Hani Filistin'deki sıra dışı esir aşklar vardı. Bunların ilki "Yirmibirinci Yüzyılda Sıradışı Bir Aşk Hikayesi" başlıklı yazımızda konu ettiğimiz Filistin'in Yahudi işgalinden kurtuluşu uğruna 46 kere müebbetle mahkum edilen esir Hasan Selame ve hiç görmeden O'na tutulmuş, yüz yüze hiç görüşmeden nişanlı kalmaya devam eden gazeteci Ğufran Zamil'inki idi.

Hasan Selâme, 1996'dan yani 23 yaşından beri 30 yıldır esaret altında. 15 Eylül 2026'da işgalin İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Hasan’ın Ganot tecrit birimindeki hücresine düzenlediği baskınına, videoyu bizzat yayarak tüm dünyayı şahit tuttu. Haber ajanslarında Ben-Gvir kaynağıyla yer alan söz konusu video kaydı çekilmeden önce Hasan fiziksel saldırıya uğradı. Videonun Hasan Selame'nin konuşmasına kadar olan yayınlanan kısmında Ben-Gvir'in, silahlı işgalci askerler önüne paravan olmuş halde korkakça Hasan'ı öldürmek isteğini, cehenneme gönderme tehditlerini duyuyorduk. Olayın kalan kısmı ise Hasan'ın nişanlısı Ğufran Zamil'in dün Hasan'ın avukatından aldığı haber ile öğrenilene ve El Cezire'ye, Ğufran El Zamil kaynağıyla girene kadar gizliydi. Ben-Gvir kaynaklı videoda Hasan Selame'nin kesilerek duyurulmayan sözleri şu şekildeydi:

"Bir Filistinli olarak, halkımı ve toprağımı savunma hakkım var. Gazze'de yaptığınız bunca şeyden sonra, beni sorumlu tutmanızın hiçbir haklı yanı yok. Siyah gözlük takan birisiniz ve sadece yanınızda olanları görüyorsunuz, benim halkıma ve onların yaşadıklarına ise göz yumuyorsunuz."

Bu konuşmanın akabinde videonun çekildiği 15 Eylül'ün ilerleyen saatlerinde, saat 16.00 civarında, canavar geri dönerek Hasan'ı hücresinde ağır bir şekilde darp etmiş, vücuduna da dokuz el ateş etmişti. Üç gün sonra, yine video kaydı almak üzere Selame başka bir yere götürülmüş, kayıtta 'yalnızca yaralı bölgelerine' odaklanılmıştı. Sadece ağrı kesici verilerek hiçbir tıbbi müdahalede bulunulmadan, hücresine geri gönderilmişti.
Dün 2 Kasım’da avukatı tarafından gerçekleştirilen bir ziyaret sırasında, Hasan Selame’nin sağlık durumunun kritik olduğu anlaşıldı; aldığı yaralar nedeniyle büyük acı çekiyordu ve oldukça bitkin görünüyordu. Ziyaret öyle zorlu geçti ki avukatı, yaralarının tam olarak nerede olduğuna dair detay dahi öğrenemedi.

Genel durumunun son derece vahim olduğunu ifade etti.

Yaralı halde, tedaviden mahrum, acılar içinde...Terör devleti Filistinli liderlerin esir olanından dahi korkuyor. Korkusu arttıkça zulmü de artıyor. Tevrat'ın on emrinden biri olan "öldürmeyeceksin" buyruğu hiç bir mana ifade etmiyor.

Bu sadece bir esirin hayatının kısa bir kesitinin hikayesi. Esir erkekler, kadınlar, çocuklar... haklarını kim arayıp avuçlarına koyacak.

Zulmün her çeşidinin normalleştirilmek istendiği içinde bulunduğumuz modern cahiliyede, mazlumların elinden tutup hakkını çekip alacak, varlığı zalimlere korku salacak bir hâmi yok mudur ya da tarihin başka bir döneminde daha mazlumlara hâmi olma iradesi gösteren az sayıdaki güç (Yemen, Husiler ve Direniş Cephesi), yine mazlumların hamisi olma iddiası ve tarihi güvenilirliği olan bir güç önderliğindeki sayısal çokluk gücüyle (Mekke İttifakı ve tarafı olduğu küresel ittifak) bertaraf edilmek istenmiş midir? Kıytırık gündemlerin gölgesinde daha Doğu Türkistanlı ve başka mazlum coğrafyalardan esirlere parantez bile açamadan.

Selam ve dua ile...