Eskiden ebeveynlik sezgisel bir refleksti. Çocuk ağladığında kucağa alınır, uyumadığında ayağa yatırılır, huysuzlandığında evde bir şekilde orta yol bulunurdu. Şimdi ise ebeveynlik, adeta profesyonel bir "kriz yönetimi" departmanına dönüştü.
İki yaşındaki çocuğumuz marketin ortasında öfke krizine mi girdi? Hemen bir "davranış danışmanı" arıyoruz. Gece deliksiz uyumuyor mu? Bir "uyku koçu" kiralıyoruz. Yemek seçiyorsa "beslenme uzmanı", kendi evimizin salonunda halıya oturup ne oynayacağımızı bilemediğimiz için "oyun terapisti" devreye giriyor.
Karşımızdaki yeni sosyolojik vakanın adı belli: Taşeron Ebeveynlik.
Çocuğu büyütme işini, aramızdaki ilişkiyi alt yüklenicilere, yani "uzmanlara" ihale ediyoruz.
Şunu en baştan netleştirelim: Gelişimsel gecikmeler, klinik düzeydeki psikolojik sorunlar veya ailenin baş edemeyeceği travmatik krizler için uzman desteği almak sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Psikoloji bilimi tam da bunun için vardır.
Ancak itirazım, insan doğasının en sıradan, en olağan gelişimsel pürüzlerini bile tek başımıza çözemez hale gelmemize. İki yaş sendromu bir hastalık değildir; büyümenin sancısıdır. Çocuğun sınırları zorlaması bir bozukluk değildir; karakter inşasıdır.
Peki, neden kendi çocuğumuzla baş başa kalmaktan, bu olağan krizleri yönetmekten bu kadar korkuyoruz?
Çünkü hata yapmaktan ödümüz kopuyor. Modern çağın "mükemmel ebeveyn, kusursuz çocuk" baskısı, anne-babaların en temel içgüdülerini, ebeveynlik sezgilerini felç etti. O kadar çok kitap okuyor, sosyal medyada o kadar çok pedagojik hesap takip ediyoruz ki; okuduğumuz o teorileri hatasız uygulamaya çalışmaktan, kendi çocuğumuzun yüzüne bakmayı unuttuk. Bilgi bombardımanı altında ezilen anne-babalar, kendi doğrularını oluşturma cesaretini kaybetti.
Çocuğumuzla aramızdaki o doğal ilişkiyi bir "proje", kendimizi de o projenin "yöneticisi" zannediyoruz. İşin içinden çıkamadığımızda da faturayı ödeyip hemen dışarıdan bir danışman çağırıyoruz. Çocuğun ağlamasını veya inatlaşmasını, aramızdaki bağı güçlendirecek bir "iletişim fırsatı" olarak değil; acilen bir profesyonel tarafından çözülmesi gereken bir "sistem arızası" olarak görüyoruz.
Oysa ebeveynlik, dışarıdan alınan talimatlarla işleyen kusursuz bir algoritma değildir. Hata yapma, deneme yanılma, çuvallama ve o krizin içinden kendi yöntemlerinizle, "birlikte" çıkabilme sanatıdır.
Uzmanlar size çocuğunuzun neden ağladığını bilimsel olarak açıklayabilir, size yöntemler sunabilir. Ama o ağlayan çocuğu sakinleştirecek asıl güç, sizin şefkatiniz ve tutarlılığınızdır. Çocuğun asıl ihtiyacı; her adımı onaylanmış, steril ve hatasız bir müdahale programı değildir. Çocuğun ihtiyacı; hata yapsa da, yorulsa da o an orada duran, onunla o kaosu yaşamaktan kaçmayan sahici bir anne-babadır.
Çünkü uzmanlar size yolu gösterir ama o yolda çocuğunuzla el ele yürüyecek olan sizsiniz.
Kendi ebeveynliğimizi taşeronlara devretmeyi bıraktığımız gün, çocuklarımızla gerçekten tanışacağız.