“Geçmişle işimiz bitmiş olabilir. Ama geçmişin bizimle işi bitmedi.” Bir filmde duyduğum bu sözü hiç unutmam. İnsan, hayatın hızına yetişmeye çalışırken "dün dündür" diyerek ne kadar da kolay avutuyor kendini, değil mi?
Biz unuttuk sanıyoruz; "o konu kapandı, o insan hayatımdan çıktı, o kırgınlık artık eskide kaldı" diyoruz. Ama ruhumuz, o filmdeki repliğin dediği gibi, arkamızda bıraktığımız o "açık dosyaları" taşımaya devam ediyor. Psikolojide buna Zeigarnik etkisi diyoruz. Gerçek şu ki; zihnimiz tamamlanmamış her şeyi, bir gün çözüme kavuşturulmayı bekleyen bir borç gibi tutuyor.
Hani bazen durup dururken, çok sıradan bir günde, incir çekirdeğini doldurmayacak küçücük bir olay yaşanır ya... Yanlış söylenen bir söz, trafikteki bir korna sesi ya da bir arkadaşın ufak bir ihmali... Ve biz normalde hiç yapmayacağımız şekilde parlarız ya da aniden kabuğumuza çekiliriz. İşte o anlarda geride kalanlar şaşkınlıkla "Ne oldu şimdi?" diye sorarken aslında gözden kaçırdıkları gerçek şudur: Bizim verdiğimiz o tepki bugünün değil, geçmişte alelacele üstünü örttüğümüz o eski yaraların bugünkü yankısıdır.
Zihin garip bir şekilde tanıdık olanı sever; canımızı yaksa bile o eski yollardan yürümek ister. İlişkilerimizde hep benzer hayal kırıklıklarını yaşamamız, dostluklarda hep aynı taşlara takılıp düşmemiz tesadüf değildir. Geçmiş, kendi yarım kalmış hikayesini bugünün sahnesinde, yeni oyuncularla yeniden tamamlamak için sinsice pusuya yatar. Yıllar önce bir masada sessizce yuttuğumuz o haksızlık, bugün hiç alakası olmayan bir ilişkide bizi güvensiz, şüpheci ya da fazla savunmacı bir insana dönüştürebilir. Yani geçmişin bizimle işinin bitmemesi, sadece felsefi bir feryat değil; hayatımızın tam ortasında duran, kararlarımızı, sevdalarımızı ve korkularımızı şekillendiren canlı bir gerçektir.
Ancak bu durum, geçmişin o karanlık kuyusunda boğulmaya mahkûm olduğumuz anlamına gelmez. Hayatı, sırtımızda dünün koca bavul dolusu "keşke"leri, suçluluk duyguları ve bitmemiş hesaplarıyla yürümeye çalışarak tüketemeyiz. Yapmamız gereken şey, geçmişten bir düşman gibi kaçmak ya da onu yok saymak değil; onunla sakin bir masaya oturup el sıkışabilmektir. Yaşananları, kırılan dökülenleri geri dönüp tamir edemeyiz belki ama o yaşananların bugünkü "biz"e kattığı anlamı değiştirebiliriz. Geçmişin sesini tamamen kısmak imkansızdır; ama onun bugünün melodisini, bugünün huzurunu bozmasına izin vermemek bizim elimizdedir.
Unutmayın; arkasına bakarak yürüyen bir insan, önündeki engelleri göremez ve çarpmaya mahkûmdur. Dünün yüklerini ait olduğu yerde bırakıp, sunduğu dersleri sessizce cebimize koyarak bugünün hakkını vermek, kendimize borçlu olduğumuz en büyük şefkattir. Yarının dik yokuşlarını, dünün o ağır ve birikmiş bavullarıyla tırmanamayız.