Çumra’nın Türkmencamili Mahallesinde yaşayan İbrahim Sarılar, ailesinin yüzyıllar önce Suriye’den Anadolu’ya taşıdığı tarihi tepsi ve siniyi ilk günkü heyecanla korumaya devam ediyor. Osmanlı imparatorluk döneminden kalan ve yaklaşık 250 yıllık geçmişe sahip bu özel eşyalar, sadece birer antika değil, aynı zamanda köklü bir ailenin göç destanını günümüze taşıyor. İbrahim Sarılar, atalarından miras kalan bu tarihi eserlerin hikâyesini ve ailesinin geçmişten günümüze uzanan yolculuğunu detaylarıyla paylaştı.

‘DEDEM CİRİT YARIŞINDAKİ TALİHSİZ KAZADA VEFAT ETTİ’
Ailesinin Anadolu’daki ilk durağının Karapınar olduğunu belirten İbrahim Sarılar, Osmanlı döneminde Suriye’den yola çıkan atalarının izini şu sözlerle anlattı: “Dedem Sarısüleymanoğullarından İbrahim Bey, Karapınar’ın Hotamış bölgesinde beylik yapıyordu. Kendisi Hotamış beyiyken katıldığı bir cirit yarışında atın üzengisine ayağının takılması sonucu talihsiz bir şekilde vefat etmiş. Dedemin vefatının ardından bölgedeki Türkmen boyları Karaman, Karapınar ve Çumra başta olmak üzere toplam 32 farklı köye dağılmışlar. Biz de 1900’lü yılların başında Çumra’nın bu mahallesine gelerek yerleşmişiz.”

CİVARDAKİ YEDİ KÖYÜN İBADET MERKEZİ: TÜRKMENCAMİLİ
Yerleştikleri mahallenin isminin ardında yatan tarihi geçmişe de değinen Sarılar, mahallelerinin eski dönemlerde bölgedeki en önemli merkezlerden biri olduğunu ifade etti. Eskiden köy statüsünde olan Türkmencamili’nin adının nereden geldiğini açıklayan Sarılar, çevredeki yedi farklı köyde cami bulunmadığı dönemlerde, kendi köylerinde hem cami hem de medrese olduğunu belirtti. Cuma günleri civar köylerden gelen halkın ibadet için bu köye akın ettiğini, mahallenin adının da bu dini ve kültürel işlevden geldiğini vurguladı.

MİSAFİR ODALARINDAN GÜNÜMÜZ SOFRALARINA TAŞINAN MİRAS
Görkemli geçmişin en somut simgeleri olan metal tepsi ve siniyi yıllardır özenle muhafaza ettiklerini dile getiren Sarılar, geleneksel yaşam tarzının değişmesiyle bu eşyaları günlük hayatlarına dâhil ettiklerini söyledi. Eskiden misafirleri ağırlamak için kullanılan özel müstakil misafir odalarının varlığından bahseden Sarılar, babasının vefatına kadar bu odaların korunduğunu aktardı. Zamanla eskiyip yıkılan misafir odasının ardından ata yadigârı eşyaları eve getirdiklerini ifade eden Sarılar, bugün evlerine gelen konuklara çay, kahve ve meşrubat ikramlarını bu tarihi tepsiyle yaptıklarını, yemeğe gelen misafirleri ise asırlık sinide ağırladıklarını belirtti.
ESERLERİN ÜZERİNDEKİ OSMANLICA YAZILAR TARİHE IŞIK TUTUYOR
Üzerlerinde ince işçiliklerin ve tarihlerin yer aldığı tepsi ve sininin yaşını Osmanlı Türkçesi bilen uzmanlar aracılığıyla öğrendiklerini aktaran İbrahim Sarılar, tarihi objelerin üzerindeki detayları paylaştı. Okunabildiği kadarıyla tepsinin üzerinde Hicri 1173 tarihi ile Hacı Hasan isminin, sininin üzerinde ise Hicri 1133 tarihi ile Hacı Mehmet isminin yazılı olduğunu ifade etti. Yapılan değerlendirmelere göre günümüzde kullanılan Miladi takvim uyarlandığında sininin 1720’li, tepsinin ise 1760’lı yıllarda üretildiği anlaşılıyor. Üzerlerindeki isimlerin ise bu eşyaları imal eden ustalara ya da ilk sahiplerine ait olduğu düşünülüyor. Zamana meydan okuyan bu tarihi miras, Sarılar ailesinin evinde geçmişle geleceği aynı sofrada buluşturmaya devam ediyor.






