Kadim insanlık geleneğinin anomalilerini normalleştiren bir deccali sistemin dişlileri arasında yaşama savaşı veriyoruz. Çocukların kanını içen, etini yiyen, ahlak yoksunu fantezilerine dünyanın en masumlarını meze yapanların yüzlerinin azıcık kızaracağı bir vakit bile geçmeden Tramp'ın Dünya barış elçisi seçilmesi, kıtalar dolaşıp en aziz misafirler gibi ağırlanması, dostluk nutuklarıyla işbirliği kuyruğuna girilmesine şahit oluyoruz. Türlü bahane ve kılıflarla mücrimlerle aynı yolda yürümek "devlet aklı" ile açıklanıyor. Kıyametine koşan insanlığın içine atıldığı silsile halindeki vahşetin hakikati kat kat perdelerle örtülüyor. Hakikatin örtbas edilmesi anlamındaki küfür, normalleşmiş bir sistem haline dönüşüyor. İşgalci rejimln nefretle izlenen soykırımına rağmen bölgede varlığının ve hükümranlığının kabul edilmesine "normalleşme" tabiri kullanılıyor. Hakikatin örtbas edildiği küfür sisteminde, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, hakkında tutuklama kararı verdiği, on binlerce insanın katili işgalciler Birleşmiş Milletler toplantısına katılabiliyor. Hem de UCM'ni kuran Roma Statüsüne üye Avrupa ülkelerinin hava sahasını kullanarak tutuklanmadan yolculuk yapabiliyor. Üstelik BM salonunu terk etmeyen delegeler de bu ülkelerin delegeleri. İşgalci katillerin salonda nasıl bulunabildiği değil tutuklamaktan kaçar gibi salonu terk eden ülke delegelerinin kahramanlığı! günden oluyor. Oysa normal bir sistemde konuşulması gereken; üye ülke delegelerinin salonu terk edişi değil görüldüğü yerde derdest edilmesi gereken teröristlerin, elini kolunu sallayarak salona nasıl girebildiğinin konuşulmasıydı. 10 binlerce Filistinli'nin, onlarca devlet başkanı ve üst düzey yetkilinin katilleri BM kürsüsünde hakikatlerin üzerini örten masallarını okurken İşgalci zindanlarında ailesine dönmeyi bekleyen 10 bin Filistinli esirin esamesi bile anılmadı. Mukaddesata tecavüz de normalleşmişti ki artık her namaz vaktinden sonra boşaltılan, kanlı postallarla baskın yapılan, kimi zaman keyfi kırk gün kapatılan Peygamberlerin namazgâhı ilk kıblemiz Mescidi Aksa'yı anan olmadı. BM kürsüsünde Filistin'in seçimle iş başına gelmiş, kısa süre önce suikastle şehit edilen meşru başkalarından biri değil, işgalci yönetimin kukla başkanı vardı ve bu sahte dünya sistemine uyumlanma yolunda yerine getirecekleri taahhütlerini sıralıyordu. Aksa Tufanıyla yükseltilen kıble davası uluslararası elbirliği ile bastırılırken, iki kıbleli ümmetin diğer kıblesi Mekke'ye yöneltilmiş sahte bir tehlike icat edilip sahte bir kıble davası yaratılıyordu. Aksa davası direnişi İşgalci siyonist çetenin insafına terk edilmişti. Dikkatler Mekke'ye kaydırılırken kıble davasının emektarı olan yorgun murabıtlar Kudüs, Batı Şeria, Gazze...her geçen gün daha fazla fedakarlık yapmak zorunda bırakılıyordu. Filistin'in ortadan kaldırılışını coşkuyla seyretmenin büyük stadyumlara ihtiyacı olacağı düşünülmüş olacak ki FIFA, İşgalci ülkenin takımını, Rus milli takımını men ettiği gibi men edememenin özrünü Gazze'de 20 bin kişilik stadyum, Batı Şeria'nın kasabalarında da küçük sahalar yapacağını açıklayarak telafi ediyordu. Futbol, kitleleri onlarca binlik beşiklerde "Özgür Filistin" naraları attırarak avuturken, o 10 bin esir kıble nöbetçisi acı içinde kurtarılmayı bekliyordu. Kitleler, hakikatin sahipsiz bırakılışına, onlarca binlik beşiklerde hakikati haykıra haykıra şahit tutuluyor, uyanmamaları için ne gerekirse yapılıyordu. Kudüs kıblesi işgal altındayken Mekke kıblesinde Kudüs'ü savunmak suçtu. ikiz kardeşlerden biri boğazlanırken diğerine ölü taklidi yaptırılıyordu. Mekke (İman), Kudüs (amel) birbirinden ayrılamaz ikiz kardeş gibiydi oysa. İmansız amel, amelsiz iman makbul değildi. Bölgede artık at koşturamayan Büyük Şeytan, vekil güçleri ile dumanı yaymaya çalışıyor, sözde Gazze barışının garantörü olan ülkeler devlet aklı gereği bir kurşun atmak şöyle dursun Gazze'ye devam eden saldırıları önleyemez, ilaç dahi sokamazken, hangi devlet aklına uyarak Suudi Amerika'nın silah finansörlüğüne soyunuyordu. Sahte bayrak operasyonlarının alıp yürüdüğü bir zamanda, İlk kıble yerle bir edilirken sahte kıble davası icat ediliyor. Hakikati örtbas eden küfür asrında, Mescid-i Aksa kıble davasına inanmış Yemen'in direnişçi mazlumlarının üzerine Kaanlar bomba yağdıracakmış. Kaanların yapımına, nerede kullanılacağını bilmeden sevinen milletin iradesine hiç müracaat etmeden. Ama Kaanlar Yemen'e bomba yağdırırken Filistin- Konyaspor maçını coşkuyla, hem de ücretsiz izleme şansına sahip olabileceğiz. Kıble davasının yeni levelinde şehirlerimizde caddeler, köprüler boyu Filistin bayraklarıyla yürümek zorunda kalmayacağız anlaşılan. Roma arenalarını andıran devasa beşiklerde uyutulacağız. Beşiklerde uyumamanın rahatsızlığına talip olanlar ise bu hazin örtünün altında gizlenen hakikatin ayak seslerini duyacak. Kıyamet öncesi bir kadının Sana'dan Hadramevt'e, Hire'den (Irak) Mekke'ye yalnız başına korkmadan yürüyüp gideceği çok yakın bir emniyet yurdu Arz-ı Mevûd için çalışıp çabalayacak. Zîrâ Kâdiri Mutlak'ın kaderine engel olacak bir güç yoktur. Amik Ovası'ndan Yemen'e, Harameyn'i, Şam diyarı demek olan Filistin, Suriye, Ürdün, Lübnan'ı da içine alan vadedilmiş toprakları arındıracak, huzur ve adalet düzenini tesis edecek mehdiyet çağı çok yakın görünüyor.. Kainat zıtlıklarla kâimse, deccaliyet çağı aynı zamanda vaat edilmiş mehdiyet çağıdır da. Yalancı mehdilere kanmadan, ileri görüşlü Peygamberimizin duasına amin diyelim:
Allah'ım Şam Diyarı olan Filistinimize, Suriyemize, Ürdünümüze, Lübnan'ımıza bereket ver. Allah'ım Yemenimiz (in direnişin)e bereket ver.
Selam ve dua ile...