Bir haftalık Bursa-Gemlik seyahatimde yol boyu İslâm Alemi'nin içinde bulunduğu kaos ortamını düşündüm. Suriye resmen bir savaş arenasına dönüştürülmüş, gücü yeten gücü yeteni yok etmeye, ezmeye, ülkesinden uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Olan masum halka, masum çocuklara, yaşlı ve genç binlerce kadın, erkek binlerce insana oluyordu. Küfür tek millet haline gelmiş, kana susamış çakallar gibi, akbabalar gibi, leş kargaları gibi, Suriye'nin üzerine üşüşmüşlerdi.
Silah üreten çok uluslu şirketlerin, üretmiş oldukları silahları denemek için, satmak için, pazarlayabilmek için, birilerini ölmesi, birilerinin kanının dökülmesi gerekiyordu.
Yıllardır oynanan bir oyun her zamanki gibi yine sahneye konmuş, halkı Müslüman olan ülkeler yine viraneye dönmüştü. Aktörler değişiyordu ama senaryo değişmiyordu.
Müslüman halk, başındaki beyinsizler yüzünden, ahmaklar yüzünden öz yurdunda garip, öz vatanında parya muamelesine maruz kalıyor, Batı'nın, kendini bu hallere düşüren emperyalist Batı ülkelerinin adaletine, merhametine, şefkatine sığınmaya çalışıyordu.
Türkiye'nin Suriye'de ne işi var diyenler, ne hikmetse Rusya'nın Suriye'de ne işi var, Amerika'nın Suriye'de ne işi var, Batı'nın Suriye'de ne işi var, İran'ın Suriye'de ne işi var? diye hiç sormuyorlardı.
Rus uçakları, Suriye'yi bombaladıkça, Başta Türkmenler ve diğer kardeşlerimiz öldükçe, içimizdeki Rus Uşakları zil çalıp oynuyor, Van'ı da vursana, Ankara'yı da vursan, Konya'yı da vursana diye göbek, pardon twett atıyorlardı.
Bir Rus uçağını düşürdük diye, kendi ülkesine küfredip, hakaret edenler vardı.
Sahi, Rus uçaklarının Suriye'de ne işi var? Niçin Amerikan uçakları bir başka Batı ülkesine saldırmıyorlardı?
Niçin yıllarca süren bu kirli savaşların binde biri Avrupa ülkelerinde yoktu, Amerika'da yoktu, Rusya'da yoktu da Irak'ta vardı, Suriye'de vardı, Filistin'de vardı, diğer halkı Müslüman olan ülkelerde vardı? Neden ve niçin?
Onlarınki can da, Müslümanlarınki patlıcan mıydı? Onlar istikrar içinde, huzur içinde, bolluk içinde yaşarken, gezerken, tozarken, Müslümanlar neden yokluk içinde, sefalet içinde, korku ve endişe içinde yaşıyorlardı?
Her yerde her zaman bunları düşündüm.
Hızlı trenle Eskişehir'e giderken, otobüsle Bursa'ya, oradan da Gemlik'e geçerken, Yusuf yüzlü, gül yüzlü insanlarla karşılaşırken, İbrahim meşrepli insanlara misafir olurken, Marmara Denizi'nin dalgaları sahile vururken, yakamozlar göz kırparken, ülkemin gelişmişliğini, kalkınmışlığını görüp sevinirken hep bunları aklımdan geçirdim.
Suriyeli çocukları, Iraklı çocukları, Filistinli çocukları, ülkemin Güney ve Güneydoğusunda eline taş, Molotof kokteyli verilip savaşa sokulmaya çalışılan, polisimize ve askerimize saldırtılan küçük çocukları sahilde el ele, kardeşçe oynarken, huzur ve mutluluk içinde koşarken hayal ettim.
Ve's-Sulhu hayr dedim. Barış ve kardeşlik dedim.
Tek dişi kalmış canavar, Vahşi Kapitalizm, Alçak Emperyalizm, Katil Moskof, Moskof Sehpası, Kahrolsun ABD ve ABD Emperyalizmi, Moskof Mezalimi, Yunan Mezalimi gibi eskiden kullandığımız bazı cümle başlıklarını, sloganları tekrar hatırladım.
Suriye Orta-Doğu'da değil de Amerika'nın göbeğinde, Avrupa'nın merkezinde olsaydı, böylesine kirli, böylesine alçakça bir savaş çıkar mıydı? diye düşünmeden edemedim.
Bursa'da gittiğim her güzel mekânda, Ulu Cami'de, Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbelerinde, duaya kalkan ellerle birlikte, İslâm'ın birliğine, dirliğine, barış ve kardeşliğin devamına el kaldırıp, dua ettim.
Rabbim İslâm Alemini uyandırsın.
GÜNÜN SÖZÜ
ÖZGÜRLÜK, KALBİN ÖZGÜR OLMASINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
Şiblî