Merhaba sevgili okur,
Ben Hayriye Açıkgöz. Sosyoloji, psikoloji ve edebiyat alanında aldığım eğitimlerden sonra özel eğitim alanında yüksek lisansımı tamamladım. Aile danışmanlığı, oyun terapisi, resim yorumlama eğitimlerimi de başarıyla tamamladım. Yıllardır çocuklarla, ailelerle yani tüm duygularla iç içe bir yolculuktayım. Belki de yolculuk benim içim çok daha önce başladı. Babamın edebiyat öğretmeni olması, evde sayısız kitaplar arasında geçen bir çocukluk ve aniden oyun arasında gelen bu kelimenin kökeni nedir soruları, bugün bu satırların temelini atıyormuş meğer. Yazmak benim için hem düşüncelerimi toparlama hem de başkalarının yüreğine dokunma yolu oldu.
Şimdi bu yolculuğu biraz daha genişletmek, sizlerle daha çok şey paylaşabilmek için bu köşedeyim. İlk yazımda, resimlerin sessiz ama çok şey anlatan diline odaklanmak istedim. Özellikle çocukların dünyasında renklerin, çizgilerin ve küçük detayların bize ne söylemeye çalıştığını birlikte keşfetmeye ne dersiniz?
Çocukların çizdikleri resimler aslında sadece birer resimden ibaret değil, iç dünyalarına açılan bir pencere. Bizler duygularımızı konuşarak ifade ediyoruz çoğu zaman. Onlar ise iç dünyalarını, bilinçaltlarını ellerine aldıkları kalemle fark etmeden aktarıyorlar, bir kalem bir fırça onların dilleri oluveriyor. Bu sayede bizlere de çizdikleri resimlerdeki detaylara bakarak onlar hakkında pek çok ipucuna sahip olma şansı doğuyor.
Çoğu zaman yetişkinlerin fark edemediği duyguları bir boya kalemi anlatır bize. Bir resme sadece “aman çocuk işte karalamış” gözüyle bakmamak lazım, o resim belki size anlatılmayan bir duygunun çığlığı. Geçenlerde küçük bir öğrencim, elinde buruşturulmuş bir resim getirdi. Göz göze gelen iki figür, kocaman kırmızı bir güneş ve siyaha boyanmış bir gökyüzü… “Çok karanlık olmuş gökyüzü, yağmur mu yağıyordu” dedim. Hayır, annem çok bağırıyordu o gün” dedi. Renklerin dili her şeyi anlatıverdi o an. Kimi içindeki kırgınlığı maviyle boyar, kimi yalnızlığını griye boyar. Bir çocuğun siyahı ne kadar kullandığı, sarıyı nereye koyduğu, kırmızıyı neden taşırdığı hepsi birer ipucu aslında. Şimdi detaylı olarak renklerin fısıldadıklarını konuşalım.
Mutlu tasvirlerde, mutlu çizimlerde genellikle canlı renkler kullanılırken üzgün temalarda daha çok kapalı tonlar tercih edilir. Kırmızı genellikle öfke ve saldırganlıkla ilişkilendirilse de, aynı zamanda heyecan ve mutluluğu da temsil edebilir. Bu nedenle kırmızıyı yorumlarken resmin bütününe dikkat etmek gerekir. Yeşil, güven ve huzurun simgesidir; çocukların iç dünyasında rahatlık ve mutluluğu gösterir. Çocuk resimlerinde görmeyi istediğimiz bir renk olan yeşil bazı durumlarda sağlık, büyüme ve gelişimin rengi olarak da bilinir. Mavi renk ise tonlarına göre farklı anlamlar taşır; açık mavi sakinlik ve içe dönüklüğü, lacivert ise disiplin, eleştiri ya da otoriteyle yaşanan iç çatışmayı yansıtabilir. Sarı, mutluluk, canlılık ve sevildiğini hissetmenin rengidir. Turuncu ise sosyal ilişkilerde dışa dönüklüğü ve canlılığı temsil eder, mutluluk ve heyecanı da yansıtır. Mor ve kahverengi, genellikle sevgi, ilgi ve aile desteğine olan ihtiyaçları gösterir; çocukların bu renklerle çizimleri, duygusal güç arayışlarının bir yansıması olabilir. Çocuğa ağır gelen sorumluluk, yaşadığı zorluklar, kontrol etme ihtiyacı da bu renklerle ifade edilebilir, bu yüzden bu tip kapalı renklere dikkat etmek gerekir. Siyah, çoğunlukla kayıp, yas ve olumsuz duygularla bağdaştırılırken, bazen de çocukların kendini koruma mekanizmasıdır. Sürekli kullanılıyorsa mutlaka gözlemlemek gerekir. Pembe renk sakinleştiricidir ancak aşırı kullanımı benmerkezcilik olarak da yorumlanabilir. Ayrıca, pembeyi genellikle kız çocuklarının, maviyi ise erkek çocuklarının kullanmasında kalıpların, kültürel boyutun etkisi de olabilir. Şunu da unutmamak gerekir; çocuk resimlerini yorumlarken renklerin anlamlarını bilmek evet önemlidir ama çocuğun dünyasını ve içinde bulunduğu durumu dikkate alarak, çocukla konuşup resimle ilgili sorular sorarak değerlendirmek gerekir.
Renklerin dilini konuştuk bu hafta. Haftaya, çocukların çizdiği o küçük eller, uzun bacaklar ya da başsız bedenler, yani insan figürleri bize neler anlatıyor, bunları konuşmak için tekrar buluşalım.