Torunum ile bahçeye giderken arabada Türkmen Kocası Yunus Emre’nin “Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam seni!” İlahisini birlikte söyleriz.

Dağlar ile taşlar ile,

Çağırayım Mevlam seni,

Seherlerde kuşlar ile,

Çağırayım Mevlam seni!

…..

Sular dibinde mahi ile,

Sahralarda ahu ile,

Abdal olup ya hu ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Otuz yılı aşkın süredir gönüldaşım yol arkadaşım Himmet Tömtöm’ün yaptığı programlarla öncelik Konya’mızın dağ taş demeden görülmesi gereken yerleri, ziyaret edilmesi gereken büyüklerimizi ve mezarlarını ziyaret ediyoruz.

Tebdili mekânda ferahlık vardır. Atasözümüzden aldığımız işaretle düsturu yansıra sürekli sabit yerde kalmayın hicret edin tavsiyesine uyarak Allah'ın yasakladığı kötülük ve günahları terkederek nefsimizi terbiye etmek için dağlara taşlara çıkıyoruz.

Burada öncelik tebdili mekânda ferahlık vardırın yanında ahde vefa ile dünü bugüne getirerek yarınların elinden tutarak gönüllere yüreklere dokunmaktır.

Dört sonradan görme tabiri caizse ekâbirle yiyip içmek değildir tebdili mekan etmek. Anadolu insanının bu memleketini dağında taşında verdiği hayat mücadelesine şahit olmak ve ibret nazarıyla bakmaktır.

Her karış toprağını boş bırakmayıp bir şekilde işleyen bu dağların sahibi biziz diyen yiğit Türk insanıyla kucaklaşmaktır.

Özlem duyduğumuz bu dağları taşları dereleri çayları gölleri gezerken buralara sahip çıkan Türk İnsanına şükranlarımız iletiyoruz.

Hani Özdemir Asaf; Dokunmadığın birini özlüyorsan, özlediğin kalbine dokunmuştur. Demiş ne güzel ifade etmiş değil mi? Anadolu’nun en bakir topraklarına sahip çıkanların böylesi ziyareti elbette hak ediyor.

Böylesi güzel duygu özlemle köy buluşmaları yeniden dirilişimize uyanışımıza vesile olacaktır

Birbirimizi kırmanın değil de gönül almanın zerafetine ihtiyacımız vardır. Varsın bazı ekâbirler zarifliğimizi zayıflık sansınlar.

Gece olur, gün eskir. Aylar geçer, yıllar eskir. Yolun yarısından sonra, insan eskir. Eskimeyen birkaç şey varsa hayata dair, biri yarın, biri umut, biri sevgidir.

Elveda demiyoruz, el vefa diyoruz. Çünkü vefası olanın vedası olmaz. Öyle değil mi?

Elbette belli serzenişlerimiz olacaktır. Önemli olan yerli yerinde zamanında konuşmak ifade temek gerekir.

“Ehline söyle kelamı cahile söz mü yeter.

Mürüvveti kimden umarsın, çalıda gül mü biter.”

Demiş bizden önce yaşamışlarımız..

Söz kifayetsiz kalacaksa susmalı, insan. Fazladan izahat, lisanen kabalıktır. Sözü dahi incitmemeli insan anlayacak kulak yoksa susmalı. Kelimeler incidir, incinir.

Devam edelim mi?

İçtenlik ile nezaket birleşmedikçe, zarafet, yetenek çaba birleşmedikçe marifet meydan gelmezmiş.

Sırf sevdikleri için hiç sevmedikleri hayata katlanmadık mı? İşte bunun adına fedakârlık diyoruz.

Peyami Sefa; Bazı insanlar birlikte olduklarıyla yaşar ama unutmadıklarıyla ölürler.

İyi dürüst ve doğru olanlar; kaybetmez kaybedilir.

İşin özeti;

“KÜÇÜK İNSANLAR PARALI PULLU DENGİNİ, BÜYÜK İNSANLAR İSE KENDİNİ ARARLAR”

Bilmem anlatabildim mi?