Gerek bölgesel üretim gücü gerekse ihracat potansiyeliyle Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan şehirlerin başında Konya geliyor. Son yıllarda geçirdiği endüstriyel dönüşüm ve sanayi altyapısındaki ivme, şehri sadece yerel bir üretim merkezi olmaktan çıkarıp küresel tedarik zincirlerinin önemli bir parçası haline getirdi.

Konya Ticaret Odası (KTO) Başkanı Selçuk Öztürk’ün oda seçimlerinden sonra ilk meclis toplantısında son yaptığı kapsamlı değerlendirmeler de tam olarak bu gerçekliğin altını çiziyor. Yerelde güçlenmeden küreselde var olmak, küresel riskleri doğru okumadan da yerel üretimi korumak mümkün değil.

Dünya ekonomisi, alışılagelmiş kalıpların ötesinde, jeopolitik gerilimlerin yön verdiği yeni bir dönemeçten geçiyor. 2026 yılının ekonomik tablosunu incelediğimizde; Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların enerji maliyetleri üzerindeki baskısı, ABD ile Çin arasında tırmanan teknoloji ve ticaret savaşları ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa pazarı üzerindeki artçı etkileri öne çıkıyor. Bütün bunlar, küresel ticaretin geleneksel yapısını kökünden sarsıyor.

Böyle bir atmosferde, korumacı ticaret politikalarının yükselişe geçtiği ve yüksek kamu borçlarının küresel büyümeyi baskıladığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Küresel sistem enerji dönüşümü, dijitalleşme ve demografik değişimlerle yeni bir denge ararken, reel sektör için tek bir çıkış yolu kalıyor: Maliyetleri rasyonel yönetmek, verimlilik odaklı yatırımlara ağırlık vermek ve her zaman alternatif pazarlara erişim kanallarını açık tutmak.

Madalyonun Türkiye tarafına baktığımızda ise gündemin merkezinde sıkı para politikası ve dezenflasyon süreci yer alıyor. Uygulanan politikaların etkileri sahada her geçen gün daha net hissedilirken, fiyat istikrarı yolunda atılan adımların kademeli meyvelerini görmek memnuniyet verici. Eylül 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonunun %29,73 seviyesine gerilemesi, dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdüğünü gösteriyor. Yıl sonuna dönük %28–28,5 enflasyon ve %2,7–3 bandındaki büyüme öngörüleri, ekonomide dengelenme arayışının devam ettiğini ortaya koyuyor.

Ancak bu sürecin reel sektöre yansıyan madalyonunun öteki yüzünü de göz ardı edemeyiz. Yüksek faiz ortamı, işletmelerin finansmana erişimini sınırlandırırken; yeni yatırım kararlarını geciktiriyor ve işletme sermayesi yönetimini oldukça zorlaştırıyor. Fiyat istikrarı nihai hedef olmakla birlikte, bu patikada ilerlerken üretimin, yatırım iştahının ve istihdam kapasitesinin zarar görmemesi kritik önem taşıyor. Çarkların dönmeye devam etmesi, enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği açısından da en az rakamsal hedefler kadar hayati.

Tüm bu küresel ve ulusal çalkantıların ortasında KTO Başkanı Öztürk’ün çizdiği vizyon, yerel odaların ve iş dünyası temsilcilerinin üstlenmesi gereken rolü açıkça gösteriyor. Konya’nın ülke ekonomisindeki ağırlığını artırmanın yolu; firmaların sadece üretim hacimlerini büyütmekten değil, rekabet güçlerini ve teknolojik kabiliyetlerini yukarılara taşımaktan geçiyor.

Mesleki eğitimden dijital dönüşüme, verimlilik çalışmalarından dış ticaret ağlarının geliştirilmesine kadar her alanda üyelerine rehberlik eden KTO’nun kurumsal altyapısı, tam da bu dönemde büyük bir fırsat sunuyor. Şehrin tüccar ve sanayicisinin bu imkânlardan azami düzeyde yararlanması, değişen küresel düzene uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır.

Dünya ekonomisi yeni bir düzende kabuk değiştirirken Türkiye ekonomisi de kendi iç dengelenmesini sağlamaya çalışıyor. Fiyat istikrarı hedefine doğru yürürken, reel sektörün üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak finansal ve kurumsal mekanizmaları ayakta tutmak zorundayız. Değişen şartlara hızlı adapte olan, verimliliği merkeze koyan ve yenilikçi büyüme modelleri geliştiren kentler ve işletmeler, önümüzdeki dönemin kazananları olacaktır.

Yeni dönemin Başkan Öztürk ve ekibine hayırlı olmasını diliyor, Konya nın Ülke ekonomisine imza atacak çalışmalarla rekabetçi düzende önemli bir yer tutmasını bekliyoruz.