Gıda maddelerini bazı ülkeler üretir, bazı ülkelerde tüketir ve bazı ülkeler de bunların ticaretinden kazanç sağlarlar. Tarımsal üretim yapan ülkelerde üreticiler ürettikleri ürünlerin değerini alamazlar ise üretimden çekilirler ve göç ederek araziler ekilmez hale gelir. Gıda sevkiyatından para kazanan ülkelerde gıda sevk yollarında yeni yollar aranması halinde değişme görüldüğünde aynı akıbetle karşılaşırlar. Dünyada petrol gibi enerji kaynaklarının belirli bir sevk yolları vardır, bu yollar değişince o ülkelerin zarar görmesi gibi gıda sevkinde de aynı durum görülmektedir. Son günlerde petrol sevkinde Hürmüz boğazının öneminin yaşandığı gibi.
Zaman zaman savaş, deprem, sel gibi birçok felaket gıda üretimini veya erişimi zorlaştırmakta veya imkânsız hale getirmektedir. Bu gibi durumlar yaşandığında tarihte yaşanmış bazı hadiselerden ibret alınarak yaşanacaklara karşı tedbir alınmalıdır. Her ne kadar bazı imkânlar oluşmuş ise de gıdaya erişimi zorlaşınca veya imkânsız hale gelince sonuç kıtlık, açlık, göç veya ölümle sonuçlanmaktadır.
Osmanlı döneminde yaşanan bazı olayları örnek olarak şöyle bir gözden geçirecek olursak; ilk kıtlık 1494-1503 ve ikinci kıtlık 1573- 1576 yıllarında yaşanmıştır. Üçüncü kıtlık 1873-1875 yıllarında yaşanmış ve bu yıllarda birçok ilimizden insanların başka yerlere göç ettikleri görülmüştür. I. Dünya savaşında erkeklerin çoğunluğunun askerde olmaları nedeniyle buğday ekim alanları yarıya düşmüş ve savaş dönemlerinde ekmek fiyatları 2 ve 3 kat fiyatla satılır hale geldiğinden ekmeğin karneye bağlandığı dönemlerde olmuştur. Ülkenin yaşadığı bu zor durumlarda ordunun ihtiyacını karşılamak için devlet tarıma ağır vergiler koymuş ve ürünün %25’ine el konulması gibi durumlar uygulamıştır. Bu durumlar üreticileri oldukça mağdur etmiş ve bazı üreticilerde üretmez hale gelmişlerdir.
Tarım ürünlerinin yetiştirilmesinde kullanılan girdilerde ki fiyat artışları bunların alımını ve kullanım miktarlarını azaltmakta, dolayısıyla üretim düşmektedir. Az üretim gıdada fiyat artışlarına sebep olmakta ve ülke genelinde enflasyon artışı görülmektedir.
Bu yaşananlar günümüzde de tarımdan kaçışı hızlandırmakta, köyden kentlere göçler artmaktadır. Köyden kente göç edenlerin bir kısmı da sosyal uyumda zorlanmakta, sonuçta şehirlerde sosyal hadiselere neden olmaktadırlar.
Tarımda aile işletmeciliği giderek azalmakta, işletmelerin sahip olduğu arazi büyüklüğü artış göstermesine rağmen üreticinin geleceğe yönelik kaygıları giderilememektedir.
Ülkemizde 5488 TARIM KANUNU 18/4/2006 tarihinde kabul edilmiş ve Resmî Gazetede 25/4/2006 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı; tarım sektörünün ve kırsal alanın, kalkınma plân ve stratejileri doğrultusunda geliştirilmesi ve desteklenmesi için gerekli politikaların tespit edilmesi ve düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu Kanun, tarım politikalarının amaç, kapsam ve konularının belirlenmesi; tarımsal destekleme politikalarının amaç ve ilkeleriyle temel destekleme programlarının tanımlanması; bu programların yürütülmesine ilişkin piyasa düzenlemeleri, finansman ve idarî yapılanmanın tespit edilmesi; tarım sektöründe uygulanacak öncelikli araştırma ve geliştirme programlarıyla ilgili kanunî ve idarî düzenlemelerin yapılması ve tüm bunlarla ilgili uygulama usûl ve esaslarını kapsamaktadır.
Tarım Kanununun (5488 sayılı) 21. Maddesine aynen şöyledir: “MADDE 21 – Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”
Tarımsal Destekleme Programlarının Finansmanı bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır denilmektedir ve bütçeden ayrılacak kaynak Gayri Safi Milli hasılanın %1’inden az olmaz denilmesine rağmen bu orana hiç ulaşılmamıştır. Bu güne kadar en fazla 2007 yılında %0.83’e ulaşılmış diğer yıllarda bu oran daha az olmuştur.
Tarımda verimliliğin artması, tarımsal alanlarda göçün önlenmesi ve gıda enflasyonunun yaşanmaması için tarım kanununun 21. Maddesine uygun bütçeden tarıma pay ayrılmalıdır.
Tarım çok kırılgan bir yapıya sahiptir. Özellikle iklim şartları çok etkili olduğundan bilinçli ve teknolojiye uygun yapılmalıdır.
Son yıllarda görülen ülkeler arası mücadelelerin de tarımı etkilediği görülmektedir. Dünyada petrol fiyatları ve buna bağlı ürünlerde görülen afaki fiyat artışları tarımı etkilemektedir. Hürmüz boğazı trafiğinde ki tıkanma birçok ürünün fiyatının yükselmesine veya yokluğuna sebep olmuştur. Tabii ki bu savaşların tahrip ettiği tesislerde üretimin aksaması da uzun süre etkilemeye devam edecektir.
Canlılar için beslenme gerekli ve dünyadaki birçok ülkede temel besin kaynağı da buğdaydır. Buğdayın üretiminde yaşanan bir olumsuzluk gıda güvenliği üzerinde önemli endişelere yol açmaktadır. Dünya gıda güveliği üzerinde Ukrayna- Rusya savaşı Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nun buğday tarımı üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bu iki devletin dünya buğday üretiminde dünyada önde gelen üreticiler ve net ihracatçılar olması buğday krizini yerel bir problemden çıkartıp son yıllardaki en büyük küresel gıda güvenliği sorunu haline getirmektedir. Rusya Federasyonu’nun askeri operasyonlarda bulunduğu sahalar Ukrayna’nın doğu ve güney bölgeleridir.
Bu sahalar Ukrayna topraklarındaki en verimli ve en fazla buğday üretilen bölgeleridir. Savaş esnasında buralarda üretimin aksaması Ukrayna’nın buğday üretim ve ihracatını daha da düşüreceği beklenmektedir. Diğer açıdan Ukrayna’nın buğday ihracatının önemli bir kısmının gerçekleştiği Karadeniz limanları Rusya Federasyonu tarafından kontrol edilmeye başlanmış böylece Ukrayna buğdayının ihracatı engellenmiştir.
Bu durum iklimde gerçekleşen anormalikler sonucunda diğer ülkelerdeki üretim miktarlarının azalması, ülkelerin kendi yurt içi taleplerini karşılayamayacağı endişesi ile buğday ihracatını yasaklaması gibi sebepler küresel buğday fiyatlarında hızlı bir yükselişe sebep olmuştur. Bu olumsuz şartlar büyük ölçüde Tahıl Koridoru Anlaşması ile giderilmiş olmasına rağmen tahıl Koridoru Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Ukrayna’nın alternatif rotalar ile buğday ihracatını sürdürmesi, Rusya Federasyonu’nun yaptırımlara rağmen buğday ihracatını arttırması küresel buğday fiyatlarının düşmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak her ne kadar küresel buğday fiyatları düşmüş ve buğday erişiminde küresel ölçekte sorun yaşanmamış olsa bile, iki önemli ihracatçının savaş halinde olması ve her an yeni bir tedarik sorununun çıkma ihtimalinin varlığı piyasaları tedirgin etmektedir.
Dünya gıda güveliği üzerinde Ukrayna- Rusya savaşı etkileri gibi ABD+ İsrail – İran savaşının da etkileri mutlaka görülecektir. Bu etkiler; üretim azlığı, girdilerin üretimi, fiyatı ve sevk yollarının değişim şeklinde görülecektir. İran'ın Katar'daki Ras Laffan gaz kompleksine yönelik saldırıları, dünyanın en büyük LNG tesislerinden birinde ciddi hasara yol açmış olması ve Katar'ın küresel helyum arzının önemli bir kısmını (yaklaşık %30) kesintiye uğratarak yarı iletkenler, yapay zekâ çipleri, MR cihazları gibi kritik teknolojilerde arz şoku da ilgili sektörlerde fiyat artışlarına neden olacaktır.
Petrokimyasal hammaddelere dayalı olan tarımın önemli girdilerinden gübre ve zirai ilaçlar (pestisitler, herbisitler, insektisitler, fungisitler vb.) petrol fiyatlarındaki artış dan dolayı üretimini ve girdi fiyatlarını doğrudan etkilemekte olduğundan tarımsal ürünlerde maliyetleri yükseltecektir.
Kuraklık yaşanırken savaşlar nedeniyle gübre ve ilaç sıkıntısı veya kullanamama gibi durumlar verimliliği azaltacak ve üretim miktarı azalacaktır. Bu tehlikeli durumlar giderek kaçınılmaz hale gelmektedir. Tarımda sürekliliği sağlayacak tedbirler alınmalı ve planlamalar günü birlik temin sistemine bağlanmamalıdır.
Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş kanalı açıldığında (1869) ticaret yolları yön değiştirince Osmanlı gelir kaybına uğramıştır. Her savaş bir zarar ve alternatif arayışlara yol açmaktadır. Tarihte yaşanılanlardan ders alınarak üretim ve ticaret iyi planlanmalıdır.
Tarımda çalışan nüfus yaşlanmakta ve gençler tarım sektöründen uzaklaşmaktadır. Üreticinin yaşlandığı ve bilgi seviyesinin de giderek gerilediği bir tabloyla karşı karşıya kalan ülkemizde tarım, çoğu zaman “başka seçenek kalmadığında yapılacak iş” gibi görülür hale getirilmemelidir. Geçen yıl %8.8 küçülen tarım sektörü daha da küçülür ve sonuçta açlık ve tarım ürünlerindeki fiyat artışları ülkemiz insanını alamaz hale gelebilirler.
Tarım ihmal edilmemeli ve çok gerekli olmadıkça ülkemizde yetiştirilen tarım ürünlerinde özellikle hasat dönemlerinde ithalat yapılmamalıdır. Tarımda girdilerin temininde üreticiye kolaylık sağlanmalı ve köy hayatı ve tarım sektörü cazip hale getirilmelidir.