Daha çok para, daha çok güzellik, daha çok eşyaya ihtiyacı olanlardan sıkılmadık mı? Sadelik yoksunluk değil huzurdur.
Bir zamanlar, büyük bir şehrin kalabalığında kaybolmuş bir adam vardı. Hırsla dolu yaşamı, ona hep daha fazlasını arzulamayı öğretmişti. Daha iyi bir ünvan, daha büyük bir ev, daha çok alkış... Koştu, çabaladı, yarıştı. Sonunda zirveye ulaştığında, gözlerinin altında yorgunluktan çizgiler vardı, ruhu ise hiç olmadığı kadar ağırdı.
Yunan filozoflarından biri şöyle der: "Ne kadar az şeye ihtiyaç duyarsan, o kadar özgürsündür." Ancak insan, özgürlüğü bollukta arar, sadeliğin kurtuluş olduğunu fark ettiğinde ise çoğu zaman çok geçtir.
Bir bilgeye, "Sana sahip olduğum her şeyi vereyim, bana huzuru öğret" diyen bir tüccar geldiğinde, bilge adam sadece sustu. Sessizlik içinde yürüdüler, basit bir kulübeye vardılar. Orada hiçbir şey yoktu; ne süslü halılar ne de ihtişamlı eşyalar. Tüccar, "Burası mı? Huzurun burada mı?" diye sordu. Bilge, başını salladı ve "Huzur, eksiltmekle gelir, eklemekle değil," dedi.
Zamanın büyük düşünürlerinden biri, "Kendi içine dönebildiğin an, en büyük zenginliği bulursun" der. Oysa insan, sürekli başkalarının alkışını duyabilmek için dışarıya bakar, içindeki sessizliği unutur. Sessizlik, zayıflık değil; zihnin berraklaşmasıdır. Öyle ki, bazen en büyük cevap, hiç yanıt vermemektir.
Şehrin kalabalığından kaçan adam, bir gün bir nehrin kıyısına oturdu. Suda yansıyan yüzüne baktı ve düşündü: "Ne zamandır burada, kendi başımayım?" Cevabı bilmiyordu. Yarışın içinde kendini unutmuştu. Şimdi ise suyun akışı ona başka bir şey fısıldıyordu: Dur. Sessizleş. Hafifle.
Gerçek kazanç, yüklerden kurtulabilmektir. Ve bazen, bir çakıl taşı kadar hafif olabilmek, altın yığınlarından çok daha değerlidir.
Dünya, koşanlar için bir yarış pisti, fakat bilenler için bir bahçedir. Bazıları sürekli ileriye bakarken, bazıları durup manzaranın tadını çıkarır. Çoğu kişi, yaşamı bir mücadele olarak görür; oysa yaşam, doğru anları fark edebilenler için bir hediyedir. İçindeki sessizliği duyamayanlar, dünyadaki en büyük gürültüyü bile anlayamazlar.
Kendi iç sesini duymak, dışarıdaki karmaşayı susturmakla başlar. Kalabalıklar içinde kaybolan, en çok alkışı arayan kişi, genellikle en yalnız olandır. Oysa gerçek huzur, sadelikle gelir. Her şeyin peşinden koşmak yerine, gerçekten neye ihtiyacın olduğunu bilmek, en büyük bilgeliktir.