Türk güreşi için Astana’da yaşananları nasıl tarif edelim?
Başarısızlık mı?
Hayal kırıklığı mı?
Yoksa biriken bazı sorunların mindere yansıması mı?
Bana göre hepsi…
Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen 2026 Dünya Büyükler Güreş Şampiyonası sona erdi…
Türkiye, 30 sporcuyla katıldığı organizasyondan yalnızca bir gümüş madalyayla döndü…
Yanlış okumadınız…
30 sporcu…
30 sıklet…
Ve sadece bir gümüş madalya!
Grekoromen stil 82 kiloda dünya ikincisi olan ASKİ’nin sporcusu Yüksel Sarıçiçek’i kutluyorum…
Büyüklerde ilk dünya şampiyonasında finale çıkmak kolay iş değil…
Helal olsun…
Ama Yüksel Sarıçiçek’in kazandığı madalya, Türk güreşinin Astana’daki başarısızlığını örtemez!
Çünkü mesele bir sporcunun kazandığı ya da kaybettiği müsabaka değil…
Mesele, dünya güreşine yıllarca damga vurmuş bir ülkenin bugün geldiği nokta!

TAHA AKGÜL’ÜN ÖZELEŞTİRİSİ YETERLİ Mİ?
Türkiye Güreş Federasyonu Başkanı Taha Akgül, şampiyonanın ardından oldukça kapsamlı bir açıklama yaptı…
Başarısızlığı kabul etti…
Sorumluluktan kaçmadığını söyledi…
Altyapı eksikliklerinden, uzun vadeli planlama sorunlarından ve yeni şampiyonların yetiştirilememesinden söz etti…
Hatta hayatının en zor günlerini yaşadığının altını çizdi…
Samimiyetinden şüphem yok…
Taha Akgül, bu ülkeye olimpiyat ve dünya şampiyonlukları kazandırmış büyük bir sporcu…
Bunu kimse inkâr edemez…
Ama…
İyi güreşçi olmakla, iyi federasyon başkanı olmak aynı şey değil!
Minderde kazandığınız madalyalar size saygınlık kazandırır…
Federasyon başkanlığındaki başarınızı ise ortaya koyduğunuz sonuçlar belirler…
Taha Başkan, göreve geleli yaklaşık 1 yıl 10 ay olduğunu söylüyor…
Doğru…
Türk güreşinin bütün sorunlarını bu sürede çözmesini beklemek haksızlık olur…
Ancak aynı sürenin sonunda ortaya çıkan tabloyu sorgulamak da kimseye haksızlık değildir…
Üstelik devletin sporculara ve federasyonlara sağladığı imkânlar ortada…
Tesis var…
Kamp var…
Teknik ekip var…
Destek var…
Peki, sonuç nerede?
Her başarısızlıktan sonra aynı gerekçeleri konuşacaksak, bu işin sonu nereye varacak?

ŞEREF EROĞLU’NU ELEŞTİRENLER ŞİMDİ NE DİYECEK?
Gelelim asıl meseleye…
Hatırlayanlar vardır…
Şeref Eroğlu’nun Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığı döneminde de eleştiriler eksik olmadı…
Başarılar tartışıldı…
Madalya sayıları sorgulandı…
Federasyon yönetimi hedef alındı…
Elbette eleştirilecekti…
Sporun doğasında bu var…
Ama hafızamızı da kaybetmeyelim!
Şeref Eroğlu, başkanlığı döneminde verdiği bir röportajda, iki yılda 9 altın, 7 gümüş ve 4 bronz olmak üzere 20 madalya kazanıldığını açıklamıştı…
Dahası…
Türkiye, 2022 Dünya Büyükler Güreş Şampiyonası’ndan 8 madalyayla döndü…
Ve…
65 yıl aradan sonra, yani 2022 yılında 4 altın 4 bronz madalyayla takım halinde dünya şampiyonu olduk…
Güreşçilerimiz aynı yıl Avrupa şampiyonu olarak kürsünün en üstüne çıktı…
Ne acıdır ki, Türk güreşi kaç yıl aradan sonra, yapılan son iki dünya şampiyonasında altına ulaşamadı!
Düşündürücü değil mi?
Şeref Eroğlu’nun başkan olduğu dönemde, ülkemiz güreş tarihinde ilk defa takım halinde hem serbestte hem de grekoromende Avrupa Şampiyonu oldu…
Yani 2024 yılında…
2024 Paris Olimpiyat oyunlarında sadece iki bronzla yetindik…
2025’te Hırvatistan’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda ise 1 gümüş, 2 bronz madalya aldık…
Astana’da ise sadece 1 madalyada kaldık!
Güreşteki bu geri gidişin sebebi araştırılmalı…
Şimdi soruyorum…
Şeref Eroğlu dönemindeki sonuçları yetersiz bulanlar, bugünkü tabloya ne diyecek?
O gün başarısızlık olarak görülen sonuçlarla bugünkü sonuçları hangi ölçüyle karşılaştıracağız?
Eleştirinin ölçüsü başkanın kimliği mi, yoksa Türk güreşinin başarısı mı olmalı?
Yanlış anlaşılmasın…
Buradan Şeref Eroğlu’nu aklamak ya da Taha Akgül’ü suçlamak gibi bir niyet çıkmasın…
Mesele kişiler değil…
Mesele, aynı başarı ölçüsünün herkese uygulanması…
Dün söylenenlerle bugün söylenenler arasında tutarlılık olmalı…
Çünkü güreş kimsenin şahsi meselesi değil!
GENÇLEŞMEK BAŞKA, HAZIRLIKSIZ YAKALANMAK BAŞKA!
Federasyon yönetimi gençleşme sürecinden söz ediyor…
Serbest stilde 24, kadınlarda 25 yaş ortalaması…
Elbette gençlere fırsat verilecek…
Elbette yeni Taha Akgüller, Rıza Kayaalpler, Yasemin Adarlar yetiştirilecek…
Ama gençleşme, başarısızlığı açıklayan sürekli bir gerekçeye dönüşmemeli…
Genç sporcu yetiştirmek yalnızca onu dünya şampiyonasına götürmek değildir…
O sporcuyu teknik, fiziksel ve zihinsel olarak dünya seviyesine hazırlamak gerekir…
Bugün İran, ABD ve Japonya gibi ülkeler sistemli biçimde başarılı sporcular yetiştiriyorsa, bizim de bu ülkelerin neyi farklı yaptığını incelememiz gerekiyor…
Antrenman yöntemlerinden rakip analizlerine, müsabaka taktiklerinden performans takibine kadar her şey masaya yatırılmalı.
Artık yalnızca çok çalışan değil, doğru çalışan kazanıyor…
Kaybettiğimiz müsabakaların görüntüleri, puan kayıpları, son dakika hataları ve teknik eksiklikleri tek tek analiz edilmeli…
Hangi sıklette neden geride kaldık?
Rakiplerimiz bizden neyi daha iyi yaptı?
Hangi sporcumuzun hangi alanda gelişmesi gerekiyor?
Bunların cevabı olmadan yapılacak değerlendirmeler eksik kalır…
2036’YI KONUŞURKEN 2028’İ UNUTMAYALIM!
Taha Başkan, 2032 ve 2036 Olimpiyatları için altyapıya yatırım yaptıklarını söylüyor…
Güzel…
Uzun vadeli planlama şart…
Ancak 2032 ve 2036 hedeflerinden söz ederken 2028 Olimpiyatları için hazırlıklarımızı da sorgulamak zorundayız…
Bugünkü kadronun gelişimi hangi aşamada?
2027 Dünya Şampiyonası’nda hedefimiz ne?
2028’de kaç sıklette madalya mücadelesi verebilecek seviyeye ulaşacağız?
İşte bunları bilmek istiyoruz…
Çünkü hedef açıklamak başka, o hedefe götürecek yolu inşa etmek başka…
Türk güreşinin ihtiyacı yalnızca iyi niyet değil, sonuçları ölçülebilen bir sistem…
ŞİMDİ BİRLİK OLMA ZAMANI
Bütün bu eleştiriler, Türk güreşinden umudumuzu kestiğimiz anlamına gelmesin…
Tam tersine…
Türk güreşi bu ülkenin en köklü spor geleneklerinden biridir…
Ata sporumuz…
Ata mirasımız…
Türk sporun sancağıdır, yani namusudur…
Yaşar Doğuların, Hamit Kaplanların, Hamza Yerlikayaların, Şeref Eroğluların, Rıza Kayaalplerin ve Taha Akgüllerin yetiştiği bu topraklarda yeni şampiyonların çıkmayacağını kim söyleyebilir?
Yeter ki doğru yönetelim…
Yeter ki hatalarımızdan ders çıkaralım…
Yeter ki kişisel çekişmeleri bir kenara bırakıp Türk güreşinin geleceğine odaklanalım…
Bugün yapılması gereken, kaybeden sporcuları hedef göstermek değil.
Başarısızlığın nedenlerini açıkça ortaya koymak…
Kimin döneminde ne yapıldığını, hangi eksikliklerin giderildiğini ve hangilerinin devam ettiğini dürüstçe konuşmak…
Başarıyı sahiplenenler, başarısızlığın hesabını da vermeli…
Taha Akgül’ün özeleştirisini değerli buluyorum…
Ancak özeleştirinin gerçek karşılığı açıklamalar değil, sonrasında atılacak adımlardır…
Astana geride kaldı…
Şimdi önümüzde yeni şampiyonalar var…
Ve Türk güreşinin kaybedecek zamanı yok…
Son bir söz…
Şeref Eroğlu’na başarısız diyenlerin, Astana’dan sonra ne söylediklerini ya da ne söyleyeceklerini gerçekten merak ediyorum…
Çünkü geçmişi unutursanız, bugünü doğru değerlendiremezsiniz…
Minderde kaybetmek ayıp değil…
Asıl mesele, kaybettikten sonra hiçbir şey öğrenmemek ve bu hezimetten ders çıkarmamak…
Hangi federasyon olursa olsun, idari, mali ve sportif başarıda sınıfta kalıyorsa sorgulanmalı ve hesap vermeli.
Öyle değil mi abiler?