Tarım sektörünün istihdam, milli gelir, iç ve dış ticarete katkısı, artan nüfusun gıda maddeleri ihtiyacını karşılama ve sanayiye hammadde sağlamasından dolayı önemi her geçen gün artmaktadır. Bu sektörde verimliliğin, sürekliliğin ve üretimin sağlanabilmesi için tarım çeşitli şekillerde desteklenmelidir. Bu yıl yağışların yeterli olması üreticilerimizi rahatlatmış olmakla birlikte verim ve ürün fiyatında beklentiler yüksektir. Tarımda kullanılan girdilere gelen zamlar üreticiyi hububatta ve yazlık ürün ekilişinde hayli zorlamaktadır. Örneğin; TUİK tarımsal girdi fiyatlarının 2026 Mart ayında bir önceki aya göre %3.89, geçen yılın aynı dönemine gör %34.26 artış kaydettiğini açıklamıştır. Bu aya kadar tarımda kullanılan girdilerden gübrede yıllık bazda %43.33 fiyat artışı olmuştur. Bu ve diğer ürünlerde ki artışlarda buna yakın olması nedeniyle ürün üretim maliyetleri hayli artış göstermekte olduğundan fiyat beklentileri de yüksektir.
Konya ve Karaman illerinde hububat ekili arazilerde yaptığımız gözlemlerde bu yıl verimin yüksek olacağı görülmektedir. İnşallah bundan sonraki dönemde olumsuz bir durumla karşılaşılmaz ise birim alandan alınacak hububat verimi yüksek olacaktır.
Tarımda uygulanan politikalar ve fiyatlar ülkelerin ekonomisine ve tarım sektörünün problemlerinin çözümüne yönelik olmalıdır. Tarımsal destekleme politikalarında belirleyiciler ülkelere göre farklılaşabilmektedir. Ülkemiz tarım ürünlerinin gıda güvenliği üzerine politikalar geliştirirken dünyada oluşan fiyatların üzerinde de fiyat veremiyor. Ancak bu fiyat politikasına rağmen bazı ülkelerdeki gibi girdi destekleri ile üretici desteklenmeli ki ayakta kalabilsin.
Türkiye’nin mali disiplin ve fiyat istikrarı gibi makroekonomik politika sorunları, iklim ve çevresel değişiklikler, tarımsal yapıdaki sorunlar, kırsal alanlarda meydana gelen sosyal ve kültürel değişimler gibi birçok faktörün uygulanacak olan tarım politikalarını belirlediği bilinmektedir. Hayvancılığa, alan bazlı desteklemeye, tarımsal sigorta destekleri ve diğer destekler tarımsal üretimde istikrarı ve sürdürülebilirliği sağlamakta olduğundan devam ettirilmelidir.
Ülkemizde işletme başına düşen arazi miktarının azlığı üreticilerin dünya piyasalarında rekabet gücünü düşürdüğünden ülke içi desteklerle ayakta kalmaları ve üretimlerini sürdürmeleri sağlanmalıdır. Teknolojideki ilerlemeler üreticiyi yeni ekipmanları almaya ve kullanmaya zorladığından üretici giderleri her geçen gün artmakta olduğundan küçük işletmeler ya kiralama yoluyla faaliyetlerini sürdürmeye devam etmekte ya da arazisini elden çıkartarak tarımsal üretimden çekilmektedir. Bu durum da sosyal bir problem olmaktadır. Kırsaldan şehirlere göçler ve şehirde sürekli iş arayışları artınca sosyal problemlerde artmaktadır. Bağımlılığı teşvik edenlerin bu boşluktan yararlanmaları nedeniyle de gençlere kurulan tuzaklar da her geçen gün artmakta olduğundan üzerinde durulması gereken konulardan birisi de budur.
Konya ili, 780.043 km2 olan Türkiye yüzölçümünün %5,24’lik kısmına karşılık gelen (göller dâhil) 40.838 km2 yüzölçümü ile ülkenin en geniş arazi varlığına sahip ilidir. Konya ilinin % 46,10’u (1.882.592 ha) tarım arazisi, % 20,60’ı (841.165 ha) çayır-mera, % 15,75’i (643.068 ha) ormanlık-fidanlık ve % 17,56’sı da (716.975 ha) diğer arazilerden oluşmaktadır. Topoğrafik açıdan; doğu, kuzey ve batı bölgelerinde oldukça düz ve büyük ovalar yer alırken güney bölgesinde oldukça engebeli araziler bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 570-1700 m arasında değişmekte olup bu yükseklik farklılıkları ilin ekolojik yapısında farklılığın oluşumuna neden olmuştur. Yıllık yağış miktarı bölge ekolojisine göre 250-750 mm arasında değişmektedir. Türkiye tarım arazisi varlığının %7.84 ü Konya’dadır. İlde tarım arazilerinin %84.6’sında tarla bitkileri yetiştirilmektedir.
Geniş tarım arazilerine sahip olan Konya ilinde DSİ 4. ve 18. Bölge Müdürlükleri verilerine göre 609.299 ha alanda sulu tarım yapılmaktadır. Konya’da su varlığı tarımsal üretim için yeterli değildir. Bölgemiz arazilerinde son günlerde görülen yağışlar bitkiler için önemli olan su ihtiyacını da gidermektedir. Yağışlarda görülen bu olumlu gelişme sulu ve kıraç alanlarda ekilmiş olan hububatta gelişmenin iyi olmasını sağladığından bu yıl verimliliğin yüksek olmasının işareti olarak kabul edilmektedir. İnşallah hasada kadar hava şartları hububat gelişmesine uygun giderse üreticilerimiz bereketli bir yıl geçireceklerdir. Bazı kaynaklar Türkiye genelinde de buğdayda üretim miktarının bu yıl yaklaşık 25 milyon ton olacak diye belirtirken Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi Sonuç Bildirgesi’nde ise buğday üretiminin tahmini 22,7 ile 23,2 milyon ton olacağı belirtilmiştir. Türkiye genelinde, hububat üretiminde kış yağışlarının yeterli olması, bitki gelişiminin sağlıklı seyretmesi, hastalık ve zararlı baskısının da sınırlı olması olumlu bir gelişme dönemi ortaya koymuştur. Nisan ve Mayıs ayında bu güne kadar yeterli yağış alınması ülkemizin tüm bölgelerinde üretim sezonunun olumlu ve yüksek verim alınacağı beklenilmektedir.
Konya'da 2025 yılında buğday üretimi 1.965.725 ton ve arpa üretimi ise 1.528.762 ton olarak gerçekleşmiştir. Bu yıl bazı araştırıcılara göre %25 artış beklenirken Karatay Ziraat Odası Başkanına göre rekoltenin 2025 yılına göre %35 oranında artacağı tahmin edilmektedir.
Konya ovasında her ne kadar bu yıl yağışların yeterli olması üreticimizi rahatlattı ise de esas olan sulu tarım yapan üreticilerimizin ihtiyacı olan suyun teminidir. Sulu tarımı ideale yakın yapan yöre çiftçisinin Konya ovasında üretimi sürdürübilmesi için ovaya dış havzalardan su getirilmesi büyük önem arz etmektedir. Umut ve dua edelim ki her yıl böyle yağış olsun ve üreticilerimiz daha az sulama masrafıyla ve daha fazla sulama suyu arayışına girmeden üretim yapabilsin ve ürüne verilecek fiyatta beklentileri karşılasın ki üretimlerini sürdürebilsinler.