Günlük hayatta hep dostlarımızdan bahsederiz. Yarın bir dostuma gideceğim, havadan sudan konuşacağım, kafamı dağıtacağım gibi laflar ederiz.
Pek âlâ dost nedir? Dost kime denir? Her samimi olduğumuz insan bizim dostumuz olabilir mi? Dostlukta sevginin derecesi nedir? Bu sorular üzerine uzun uzun düşünmek gerekir. Sahi hiç dostumuz var mı?
Dost nedir? Bana göre dost, seninle aynı acıyı ve sevinci paylaşan, seninle ağlayan seninle gülen, yarım ekmeğini bölüşüp birlikte yiyen, sırrını saklayabilen ve canını emanet edebildiğin insan senin dostundur. Demek ki insan dost seçerken karşısında güvenebileceği birini arıyor. Her şeyden evvel kendine sırdaş arıyor.
Dost seçerken çok seçici olmak zorundayız. İnsanları iyice tanımadan, huyunu suyunu bilmeden onlara gereğinden fazla açılmamalıyız. Eğer birinin yanında bir kelam edip o kelamı başka bir toplulukta birisinin ağzından duyarsanız o kişi sizin dostunuz değildir. Dost edinmek kolay değildir. Onları belirli bir tecrübeden geçirdikten sonra kendimize dost ediniriz. Mesela başkasına zarar vermeyecek şekilde bir laf ederiz. Ama lafını ettiğimiz kişi durumdan haberdardır. Eğer ettiğimiz söz, ertesi gün adı geçen şahsa iletilmişse bil ki o dost değildir. Çünkü o kişi, sır saklamasını bilmiyordur. Kendisine emanet edilen bir sırrı saklayamayıp ifşa eden kimse dost değildir.
Yıllar önce İstanbul'a bavulumu alıp gittiğim zaman yabacı bir çevrede tek başınaydım. Güvenebileceğim, sırtımı yaslayabileceğim, başımı omzuna koyup gerektiğinde ağlayıp teselli bulabileceğim bir kimse yoktu. Resmi dairede birkaç arkadaşım oldu. Dost olabilir miyim diye ben yaklaştıkça onlar kaçtı. Velhasıl hiç dostum olmadı.
1995'te Bağcılar-Yenimahalle'ye taşındık. Apartmandaki komşularla dostane ilişkilerimiz oldu. Ama içlerinden biri var ki candan ileri oldu. Şermin Altunbaş.
Şermin Abla benim için gerçek bir dost oldu. Onda uzakta bulunduğum annemin kokusunu aradım. Bana gerçekten bir anne şefkatiyle yaklaştı. Hiç ablam olmadığı için hep bir abla ihtiyacı hissederdim. Bendeki bu açığı doldurdu. Bana her zaman bir kardeş gibi yaklaştı. Herhalde biyolojik bir ablam olsaydı ancak bu kadar sevebilirdim. Ne zaman sıkılsam, konuşacak birini arasam hep yanımda oldu. Çocuklarım küçüktü, en büyük yardımcım ve destekçim oldu.
1999'da Gölcük Depremi İstanbul'da korkunç bir şekilde hissedildi ve herkes can havliyle kendisini dışarı attı. Önce ne olduğunu anlayamadım. Eşime, Sadık kalk, ölüyoruz! dedim. Gayet soğukkanlı bir şekilde Deprem oluyor, yerinden kıpırdama sağa sola savrulursun! dedi. Meğerse o da pencereden dışarı bakmış, bizim binanın rükû'a varır gibi eğilip doğrulduğunu sörmüş. Sarsıntı geçtikten sonra bizde çocukları giydirerek, bir kilim ve battaniye alarak aşağıya indik. 45 Saniye süren o kıyamette dışarısı mahşer yeri gibiydi. Kimisi yalın ayak, kimisi pijamalı, örtülü hanımların saçı başı açık vs. İnsanlar şaşkın oradan oraya koşuşturuyor. Bu kişilerin arasında biri vardı ki yana yakıla birini arıyor: Şermin Ablam. Acaba Anuş sağ mı, çocuklarıyla birlikte aşağıya inebildi mi? diye beni görmeye gelmiş. Halbuki kendisinin zaten hasta bir çocuğu vardı. Onu aşağıya indirip akrabasına emanet ettikten sonra beni aramaya çıkmış. Allah ondan ve sevdiklerinden razı olsun.
2008 Haziranından beri Şermin Abla'dan fiziki olarak ayrıldım, ama ruhen asla ayrılmadık. İstanbul'dan Konya'ya taşınmak bana ölüm gibi gelmişti. Çünkü arkamda 15 senelik komşularım, sevenlerim, dostlarım ve hepsinden önemlisi Şermin Ablam kalmıştı. Konya'ya alıştım; zaten ailem Konya'da yaşıyordu; ama Şermin Ablamın yokluğuna bir türlü alışamadım.
Şermin Ablam şu anda İstanbul'da yalnız. Akrabaları, çoluk çocuğu var; ama gönül ister ki dertlerini paylaşacağı bir de can dostu başucunda olsun. Ben çok istememe rağmen onun yanında olamıyorum. 11 yıldır rahatsız olan ablam tekrar ameliyat oldu. Her başım sıkıştığında, darda kaldığımda yanımda olan Şermin Ablamın ben yanında olamıyorum. Bazen eş, bazen iş, bazen çoluk çocuk insanın ayağına bağ oluyor. Ha deyince gidemiyorsun, bir yerlere kıpırdayamıyorsun.
Bu gün yine namazda boğazıma bir şey tıkandı. Yutkundum yutkunamadım. Namazı zor tamamladım. Birden ağlamaya başladım. Sanki birden kötü bir haber alacakmışım gibi geldi. Düşüncesi bile beni korkuttu. Ondan ebediyen ayrılmaya hiç hazır değilim. Allah gecinden versin. Hakkında hayırlısını versin.
Şermin Ablam, sana olan özlemimi bu satırlara dökerek gidermeye çalışıyorum. Allah sana acil şifalar ve dayanma gücü versin. İnşallah sağlığına kavuşursun da yine birlikte oluruz.
Sevgili dostlar, siz de benim gibi kalıcı, ebedî dostluklar endin ve dostluğun kıymetini bilin. Ebedi dostluklar edinebilmek için de çok özverili olun. Karşınızdaki insanı, hatasıyla kusurlarıyla karşılık beklemeksizin sevin ki dostluğunuz ölene kadar devam etsin. Mükemmel olan, kusursuz olan sadece Cenab-ı Allah'tır. Karşınızdakinin bir insan olduğunu, insanın da hatası ve sevapları olabileceğini göz önüne alıp, ufak hatalarını büyütmeyin, kusurlarını örtün.
Allah'a emanet olunuz.