Ekim ayı gelince tarlalarda bir telaş başlar. Çiftçi toprağı sürer, tohumu hazırlar, yağmuru bekler. Tohum toprağa düşer; bir süre görünmez olur. Ama toprağın altında sessizce kök salar, kışın soğuğuna hazırlanır. Bahar gelince filiz verir; yazın da başağa, ekmeğe dönüşür.

Ekim ayının adı da bu toprak telaşını hatırlatır. Fakat az kişinin bildiği bir ayrıntı var: Ekim, ayımızın adı her zaman değildi. Eskiden bugün kullandığımız ekim ayına Teşrinievvel denirdi. 10 Ocak 1945’te çıkarılan kanunla ayın adı Ekim oldu. Yani Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık yirmi iki yıl sonra…

Bu bilgi, güzel bir benzetmenin tarihî gerçeğini de gösteriyor: Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te ilan edildi; ayın adı ise daha sonra Ekim oldu. Öyleyse 29 Ekim’in Cumhuriyet’le buluşması, ay adının özellikle o günü işaret etmesinden değil. Fakat bugün geriye dönüp baktığımızda, “Ekim” sözü bize anlamlı bir çağrışım sunuyor: Bir milletin yarınları için toprağa umut ekmek…

Cumhuriyet de bir günde ilan edildi; ama onun kökleri yıllar süren mücadeleyle büyüdü. Cephede can verenlerin, yokluk içinde çalışanların, yurdunu yeniden ayağa kaldırmaya uğraşanların emeğiyle filizlendi. 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olduğunu kabul etti. O gün atılan adım, millet iradesini devlet yönetiminin temeline yerleştirdi.

Tarlaya atılan her tohum nasıl aynı günde başak vermiyorsa, bir ülkenin kazanımları da bir günde olgunlaşmaz. Bakım ister, emek ister, sabır ister. Üstelik çiftçi de bilir: Ekim zamanı bölgeye, toprağa ve hava şartlarına göre değişir; her yıl aynı sonucu almak garanti değildir. Tohumu doğru zamanda ekmek kadar, onu koruyup büyütmek de önemlidir.

Cumhuriyet de böyledir. Onu yaşatmak, yalnızca bayram günlerinde bayrak asmakla olmaz. Çalışmakla, üretmekle, birbirimize saygı duymakla ve çocuklarımıza bu ülkenin nasıl kurulduğunu anlatmakla olur. Her kuşak, kendinden sonrakilere daha güçlü bir ülke bırakmak için bir tohum ekmelidir: Kimi bilgiyi, kimi iyiliği, kimi emeği, kimi de vatan sevgisini…

Ekim’de toprağa düşen tohumun görünmeyen kökleri, yarının başağını taşır. Cumhuriyetimizin temelleri de görünmeyen nice emeğin, fedakârlığın ve umudun üzerinde yükselir. Bu yüzden 29 Ekim bize yalnızca geçmişi hatırlatmaz; geleceğe karşı sorumluluğumuzu da anlatır.