Eskiden oyun deyince akla sadece eğlenmek gelirdi ya da herkesin bildiği sokak kültürlerinin oluşturduğu farklı farklı anlamlara ve farklı farklı hikayeleri oluşturmamıza sebep olan sokak oyunları… Biraz kafa dağıtmak, boş zamanı geçirmek… Ama artık işler değişti. Çelik çomak, 7 kiremit, yakar top, limon, misket ve sayamadığım daha nicesi. Sokak’ta oyun oynamanın, kültür olarak birlikteliğin simgesi olduğunu ve sokak kültürünü öğrenmeyi hedeflediği zamanlardan, dijital oyunların sokakta oynanmaya başlamasına giden çok kısa sürede sokak oyunlarının kültürünün değişti bu zamanlar...

Zamanında piksel piksel grafiklerle, birkaç tuşla oynanan basit oyunlar vardı. Bugünse film gibi hikâyelere, gerçekçi grafiklere sahip oyunlar oynuyoruz. Teknoloji geliştikçe oyunlar da bambaşka bir boyuta ulaştı.

Her oyun sadece eğlenmek için yapılmamış. Bazı oyunlar gerçekten düşündürüyor, kafa çalıştırıyor. Özellikle strateji ve bulmaca tarzı oyunlar sayesinde problem çözme becerilerimiz gelişiyor. Hatta bazı oyunlar sayesinde yeni bir dil öğrenmek ya da tarla ekip biçmek nedir onu öğreniyoruz. (Şahsen öğrendiğim İngilizceyi CS: GO ve onun gibi FPS türündeki çevrimiçi oyunlara borçluyum)

Takım olmayı, iletişim kurmayı öğreniyoruz. Yani oyun oynarken aslında birçok yeteneğimizi geliştiriyoruz. Motor beceriler gelişiyor… Doğal olarak farklı kültürlerden, farklı ırklardan, farklı milletlerden ve farklı özelliklere sahip insanlar ile birlikte aynı ortamda bulunuyor ve onlar hakkında birçok şeyi gözlemleyebiliyoruz. Kimi zaman bu konuşma tarzı, kimi zaman kültürel faaliyetleri öğrenmeye sebep oluyor.

Tabii ki her güzel şeyin fazlası zarar. Saatlerce ekrana bakmak, yemek yemeyi unutmak ya da arkadaşlarımızla vakit geçirmek yerine hep oyun oynamak sağlığımızı ve sosyal hayatımızı olumsuz etkileyebilir. Aynı zamanda sosyal yaşantımız bir ekranın içerisinde oynadığımız oyunlar izlediğimiz filmler ve gördüğümüz her şeye dönüşüyor… Gelişim çağında bulunan çocuklarımızın özellikle dışarıda bulunan dünyayı unutmamaları ve ekranlardan oluşan Dünya’nın gerçek olmadığını bir kez daha hatırlamaları gerekli. Bu yüzden oyunla gerçek hayat arasında denge kurmak çok önemli.

İşin bir de kariyer boyutu var. (Eskiden bende bu kariyere sahip olmak istiyordum açıkçası) Oyun sektörü artık kocaman bir dünya. Oyun yapımcıları, yazılımcılar, tasarımcılar hatta profesyonel oyuncular bu alanda ciddi işler yapıyor. E-spor turnuvalarında yarışan oyuncular var ve bu insanlar geçimlerini bu şekilde sağlıyor. (Bazen kimimizin yıllık kazandıklarını sadece turnuvalarda ya da yayıncılıkta kazanıyorlar… Hem de bir günde…) Yani oyun oynamak bir hobi olmanın ötesine geçip, meslek bile olabiliyor.

Oyunlar artık hayatımızın doğal bir parçası. Doğru şekilde oynandığında hem eğlenceli hem öğretici olabilir. Eğlenelim, öğrenelim ama unutmayalım: her şey dozunda güzel.

Sokakta büyüyen, toza toprağa karışmış; çelik çomak, yedi kiremit, yakar top, simit ve benzeri onlarca oyunu oynamış birisi olarak, gümbür gümbür gelen; genç, güçlü ve iradeli nesil… Size buradan da seslenmek istiyorum… Benim için artık sokakların rengi eskisi kadar parlak, canlı ve berrak değil. Büyüklerimizin bizler için söylediği “nerde kaldı o eskiler” ya da “eskiden her şey daha güzeldi” cümlelerini anladığım yaşlardayım. Sizin yaşlarınızı yaşamış birisi olarak söylüyorum… Koşun, zıplayın, yere düşün, kalkın, arkadaş edinin, sokağa çıkın ve akşam ezanları ile birlikte evinize geri dönün… Hayat gerçekten çok kısa. Yaşadığınız her anın kıymetini bilin…

Sevgilerle…