ABD’nin Müslüman ülkelere karşı saldırı ve işgal girişimi 11 Eylül 2001 yılında meydana gelen ikiz kulelerin vurulması ile başladı.

Kimler tarafından vurulduğu belli olmayan hatta kendisi tarafından vurulduğu bile konuşulan ikiz kuleler olayını bahane eden ABD, NATO güçleri ile birlikte El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i yakalama gerekçesi ile Afganistan’a saldırdı ve işgal etti.

Daha sonra ABD öncülüğündeki Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri 20 Mart 2003 tarihinde, Saddam Hüseyin'in nükleer ve biyolojik silahlar geliştirdiği ve El Kaide ile bağları olduğu gerekçesiyle Irak’a saldırı başlattı. Irak’ı özgürleştirme olarak adlandırılan saldırıda 1 milyon Müslüman Iraklı öldürüldü ve Irak işgal edildi.  

Libya’da Arap Baharının etkisiyle iç savaş yaşandı. 23 Ağustos 2011 tarihinde Trablus'un düşmesiyle Kaddafi rejimi yıkıldı. Kaddafi 20 Ekim 2011 tarihinde, Sirte'de, ABD öncülüğünde NATO destekli Ulusal Geçiş Konseyi askerleri tarafından yakalanarak feci şekilde linç edildi ve sonrasında vuruldu.

Bu ülkelerin yönetimleri İsrail’e karşı oldukları için ABD tarafından cezalandırıldılar. Filistin topraklarını işgal ederek bölgeye yerleşen ve 1948 yılında devlet olan İsrail böylece kendisini dokunulmaz olarak görmeye başladı.

ABD’nin desteğiyle istediği ülkeye saldıran İsrail; 77 yıldır Filistin Müslümanlarına kan kusturmakta, 20 aydır Gazze’de katliam ve soykırım uygulamakta Suriye, Lübnan ve Yemen’e saldırılarda bulunmaktadır. Bunlarla da yetinmeyen Siyonist İsrail geçen hafta İran’a saldırı başlatmıştır.

Yaptığı saldırının temel nedenini İran’ın nükleer silaha sahip olma faaliyeti olarak açıklayan İsrail, ABD ve İngiltere’nin de tam desteğini alarak bütün gücüyle saldırılarını yoğunlaştırmaktadır. İlk günkü saldırılara hazırlıksız yakalanan İran kısa sürede toparlanarak karşı saldırıya geçti ve İsrail’e tarihinde görmediği şekilde zayiat vermeye başladı.

Gazze’yi 20 aydır bombalayarak 30 bin çocuk ve kadın katleden İsrail, İran saldırılarında ölen bir çocuğu göstererek utanmadan “İran sivilleri öldürüyor” yaygarası yapmaktadır. Kısmen de olsa Gazze’nin yaşadığını yaşaması ile batıyı ve ABD’yi yardıma çağıran İsrail, Yahudi lobisi ile Trump üzerinde büyük bir baskı kurarak ABD’yi de fiilen savaşa katılmaya zorlamaktadır. Bu baskıya daha fazla dayanamayan Trump, Ortadoğu’ya uçak gemilerini ve bombardıman uçaklarını göndermeye başlamıştır. ABD uçaklarının da İran’ı bombalamaya başlaması an meselesidir. Trump, İran’ın koşulsuz olarak teslim olmasını istemektedir.

Biz bu oyunu daha önce görmüştük. Irak’ı aynı şekilde nükleer silaha sahip olma bahanesi ile işgal eden ABD, 1 milyon Müslümanı katlettikten sonra “yanılmışız, Irak’ta nükleer silah çalışması yokmuş” diyebilmiştir.

İran her ne kadar uranyum zenginleştirme faaliyetlerini nükleer silah yapmak için değil nükleer enerji üretimi için yaptıklarını söylese de “hayır sen nükleer silah yapacaksın” diyerek saldıran İsrail kendisinin sahip olduğu silaha başka bir devletin sahip olmasını kabul etmemekte, ABD’yi de arkasına alarak bir haydut gibi ona buna saldırmaktadır.  

Bu haydut devlete destek veren, İsrail ne yaparsa yapsın her saldırısına katkı yapan ABD ve yandaşları da haydut başı olarak tarihteki yerini almışlardır. Neymiş efendim, İsrail’in kendini savunma hakkı varmış. Yahu şu anda İsrail savunan değil saldıran taraftır. Gazze’ye, Suriye’ye, Yemen’e, Lübnan’a ve İran’a saldıran İsrail değil midir? Bu saldırılara ilk olarak cevap veren İran olmuştur. İran saldıran değil savunan taraftır. Savunma hakkı sadece İsrail’in midir? İsrail’in savunma hakkı var da İran’ın veya başka bir ülkenin kendini savunma hakkı yok mudur?

Şu anda dünya ikinci dünya savaşından sonra en kritik, en tehlikeli, en riskli günleri yaşamaktadır. Savaşa ABD’nin de katılması ile dünyanın, üçüncü dünya savaşına sürüklenmesi an meselesi olacaktır. Bu aşamaya gelmeden Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeler çok önemli, çok değerlidir. Cumhurbaşkanımız barışın tesisi için bütün gücünü kullanmaktadır.

Bütün girişimlere rağmen ABD’nin de dâhil olması ile bu savaş İran’ın yenilgisi ile bitse bile İsrail ve ABD burada durmayacaklardır. Yukarıda bahsettiğim gibi bütün Müslüman ülkeleri tek tek işgal eden bu haydut devletlerin son olarak Türkiye’ye yöneleceklerinden şüphe yoktur. Ancak şunu bilsinler ki Türkiye sıradan bir ülke, sıradan bir devlet değildir.  

İsrail’in İran’a saldırısı bir ülkenin hava sahasının korunmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. İran’ın hava savunma sistemi çok zayıf olduğu için İsrail uçakları istediği zaman gidip İran’da her yeri vurabilmektedir. Buna karşılık İsrail’in kuvvetli bir hava savunma sistemi olduğu için İran’ın attığı 100 füzeden 7, 8 i hedefe ulaşabilmekte, diğerleri havada imha edilmektedir.

Türkiye son yıllarda savunma sanayi konusunda önemli adımlar atmıştır. 23 yıldır Türkiye’nin başında savunma sanayine önem veren, milli üretime ağırlık veren bir yönetimin bulunması ülkemiz için çok büyük bir şanstır. Bir toplu iğne bile üretemediğimiz daha önceki yıllarda olduğu gibi milli sanayi ve savunma sanayi anlayışından uzak yönetimler işbaşında olsa idi halimiz nice olurdu.

Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yapılan faaliyetler ile Türkiye, savunma sanayiinin büyümesi, yerli üretimi teşvik etme ve dışa bağımlılığı azaltma hedefleri doğrultusunda stratejik bir öneme sahip olmuştur. Türkiye; İHA VE SİHA’lar başta olmak üzere Korkut, Hisar A, Hisar O, Gökdemir, Gökberk,  Göker, Siper, Sungur, Gürz gibi Hava Savunma Sistemleri, Anka Lazer Savunma Sistemi, ayrıca Akıncı ve Kaan gibi savaş uçakları gerçekleştirme aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Bütün bunların ötesinde Türkiye’nin hava sahasının tamamını korumak için kurulmakta olan 3 katmanlı çelik kubbenin de tamamlanması ile ülkemizin nereden nereye geldiğini görmek ve anlamak tam manası ile mümkün olacaktır. 

İstedikleri ülkelere bir bahane ile saldıran ve işgal eden haydut devletler ABD ve İsrail ile yandaşları olan batılı ülkeler, İslâm ülkelerinin birbirleri ile kopukluğundan, birlik ve beraberlikten yoksun olmalarından yararlanarak Müslüman ülkelerin güçlerini, imkânlarını birer birer yok etmektedir. 55 İslâm ülkesinin ve 2 milyar Müslümanın yüreği toplu olarak çarpsa idi bu saldırıların, işgallerin ve katliamların olması mümkün olmazdı. Cumhurbaşkanımızda olan basiretin, ferasetin, cesaretin diğer İslâm ülkeleri yöneticilerinde de olması en büyük temennimizdir. Gazze olaylarının başından beri Cumhurbaşkanımız yalnız kalmasa ve yaptığı girişimlere olumlu cevaplar alsa idi ne Gazze, ne İran bu hâle düşmezdi.

Bir de şu var. Bazı kardeşlerimiz “İran geçmişte yaptıklarını buluyor” diyerek İran’ı suçluyorlar. Gerçekten İran geçmişte çok büyük hatalar yaptı, Türkiye’ye düşmanlık yaptı, Suriye’de sunni Müslümanları katletti ama şu anda değil mi ki Siyonist zalim İsrail ile savaşıyor, İran’ın yanında olmak hem imani hem de insani bir görevdir. Dilerim Allah’tan zalim İsrail, Gazze’ye yaşattıklarını bin fazlası ile yaşar. İsrail tarihinde ilk defa kısmen de olsa bu acıyı yaşıyor. Acısı daha da artsın İnşallah. Herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var. Bakalım olaylar nasıl gelişecek? Yüce Allah Müslümanlara yardım etsin, haydut devletleri kahretsin. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.