Merhaba sevgili okur,
Oyun terapisi yolculuğumuzun sonuna geldik. İlk üç haftada, oyunun çocuğun dili, sembolik oyunun ise ruhsal çatışmaların aynası olduğunu keşfettik. Terapistin kurduğu koşulsuz güven bağının, bu iyileşmenin anahtarı olduğunu öğrendik.
Peki, tüm bu bilgilerle, biz yetişkinler ne yapmalıyız? Terapistin rolü profesyonel bir sınır çizerken, biz ebeveynler, çocuğumuzla kurduğumuz oyunda bu iyileştirici gücü nasıl kullanabiliriz? Öncelikle bu noktada çok önemli bir ayrımı netleştirmeliyiz: Elbette, ebeveynler çocuklarına oyun terapisi yapamaz. Oyun terapisi, yılların eğitimi, süpervizyonu ve klinik uzmanlığı gerektiren profesyonel bir süreçtir. Ebeveynlerden beklenen, bir terapist gibi "teşhis koymak" veya "iyileştirmek" değil; çocuğunun duygusal dilini anlamak ve ona koşulsuz kabul sunmaktır. Yani oyun, bir terapi aracı olarak değil, bir anlama ve bağ kurma aracı olarak kullanılabilir. Bir ebeveyn, terapist rolüne soyunmadan, çocuğunun en derin duygusal ihtiyacını evdeki oyunla nasıl karşılayabilir, şimdi bu soru üzerine düşünelim.
Sorumuzun cevabı, oyunun ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerindeki dönüştürücü gücünde ve basit bir teknikte saklıdır: Yansıtma. Biz yetişkinler, genellikle çocuğumuzun oyununa katıldığımızda, bilinçaltımızdaki "düzeltme" ve "yönetme" ihtiyacıyla hareket ederiz. "Arabaları böyle sürmemelisin," "Kulen yamuk oldu, düzeltelim," gibi ifadelerle, farkında olmadan çocuğun o anki oyununa ve duygusal akışına müdahale ederiz. Bu durum, çocuğun oyun üzerinden kurduğu kontrolü elinden alır.
Oysa oyunun en büyük faydası, çocuğun kendi dünyasında güçlü ve yetkin hissetmesidir. Ebeveyn olarak bizim rolümüz ise, bu dünyada bir gözlemci ve kabul eden misafir olmaktır.
İşte bu noktada yansıtma tekniği devreye girer. Yansıtma, çocuğun oyunundaki eylemleri ve ifade ettiği duyguları yargılamadan, soru sormadan veya yorumlamadan basitçe ona geri bildirmektir.
· Çocuğunuz bir bebeği kuma gömüyorsa, "Bebeği kuma gömüyorsun," dersiniz. (Eylemi yansıtma)
· Çocuğunuz arabanın kaza yapma sahnesini kurarken yüzü gerginse, "Arabanın kaza yapmasına çok sinirlenmiş gibisin," dersiniz. (Duyguyu yansıtma)
Bu sihirli teknik, çocuğa iki hayati mesajı iletir:
1. "Seni Görüyorum ve Duyuyorum": Çocuğun eylemleri ve duyguları onaylanır, bu da onun kendisini değerli hissetmesini sağlar.
2. "Kontrol Sende": Yansıtma, yönetme içermediği için çocuğa oyunun liderinin kendisi olduğunu hatırlatır.
Oyun, çocuğun duygusal deposunu dolduran saf bir enerjidir. Çocuğunuza bu güvenli ve kabul dolu alanı açtığınızda, o, kelimelere dökemediği tüm kaygılarını, özlemlerini ve sevinçlerini akıtır. Unutmayın, oyun terapisi sadece bir yöntem değil; çocuğunuza "Seninleyim, seni anlıyorum, yanındayım" demenin en güçlü yoludur.
Her çocuğun oyunu bir hikâyedir. Ve siz bu hikâyeyi okuma niyetindeyseniz, onunla yol arkadaşlığı etmeye çoktan başlamışsınız demektir. Oyun terapisi serimiz sona eriyor ama unutmayın çocukların anlatacak hikâyeleri sona ermez. Oyun hep devam eder; yeter ki biz yetişkinler, çocuklarımızı dinlemeye, çocuklarımızın gözünde kaybolan o güveni ve sevgiyi, oyunun samimi diliyle yeniden inşa etmeye devam edelim. Sevgiyle…