giderlerdi. Necmeddin okulda mescid açılması için idareye bir dilekçe verdi. Okul müdürünün cevabı şu oldu: “Sen bizim mülki idareyle başımızı belaya mı sokacaksın. Bizi bu işlere karıştırma. Dilekçeni geri al.” Necmeddin’in cevabı şöyleydi: “Bu kadar korku ve telaş buyurmanızı anlamış değilim. Dilekçem idarenizin, muhitçe takdirini kazanacak bir imkânın arzından başka bir şey değildir. Beden dersleri için bir salon tahsis ediliyorsa, dinimizin bize yüklediği mesuliyeti yerine getirmek için de en uygun yer bir ibadethanedir.” Böyle söyledi ve dilekçeyi geri almadı. Sonunda okulun çatı katında bir mescid yaptırıldı. Tek parti döneminde Necmeddin Erbakan’ın girişimiyle okulda mescid açılması büyük bir olaydı.

İki bin öğrencisi olan İstanbul Erkek Lisesi’nin 1942 – 1943 öğretim yılında çıkardığı iftihar kitabının iftihar listesinde Necmettin Erbakan’ın adı birinci sırada idi. Yani Necmeddin Erbakan okuldan birincilikle mezun olmuştu.

Büyük oğulları Nizamettin ve Selahattin’in doktor olduklarını gören Mehmet Sabri Beyin rahatsızlıkları artar ve 4 Nisan 1943 tarihinde vefat eder. Necmeddin’in Lise mezuniyetini göremez. Mehmet Sabri Beyin vefatı aile için tam bir yıkım olur. Eve ateş düşmüştü. Bundan sonra Kamer Hanım çocuklara hem babalık hem annelik yapacaktı.

Mehmet Sabri Beyin emekli maaşının bağlanması gecikmeli olarak bitmiş ama Mal Müdürlüğü maaş ödemek için ailenin tamamının gelmesini istemişti. Hep birlikte gittiler. Veznedar gerekli işlemleri yaptıktan sonra parayı sayarak Kamer Hanıma teslim etti ve “bir de siz sayın” dedi. Kamer Hanım da parayı Necmeddin’e verdi. Necmeddin parayı saydıktan sonra veznedara “bir yanlışlık var” dedi. Veznedar “ben yanlışlık yapmadım, parayı eksik vermedim” diye itiraz etti. Necmeddin’in cevabı şuydu: “Efendim parayı 340 lira yerine 400 lira vermişsiniz. 60 lira fazla. Biz bu parayı alamayız. Haram olur.” Veznedar “Reis beyin çocuğu olduğun belli” der ve bundan sonra maaş almaya tek kişi gelirse yeterlidir der.

Necmeddin Erbakan, 1943 yılında Yüksek Mühendislik Okulu’na kaydolur. 1944 yılından itibaren okulun adı İstanbul Teknik Üniversitesi olur, eğitim süresi de altı yıldan beş yıla düşürülür. Bu nedenle 1943 yılında girenlere bir sınavla 2. Sınıftan başlama hakkı verilir. Erbakan’da çok zor olan bu sınavı geçer ve 2. Sınıftan başlayarak kendisinden bir yıl önce aynı okula giren Demirel’le sınıf arkadaşı olur.

Necmeddin Erbakan iyi okullarda okuduğu ve iyi bir aile eğitimi aldığı için Üniversite hayatını da zorlanmadan başarıyla sürdürmüştür. Konuşmayı seven, medeni cesareti yüksek bir gençtir. Derslerinin yansı sıra çok sayıda sosyal faaliyetlere katılmıştır. Üniversite yıllarında, daha sonra Türkiye’nin idaresinde söz sahibi olacak birçok kişi ile okul arkadaşlığı yapmıştır. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recai Kutan, Osman Çataklı, Süleyman Karagülle bunlardan bazılarıdır.

Lisede yaptığı gibi burada da okula girdiği yıl bir kaç arkadaşı ile birlikte Dekanlığa bir dilekçe vererek mescid açılmasını sağlarlar. Bu mescid, yıllar sonra MNP, MSP, RP ve FP ile ANAP’ın kuruluşunda rol oynayanların, aynı zamanda dergâha bağlı olanların sohbet mekânı olmuştur. İTÜ’de okuyan inançlı gençler, Beyazıt Camii başta olmak üzere dergâhlara gidiyorlar, sohbetlere katılıyorlardı. Necmeddin Erbakan’ın, mescidde sık sık bir araya geldiği ve kendisinden üst sınıfta olan Ömer Kirazoğlu ile kurduğu dostluk, onun dergâhlara gitme isteğini daha da arttırdı. Zaten babası ile dergâhlara gitme alışkanlığı kazandığı için hiç zorlanmadı.

Beyazıt Camiinde yaşlıca, mütebessim çehreli ve tane tane konuşan bir zat hadis dersleri yapıyordu. Erbakan bu zatın sohbetini çok sevdi ve sürekli devam etti. Bu zat Gümüşhanevi şeyhi Serezli Hasip Efendi idi. Derslerine gelenler arasında Nurettin Topçu gibi düşünce adamları da vardı ama daha çok İTÜ’ lilerin hocasıydı. Erbakan bu zatı o kadar sevdi ki gittikçe bağlılığı arttı ve henüz 18 yaşında iken onun dergâhına intisap etti. Necmettin Erbakan’a çok büyük ilgi gösteren Hacı Hasip Efendi 1949 yılında vefat edince yerine Abdülaziz Bekkine Efendi geçer. Abdülaziz Efendi Zeyrek’te Ümmü Gülsüm Camiinde görevlidir. O cami aynı zamanda dergâhtır ve Necmettin Erbakan da o camiye yani dergâha devam eder. Mehmet Zahid Kotku Efendi ile o dönemde tanışırlar ve aynı anda Abdülaziz efendinin Hadis derslerine devam ederler. Necmeddin Erbakan hem Hasip efendinin hem Abdülaziz efendinin sohbetlerinden çok etkilenir ve bu dergâhtan ilişiğini kesmez. Necmeddin Erbakan her gün Abdülaziz Efendiyi görmeye gidiyor, sohbetlerine katılıyordu. Bazı günler sabah namazını kıldıktan sonra dönerdi. Dahası zaman zaman Abdülaziz efendi ile birlikte Beykoz sırtlarında bulunan Yuşa A.S. ın makamına giderek sabaha kadar ibadet ve sohbet ederlermiş. Abdülaziz Efendinin 1952 yılında vefatından sonra da yerine geçen Mehmed Zahid Efendiye bağlılığını sürdürür. Abdülaziz Efendi de daha sonra Mehmed Zahid Efendi de Hasip efendi gibi Necmeddin Erbakan’a özel ihtimam göstermişler ve onun en iyi şekilde yetişmesi için özel gayret etmişlerdir. En uzun beraberliği Mehmed Zahid Efendi ile olmuştur. Necmeddin Erbakan’ın önce Türkiye’de ilk motoru üretmesi, sonra da siyasete atılması Mehmed Zahid Efendinin izni, isteği, hatta teşviki ile olmuştur. Necmeddin Erbakan 27 Şubat 2011 tarihinde ebedi âleme irtihal eylemiştir. Gönlümüzde yaşamaya devam eden Erbakan Hocamıza doğumunun 99. yıldönümünde Rabbimden rahmetler niyaz ediyorum. Mekânı cennet olsun İnşaAllah…Yazımı onun için yazdığım şiirimle tamamlıyorum. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.

ERBAKAN HOCAM

Zor dönemden geçerken gözlerini açmıştın,

Gençliğin baharında haramlardan kaçmıştın,

İhsanı, fazileti çevrene hep saçmıştın,

Her dönemde hayırlı, güzel evlattın hocam,

Hak nurunu ruhuna sardın, kuşattın hocam.

****

Hakikat pınarının irfan suyundan içtin,

Tasavvuf fırınının aşk ateşinde piştin,

İslâm’ın gür sesiydin, cehd ile dolup taştın,

İmanın o doyumsuz tadını tattın hocam,

Hak davanın ipini çok sıkı tuttun hocam,

****

Tam bağımsız Türkiye hedefindi her daim,

Hayatta düsturundu çaba, gayret ve azim,

Allah’ın her emrine eksiksiz oldun teslim,

Bu uğurda cihadı gönlüne kattın hocam,

Güzellik kervanını kurdun yaşattın hocam.

****

Lider ülke yolunda engelleri hep aştın,

Ahlâk ve mâneviyat bayrağını sen açtın,

Reçetenle ülkeye şifalı bir ilaçtın,

Güçlü memleket için hep gayret ettin hocam,

Üretim, kalkınmada ülkeye yettin hocam.

****

Beldeyi muhayyere Konya sana yurt oldu,

Kalbin bu güzel şehrin sevgisi ile doldu,

Mevlâna’nın aşk yolu takip ettiğin yoldu,

Milletin hizmetinde erdin, yiğittin hocam,

Ulaştığın her ferdi mânen eğittin hocam.

****

Açtığın bayrağına bir anda binler koştu,

Akın akın gelenler senin yolunda coştu,

Halkımız sahip çıktı, engellemeler boştu,

İslâm’a zıt ne varsa elinle ittin hocam,

Hizmet için koşarken sanki bir jettin hocam.

****

Din, vatan sevdasının dışına hiç çıkmadın,

Ülke için gayretten yorulmadın, bıkmadın,

Nazik, kibar, zariftin, hiçbir gönül yıkmadın,

Milletinin aşkıyla tükendin, bittin hocam,

Huzur dolu bir dünya yolunda gittin hocam.

****

Maddede ve mânâda zirveydi hep amacın,

Anlıyordun halinden yetim, öksüz ve açın,

Bir çağlayan gibiydin, gücünü yıktın haçın,

Sebat ettiğin yolda yürekli, merttin hocam.

İslâm dostlarına dost, düşmana serttin hocam.

****

Batıya köleliğe asla razı olmadın,

Engeller karşısında hiç hüzünle dolmadın,

Çağın zalimlerinden korkup geri kalmadın,

Gafiller sandılar ki batağa battın hocam,

Son nefesine kadar bâtıla çattın hocam,

****

Zulmü ve sömürüyü durdurmaktı hep gayen,

Allah’ın rızasını kazanmaktı tek payen,

Milletin duasını almaktı tüm sermayen,

Ülkem için adeta sen bir milattın hocam,

Allah’a kul, Rasûl’e sadık ümmettin hocam.

****

“Hayat; iman ve cihad” ilkesi baş tacındı,

Ahkam-ı Kur’aniye mefkuren, amacındı,

Edep, ahlak, fazilet, hayatta mizacındı,

Verdiğin her mesajda belirgin, nettin hocam,

İslâm düşmanlarına en büyük settin hocam,

****

Dünya Müslümanları için büyük onurdun,

Zalim güçlere karşı D Sekizleri kurdun,

Siyonist planları millete sen duyurdun,

Bir ömür, Siyonizm’i halka anlattın hocam,

Dış gücün izlerini ülkeden attın hocam.

****

Yirmi Sekiz Şubat’tı zulüm, soygun, şaibe,

Buydu sana vurulan en son, en büyük darbe,

Darbeler senin için oldu manevi rütbe,

Yanan tüm gönüllere esen imbattın hocam,

Bilimde, siyasette sen bir üstattın hocam.

****

Batının köleleri yoluna taş koydular,

Millet sesine değil, dış güçlere uydular,

Maddi, mânevi bütün değerleri soydular,

Çok çileler çekerek zindanda yattın hocam,

Hak yolunda nefsini Allah’a sattın hocam.

****

Veda vaktin gelince uğurladı yüzbinler,

Arşı âlâya çıktı senin için âminler,

Vizyonun, misyonuna sahip çıktı mü’minler,

Basiret, firasetle zirvede zattın hocam,

İslâm terazisiyle her şeyi tarttın hocam.

****

Sen gidince daha çok anlaşıldı değerin,

Şimdi bütün dillerde bıraktığın eserin,

Yüreğimde özlemin, hasretin ve kederin,

Güzellik tohumunu ektin, donattın hocam,

Sen bizlere adeta ab-ı hayattın hocam.