Yeni eğitim – öğretim yılının çocuklarımıza, öğretmenlerimize, velilere, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını, hayırlar getirmesini temenni ve niyaz ediyorum. Eğitim konusunda daha önce de çok yazılar yazdım. Ben de bir eğitimciyim. Bu sebeple eğitime çok değer verir, her şeyden daha çok önemserim.
Eğitim bir ülkenin can damarıdır. Eğitim bir ülkenin kalkınmasının, ileri gitmesinin en önemli göstergesidir. Eğitim düzeyi yüksek ve kaliteli olan ülkelerin ileri ülkeler seviyesine ulaşması oldukça kolaydır. Bir ülkenin kalkınmasının ve yükselmesinin temeli eğitimle başlar.
Ülkemizde eğitim öğretim faaliyetinin yapıldığı bu sistem, adı Milli Eğitim olan Bakanlığa bağlanmıştır. “Milli” kelimesinin sözlük anlamına bakıldığı zaman; Millete ait, yerli, milletle alâkalı, millete mensup, millete özgü gibi anlamlara geldiği görülür.
Milli Eğitim denince de, milletimize ve milletimizin mensup olduğu din ve değerlere özgü, onlara dayalı, temelini kültür ve inançlarımızdan alan, maneviyat duygusu içinde bir gençlik yetiştirme çabası içinde olan eğitim sistemi akla gelir.
Adında “Milli” kelimesi geçen Bakanlığın faaliyetlerinin milletimizin manevi yapısına, inançlarına ve kültürel değerlerine uygun olmasının beklenmesi gayet doğaldır. Zaten adına özellikle Milli kelimesinin konmuş olmasının anlamı budur.
Peki ülkemizdeki adı Milli Eğitim olan sistem ne kadar Millî’dir? Bu sorunun cevabını müspet olarak verebilmeyi ne kadar isterdim. Ahlaki yapının gittikçe bozulduğu, aile yapısının dağılmaya yüz tuttuğu, boşanmaların büyük artış gösterdiği, hırsızlık ve uyuşturucu kullanım yaşının 12- 13 lere kadar düştüğü, saldırganlık, tecavüz ve cinayetlerin büyük boyutlara ulaştığı, maddiyat yüzünden insanların anne babalarını bile gözünü kırpmadan öldürdüğü bir ülkede iyi bir eğitimin hele hele Milli Eğitimin varlığından söz etmek mümkün değildir. . Türkiye’de uygulanmakta olan eğitim sistemi maalesef iyi, güzel, yararlı ve verimli insan yetiştirmekten uzaktır. Evlatlarımız mevcut eğitim sistemi içinde maneviyatlarını üst düzeye çıkaracak, Allah’a olan bağlılık ve ahirette hesap verme düşüncesi, vatan, millet, bayrak, özgürlük sevdası uğruna canlarını bile vermeye hazır bir duygu ile ne kadar bezeniyorlar?
Bunlar eğitimin Milli olmasının temel taşlarıdır.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki her şeyin başı eğitimdir. Anne karnında başlayan ve hayat boyu kesintisiz devam eden eğitim, doğumdan itibaren anne, baba ve eğitimciler tarafından en iyi şekilde sürdürülmelidir. Bir ferdin kaliteli ve kapasiteli olup olmamasından tutunuz, bir ülkenin kalkınma ve gelişme derecesine kadar bütün olayların temel sebebi eğitimdir.
Bir ülkede terör, cinayetler, tecavüzler, hak gaspları gibi aklınıza gelen her türlü kötülüğün de hak, adalet, huzur ve güven gibi aklınıza gelen her türlü iyilik ve güzelliğin de kaynağı eğitimdir.
Bir ülkede eğitim sistemi kalitesiz, bozuk, aksak, yetersizse ve manevi eğitim eksikliği varsa her türlü kötülüğün, her türlü belanın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Yeni yetişen neslin manevi eğitimden yani Allah inancından, Ahiret duygusundan ve hesap verme anlayışından uzak yetişmesi çok kötü bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.
Her insanın başına bir polis, bir jandarma dikemezsiniz. Ama her insanın gönlüne Allah korkusu, yaptıklarının bir gün hesabını vereceğine inanma duygusu, Ahiret inancı, Cennet ve Cehennem anlayışı yerleştirebilirsiniz. Bunu yapmanın yolu da eğitimden geçmektedir.
Manevi Eğitimden yoksun ve maneviyatı terk eden toplumların gidişatı çok tehlikeli sonuçlar doğurur. Onun için manevi eğitim ile donanmış ve yüreği Allah inancı ile yoğrulmuş bir nesil yetiştirmek zaruridir. Mevcut eğitim sistemi, çocuklarımızın milli ve manevi duygularını geliştirmekten uzaktır. Bu eğitim sistemi ile temel değerlerimize bağlı bir neslin yetişmesi mümkün değildir.
En önemlisi de müfredat; manevi eğitime, bizim kendi kültürümüze ve tarihimize uygun duruma getirilememiştir. Şu andaki müfredat bizim bünyemize uygun değildir.
Bu konuda 28 Şubat’ın getirdiği kesintisiz eğitime son verilerek olumlu bir adım atılmış, Kur’an-ı Kerim ve Siyer dersleri seçmeli olarak müfredata konmuştur ama bunlar yeterli olmamış, yıllardır okutulan değerlerimizden uzak ders konuları aynen devam etmektedir. Eğitimde kalite bir türlü yakalanamamış, istenilen seviye bir türlü tutturulamamıştır. Eğitim sistemimiz dünya çapında söz sahibi olacak bireyler yetiştirmede aciz kalmıştır.
Üniversitelerimiz dünyada adından söz ettiren bir ilim adamı yetiştiremiyor. Bu sistem bol bol diplomalı cahiller yetiştiriyor. Üniversitelerimizden mezun olan gençlerimizin çoğunluğunun maalesef kültürümüzden ve manevi değerlerimizden haberleri yok.
İnsanımız sadece parayı, malı ön planda tutar hale geldi. Sadece para, mal, mülk insanımız için kutsal görülür hale geldi. Tam manası ile manevi duygularla bezenmeden eğitimini tamamlayan gençlerimiz zamanı geldiğinde vatan için, din için, bayrak için, milli ve manevi duygular için ölümü göze alabilir mi? Kendi branşında bile yarım yamalak bir halde üniversitelerden mezun olan gençlerimizin bu ülkeye verebilecek neleri olabilir?
Diğer yandan 4+4+4 eğitim sistemi mesleki alana da büyük bir darbe vurmuştur. Yıllardır hiçbir meslek alanında usta yetiştiremiyoruz. Bu gidişle 10 -15 yıl sonra sanayi kollarında usta bulamayacağız. Niçin mi? 12 yıl mecburi eğitim olan bir ülkede 18 -19 yaşına gelmiş olan bir genç o yaştan sonra gidip de sanayide çırak olur mu? Elbette olmaz. Usta olmak için çıraklıktan başlamak, kalfalıktan geçmek gerekir. 12 yaşındaki bir çocuğun şayet okuma istidadı yoksa bir sanayi kolunda çırak olarak çalışmaya başlaması kolaydır. Ancak 18 yaşına gelmiş bir delikanlıyı o yaşta çıraklığa gönderemezsiniz.
Herkes okuyacak diye bir şart yoktur. Ülkemizin çeşitli dallarda ustalara da ihtiyacı vardır. İyi yetişen bir usta, üniversite mezunu olarak çalışan birçok kimseden çok daha fazla para kazanmaktadır. Zaten her üniversite mezunu da iş bulamamaktadır. Sokaklar üniversite mezunu olan işsizlerle doludur. Bu sebeple okuma yeteneği olmayan çocuklarımızı illa okuyacaksın diye zorlamanın anlamı yoktur. Bu çocuklarımızın geleceğin ustaları olarak yetişmeleri sağlanmalıdır. Eğitimde yapılması gereken şu 2 temel adım derhal atılmalı, hemen uygulamaya geçirilmelidir.
1- 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmelidir. İlk 5 yıldan sonra eğitim mecburi değil, isteğe bağlı olmalıdır. Hiç yapamazsanız 1970 li, 80 li yılların eğitim sistemini getirip aynen uygulayın. Bizim öğrencilik yaptığımız o yıllarda 5 yıllık ilkokuldan mezun olan çocuk 1 yıl Kur’an Kursuna gönderilir, sonra ya hafızlığa veya ortaokula devam eder, okuma yeteneği yoksa da sanayiye yönlendirilirdi. O yıllarda okumayarak sanayiye giden çocuklar sonraki yılların çok iyi ustaları olarak yetiştiler. 5 yıllık ilkokul eğitiminden sonra kesinlikle yönlendirme yapılmalıdır.
2- Materyalist zihniyetli insan yetiştirmeye müsait olan ve dünya çapında kendini kabul ettirmiş büyük ilim adamları yetiştirmekten de uzak olan eğitimin müfredatı; milli ve manevi duygularla yoğrulmuş bir nesil ile ilmî seviyesi dünya çapında ses getiren, her sahada kendini ispatlamış insanlar yetiştirmeye müsait hale getirilmelidir. En kısa sürede mevcut müfredat kökten değiştirilmeli, bünyemize uygun hale getirilmeli, yeni nesillerimize kendi kültür ve tarih yapımıza uygun eğitim verilmeli ve manevi eğitim tüm okullarımızda yaygınlaştırılmalıdır. Bu konuda örnek, dünya çapında ilim adamları yetiştiren Osmanlı eğitim sistemidir. Araştırın ve uygulayın.
Başka bir şey aramaya gerek yoktur. Bu 2 temel adımın atılması sağlanırsa bu temelden yükselecek bina daha sağlam olacak ve kaliteli, nitelikli, kapasiteli, maddi ve manevi anlamda dolu dolu bir gençlik yetişmesi sağlanmış olacaktır. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.