Kitapların mum ışığında, el ile yazılıp çoğaltıldığı, kitaplara ulaşmanın bugünkü kadar kolay olmadığı günlerden ne günlere geldik?

Kitapların ve kitap yazan insanların taltif edildiği, hatta yazılan kitaplar ağırlığınca altınla ödüllendirildiği o günlerde, o yıllarda, o çağlarda kitap da kitaptı, okuyucu da okuyucuydu hani.

Yeni çıkan bir kitabı gününde bulamayınca üzülen, o günü hayatının boşa geçmiş bir günü olarak kabul eden, yine hayatında evlendiği ve babasının öldüğü iki günde kitap okuyamadığına içi yanan okuyucular vardı.

Yine kitap okurken, uykusu gelince uyuyup kalmamak için örgülü saçlarını, oturduğu yerin arkasındaki çiviye asan, uykudan başı önüne düşünce, kendisini çekip uyandırsın diye düşünen âlimler bulunmaktaydı.

Şimdi bizler, o büyük insanların mum ışığında yazdıkları muhteşem eserleri okumaktan ne kadar da aciz durumlara düştük.

Avrupa ve Amerika gibi Batı ülkeleri'ne gidenler, bu ülkelerde insanların her ortamda kitap okuduklarını söylerler ve onları öve öve bitiremezler. Otobüslerde, tramvayda, metroda, trende yolculuk yaparken, parklarda oturup dinlenirken, duraklarda otobüs beklerken bu insanların çoğunun kitap okuduklarını ben de gördüm. Ya bizler?

Peki, bize ne oldu da bu hallere düştük? Niçin okumaktan bu kadar uzaklaştık? Okumanın tadını, okumanın güzelliğini nasıl kaybettik?

Konya Kitap Günlerini üçüncü kez gezerken hep bunları düşündüm. Kitaplarla yeniden tanışmak, yeniden kucaklaşmak, yeniden barışmak, bizi okumaktan uzaklaştıran nedenleri bulup tekrar okumaya dört elle sarılmak gerekiyor sonucuna vardım.

Kitap stantlarını dolduran öğretmen ve öğrencileri ve onlardaki kitap sevgisini görünce, genç yazarlarla tanışınca, yeni çıkmış kitapları elime alıp inceleyince ümitlerim yeniden yeşerdi, bir daha umutlandım.

Bütün okulların, ilk, orta, lise olsun, üniversitede çeşitli fakülte ve yüksek okullarda okuyan bütün öğrencilerin burayı ziyaret etmelerini düşündüm.

Büyükşehir Belediyesi'nin isteyen okullara ulaşım kolaylığı sağladığı, otobüs tahsis ettiğini duyunca da çok sevindim. “İşte hizmet budur” dedim.

Bu gidişimde farklı stantları gezip, önceden tanıdığım ve tanımadığım yazarlarla görüştüm, tanıştım, hasret giderdim. Kitaplarını imzalattım. Bütçem elverdiği ölçüde yazar kardeşlerimin kitaplarını alarak, okuyacağıma dair söz verdim.

Dergâh yayınlarından hikâye ve denemelerini zevkle okuduğum Mustafa Kutlu'nun iki yeni kitabını, Yeni Asya Yayınlarından Sami Cebeci'nin beş kitabını aldım, imzalattım. Sami Cebeci'yle 1996 yılında, Viyana günlerimizde tanışmanın verdiği dostluğumuz vardı. Yıllar sonra tekrar görüşmüş olduk.

 Kashna Standından Kashna Felsefesi kitabını Yayınevi'nin sempatik, güler yüzlü, Baş Muhalif'i Cem Vargün'le tanıştım. Yayınevi, Dünyanın En Akıllı İnsanı Erdal Demirkıran'ı ve eserlerini okuyucuyla buluşturmaya çalışıyordu. Cem Vargün, kitaplara ilgi gösterdiğimi görünce bana Kashna Felsefesi adlı kitabı hediye etti. Okunmamı, okursam kendilerini anlayabileceğimi de söyledi. Kitabın kapağında “Bana Güneş Lazımsa Ben Güneşi İsterim” diyordu. Kitap isimleri ilginçti.

Sonra yine İstanbul'dan gelen Erkan İşeri ve hazırladığı çocuk kitaplarıyla, Semerkand standında Eyyüp Beyhan hocayla tanışıp birer kitaplarını aldım ve imzalattım. Menzil Cemaati de yayınladığı eserlerle bir hayli mesafe katetmişti.

Uğur Tuna standında daha önce birlikte öğretmenlik yaptığım Abdi Mert'i ve yazdığı kitabı görünce çok sevindim. Yine Adana'dan gelen yaşam koçu Serdar Yeşilyurt'la sohbet ettim. İki yazar da genç ve cevval arkadaşlardı. Birer kitaplarını alarak ikisine de imzalattım.

Zamanımın çoğu TYB Konya Şubesi standında geçince, Zeki Oğuz, Kazım Öztürk, Hüzeyme Yeşim Koçak, Aytuğ Uslutekin ve Duran Çetin'le bol bol sohbet ettik, resimler çektik, çektirdik “Allah, tesbih ve resim çektirmekten başka bir şey çektirmesin” diye dua ettik. Konyalı yazar kardeşlerimden de birer tane de olsa kitap almayı, onları bu konuda takdir ve teşvik etmeyi unutmadım.

Anuş Gökce'nin dediği gibi “kitap almak için cebini düşünen insanlar”dan biri de ben olunca daha fazla kitap alamadım. Kitapların kokusuyla yetindim. Kitapseverlerin, ziyaretçilerin çoğunun kız öğrenciler olması, öğrencilerin çoğunun da imam hatip ortaokulu ve liselerinden gelmesi, bazı tanınmış yayınevlerinin ve yazarların olmaması da dikkatimi çekmişti.

                                            TARİHTEN BİR NÜKTE

Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası Murat Han, “Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:

“Peder ne der, kader ne der?”

 

                                                GÜNÜN SÖZÜ

İNSANLIĞA BAŞLICA BORCUMUZ BIKMAKSIZIN OKUMAK, ÜŞENMEKSİZİN OKUMAKTIR.

                                                                                                              Şemsettin Sami