Zaman zaman gazetede yazılarımı takip eden okuyucularım istek gibi serzenişlerini dinlerim;
--- Ahmet Başkan eskisi gibi olmasa bile arada şiirlerinden paylaşsan olmaz mı?
--- Niye olmasın, ancak şeytan taşlamaktan sanata ve benzeri duyarlılıklara sıra gelmiyor. Şiiri Neyzen Tevfik, Nefi, Şair Eşref, Abdürrahim Karakoç gibi yazma becerimiz ve yüreğimiz yok. Yine de karınca kararınca sizlerle paylaşacak kadar olur.
Bu arada ilgiyle bu fakirin 26 Haziran ÇUMRA Gazetesinde sohbet köşemi ve Konya Yenigün Gazetesindeki yazılarımı takip eden okuyucularıma teşekkür ediyorum.
Ağdalı, süslü püslü yazılar yazamıyorum. Türk İnsanının asırlardır İslam inancı ile örtüşmüş tecrübe yüklü veciz sözler, deyimler, fıkralar, darbı meseller, masallar, hatıralar, gelenek ve göreneğimize uyan bizim olmazsa olmazlarımızı ifade etmeye çalışıyorum.
Onun içindir ki, siz okuyucular olarak;
--- Yazılarında kendimizi buluyoruz. Diyebiliyorsunuz. Şiir eğer dağda pınarı anlatıyorsa suyun şırıltısını duymalısınız. Onun için asırlardır Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan okuma yazma bilmeyenlerin bile hafızasında yer edinerek bugüne kadar ulaşmaktadır.
Öte yandan Hoca Ahmet Yesevi'nin Hikmetleri, Âşık Paşanın, Pir Sultan Abdalın deyişleri, Yunus Emre'nin şiirleri bugün hala aynı mesajını iletmektedirler.
Türkçe Türk Milletinin ses bayrağıdır. Bu bayrağa eserlerinde sahip çıkanlarla ve asırlar sonrada olsa yine yaşayacaklardır.
Rahmetli Annem 20 yıla yakın hastalık çekti. Hiçbir zaman ağzından öf veya of sözcüklerini duymadım. Emrine şükür, senden geldi ne diyebilirim. Derken, bazen de “Geçmez saatler verme Allah'ım! Derdi.
Ben de kendi kendime geçmez saat mi olurmuş? Derdim. Olurmuş.
**

Geçmez Saatler!
Karşımda musibetin raksı,
O an kalbim sıkışıverir.
Bir hal olur ağlamaksı.
Gelip sana takışıverir.
Sonrası mı, sorma can.
Baskı, korku, stres ve heyecan,
Sanki dev dalgalar içindesin,
Çıkmazdasın ve kaybolacan.
Boğazım yanıyor
Acı sarıyor bütün vücudumu.
Kan ter kalıyorum,
Gözlediğim, beklediğim ümit.
Hayır, olsun, hayra karşı.
Dudaklarım kıpır kıpır.
Sabır ver Allah'ım sabır.
Tıp Fakültesi hastanesi,
Yoğun bakım ünitesi!
“Geçmez saatler,
Geçmez günler verme Ya Rabbi!”
Derdi rahmetli anacığım.
Geçmeyen saat, gün mü olurmuş.
Diye gülerdim.
İşte bu imiş,
Ne saat ne gün geçmiyor ana.
Hakkını helal et bana!
Ne yaparsak yapalım.
Takdir, ancak Allah'ındır.
Sebebini işleyelim, tedbiri alalım
Nihayeti Ona bırakalım!
*
Evet, Annemin vefatından yıllar sonra rahmetli Fadim Ablamın kalp ameliyatı sonrasında 2008 yılında bu şiiri yazmıştım. Hani Karadenizli sanatçı rahmetli Volkan Konak'ın Cerrah Paşa şarkısını sözleri gibi;
*
Oy gurbet zalim gurbet,
Ağlatırsın adamı,
Gözümde yaş kalmadı,
Bıraksana yakamı.
*
Vay seni Cerrahpaşa içmem suyundan içmem.
Bir dahaki seneye yolcu da gelip geçmem.

Yaş akar gözüm sızlar ne kalır gerisine?
Yaş akar gözüm sızlar ne kalır gerisi.
Herkesin bir derdi var durur içerisinde.
*
İnandık doktorlara,
Öyle böyle dediler
Ayrılık defterini elimize verdiler.

Doktorlar da ne bilir ciğerin acısını.
Cerrahpaşaya koydum canımın yarısını.
….
Evet, ciğer yangısıyla söylenmiş sözlerdir. Elbette doktorlar elinden geleni yapmaktadırlar. Ancak, sevilen canı ciğeri için elinden bir şey gelmemesiyle hassasiyet duyarlılık başkadır.
Ki, deli dolu söyletir insanı değil mi?
Sonuçta gecesini gündüzüne katarak hastalarına şifa verme adına koşturan doktorlarımızdan Allah razı olsun.
Cenabı Allah yar yardımcımız olsun!