Eğitim ile gelecek bizim olacaktır.
İnsanın doğumundan ölümüne kadar bireyi “insan” yapan süreçlerin, faaliyetlerin, etkinliklerin; kapalı, açık, örtük veya sistematik tüm öğrenmelerin tamamına eğitim adını veriyoruz.

Eğitimin en önemli unsuru ise öğretmendir. Her ne kadar bilgiye ulaşmanın bir parmak hareketiyle mümkün olduğu ve yapay zekânın büyüleyici dünyasıyla çok kolaylaştığı bir dönemde bulunsak da ruhlarımızı doyuracak ve dolduracak olan öğretmenler, bize yön vermeye ve yol göstermeye devam edeceklerdir.

Peki, neden “öğretmen” denmiştir?
Elbette öğretmen, müfredatı öğretmekle yükümlüdür. Öğretmek ya da terbiye etmek sadece bir şeyleri anlatıp geçmek olsaydı, öğretmen yerine “anlatman” derdik. Hâlbuki eğitimci; akademik bilgi birikimi ve pedagojik donanımının yanında kişisel özellikleri açısından da yeterli olmalıdır.

En başta mesleğini ve öğrencisini sevmelidir. Çünkü sevgi ile acılar tatlılaşır, para pul olur. Sevgi, merhamet ve şefkat ile öğrencinin gönlüne yol buluruz.

Öğretmen karşısındakini bir emanet, hatta kendi evladı olarak görmelidir. Yeri gelmişken bir hatıramı sizinle paylaşayım: Konya’da bir İmam Hatip Lisesinde görev yaparken okulumuz Bakanlık müfettişleri tarafından denetlendi. Teftiş bitti. Müfettişler, adet olduğu üzere okulun idareci ve öğretmenleriyle bir değerlendirme toplantısı yaptılar. Son sözü teftiş heyetinin başkanı aldı. Başmüfettiş konuşmasını, hâlâ unutmadığım şu cümlesiyle bitirdi:
“Allah, sizin çocuklarınıza veya torunlarınıza sizin gibi öğretmen versin.”

“Eğitim geleceğin pasaportudur, çünkü yarın bugün hazırlananlara aittir.” – Malcolm X

Geleceğin pasaportunu bizlere veren öğretmenlere ne kadar değer verir, onları ne kadar öncü ve önder kılarsak yarınlarda o kadar söz sahibi oluruz. Günümüzde sosyal medyanın ve kötülüklerin göz açıp kapayıncaya kadar dünyayı dolaştığı bir çağda; yalnız, hedefsiz, bencil, idealsiz, kararsız ve zevk tuzağına düşmüş insanlığa kutup yıldızı gibi yol gösterecek öğretmenlere olan ihtiyacımız açıktır.

Öğretmenlerimiz hem maddi hem de toplum içindeki statü bakımından itibarlı hâle getirilmelidir.
Gönüllerin mimarı öğretmenlerimiz de yetiştirdiklerinin dünyayı imar edeceği bilinciyle kuyumcu titizliğiyle çaba göstermelidir.

Atanmışlıktan adanmışlığa, görevlilikten gönüllülüğe terfi edenler hatırlanır.
Öğretmen, öğrencileri için bir baba, bir anne, bir abla, bir ağabeydir; onlara sığınaktır, korunaktır, barınaktır, kucaktır.

Gönüllü öğretmen, öğrencilerini sadece 40 dakika sınıfta gözlemleyen değil; ders dışında ve hayat yolculuğunda da onların yanında ve yakınında olup göz kulak olandır.

Eğitimci, ihlâs ile bir nesli inşa ettiğinin farkındadır. O, hem göze hem gönle girendir. Sadece güne değil, aynı zamanda kalbe hitap edendir. Öğrencilerini sınavlara hazırlarken bir yandan da hayata hazırlayandır. Muallim, öğrencilerine kariyer eğitimi verirken karakter eğitimini de ihmal etmez.

Ezcümle, öğretmenlerimiz okulların sadece bir geçim kapısı değil, bir dua kapısı olduğunu unutmamalıdır.

Elbette bütün bunların hayat bulması için bizim öğrencilerimize öncü ve rol model olmamız gerekir. Eğer hem sözlerimizle hem de yaşayışımızla örnek olamıyorsak, boşa kürek çekmiş oluruz.

Bilindiği gibi 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesile ile adanmış bir ruhla ve gönüllülük bilinciyle; ruh cephesinin maden işçileri olarak gökten inenlerle ruhları doyuran, okulu bir mabet olarak gören, öğrencilerin gönlüne giren, sevgisini veren, talebelerini hem kariyer hem de karakter açısından yetiştiren; hem eşyayı hem de Esmayı öğreten tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyor, vefat etmiş öğretmenlerimize Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diliyorum.

Selam ve dua ile…