1991 yılının ilk ayları idi. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, işgal etmiş olduğu Kuveyt’ten çıkarmak için Irak’a saldırı düzenlemişlerdi. Bu saldırı, birinci Körfez savaşı olarak tarihe geçti. Irak, bu saldırıya İsrail’e zaman zaman füze atarak cevap veriyordu. Bizler de TV başında savaşı gece gündüz anbean takip ediyorduk.

Irak’tan atılan bir füze, İsrail’de birkaç çocuğun ölümüne yol açmıştı. TV bu haberi verdikten sonra, Fetullah Gülen’in açıklamasına yer verdi. Evde bir arkadaşımla beraber izlediğimiz Gülen’in açıklaması şöyleydi: “Ölen İsrailli çocuklar gözümde tülleniyor.”

O anda TV başında ayağa kalkarak aynen şöyle tepki verdiğimi bugün gibi hatırlıyorum: “Ulan şerefsiz, yıllardır ölen Filistinli çocuklar hiç gözünde tüllenmedi, ama ölen 3 yahudi çocuğu hemen gözünde tüllendi öyle mi? Nedir sendeki bu İsrail sevgisi?”

Feto’ya olan nefretim işte o tarihte böyle başladı. Daha sonra TV lerden verilen salya sümük vaazlarını bile dinlemeye tahammülüm olmaz, “defol riyakâr adam” diyerek hemen kanalı değiştirir veya kapatırdım.

Daha sonra ki yıllarda başlattığı dinler arası diyalog toplantıları, benim bu adama ve cemaatine olan nefretimi iyice arttırdı. 2000 yılında Şanlıurfa’da, 2004 yılında Mardin’de dinler arası diyalog toplantıları düzenlenmişti. Bu toplantıların birinde düzenlenen bir gösteriyi hatırladıkça hâlâ tüylerim diken diken oluyor.

Temsili bir sırat köprüsü yapmışlar. Köprünün altında ateşler yanıyor. Bunlar cehennemi temsil ediyor. Köprünün karşı tarafını da yeşilliklerle donatmışlar. Burası da cenneti temsil ediyor. Ben de gösteriyi TV den izliyorum. Sarık ve cübbeli Müslüman bir imam, kıyafetinden belli olan bir hristiyan papazı ve bir de yahudi hahamı kol kola girerek köprünün üstünden cehennem ateşlerini geçerek karşıya yani cennet bahçelerine ulaştılar. Bunu görünce kan beynime sıçradı. Burada verilmek istenen mesaj hristiyan ve yahudiler de Müslümanlarla birlikte cennete girecekler mesajıydı. Dinler arası diyaloğun da amacı buydu. Bunları görünce o tarihte yazılarımın yayınlandığı Merhaba gazetesindeki köşemde “Tevhid dini ile Teslis dini arasında nasıl diyalog olur?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Daha sonra bunlar aleyhine defalarca yazılar yazdım, radyo programlarımda sert eleştiriler yaptım.

Diyalog toplantıları gibi Abant toplantıları ve milleti efsunlayan Türkçe Olimpiyatları da tamamen dış güçlerin kontrolünde yapılan faaliyetlerdi.

Papaya yazdığı mektuptaki bir cümlesi aynen şöyleydi: “Papa hazretleri, biz bugün burada, sizin kutsal Papalık misyonunuzun bir parçası olarak bulunuyoruz.”

Abant Toplantılarına gönderdiği mesajda da şöyle diyordu: “Hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum.”

Abant toplantılarının birinde okudukları ezanda Eşhedü Enne Muhammedün Rasulüllah kısmını kaldırmışlar, son Peygamberin olmadığı bir din mesajı verilmişti.

Bunların attığı her adım ve söyledikleri her söz ben de bu adamın ve bağlılarının İsrail’in ve ABD’nin uşağı olma düşüncemi kuvvetlendirdi. Her faaliyetleri ile ilgili yazılar yazıyor, insanlarımızı uyarmaya çalışıyordum.

Papa’ya yazdığı mektuptaki ifadeleri, 28 Şubat’taki tutumu, Çevik Bir’e yazdığı övgü dolu mektubu, Ecevit’i ve Demirel’i öve öve bitiremezken merhum Erbakan hocamızla ilgili söylediği; “O zatla gönül birliğimiz yok” ifadesi ve son olarak Mavi Marmara olayında “İsrail otoritesinden izin alınmalıydı” sözü…

Bütün bu faaliyetleri ile ilgili yazdığım yazılarımla ilgili zaman zaman üstü kapalı tehditler de alıyordum.

Bu cemaata karşı bendeki öfke o kadar kine dönüştü ki, küçük oğlum Eymen’i başarılarından dolayı sık sık Sabah dershanesinden aradıkları ve ücretsiz kayıt edeceklerini söyledikleri halde dönüp bakmadım ve onlara her defasında şu cevabı verdim: “Ben yürüdüğünüz yolu asla tasvip etmediğim için çocuğumu size teslim etmem.”

15 Temmuz’da geldiğimiz süreçte ne kadar doğru bir yolda yürüdüğümü daha iyi anlamış oldum. Beni bu haşhaşi topluluğundan uzak tuttuğu, zerre-i miktar kadar onların yanında bulundurmadığı, onlarla irtibata geçirmediği ve 35 yıldır onlara karşı bende oluşturduğu tiksinti için Rabbime sonsuz şükrediyorum.

*** *** ***

15 Temmuz artık bunların niyetini iyice açığa çıkardığı gündür. 15 Temmuz’a kadar onların niyetini anlamayanlar o tarihte anlamış oldular. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, hâlâ bunlara sevgi duyan varsa bunların da vatan haini olduğu kesindir. Cumhurbaşkanımızın yaptığı; “bunların tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet içindedir” değerlendirmesi 15 Temmuz’dan önce doğruydu. Şimdi bu haşhaşi topluluğa ve onun başındaki İsrail uşağı psikopat hayduta kim sempati duyuyorsa baştan ayağa hepsi vatan hainidir.

Bu darbe girişimini de kesinlikle ABD ve CIA ile birlikte planlamışlardır. Türkiye’nin gelişmesini ve büyümesini istemeyen dış güçler ile içerideki uzantılarının, Türkiye’nin yolunu kesmek için bu planı yaptıklarından, ülkemiz yönetimini ABD’nin güdümüne devretmek, ayrıca kardeşi kardeşe düşürmek ve Türkiye’yi de yeni bir Suriye yapmak istediklerinden, bunun için de Fetullah denen bu adam bozuntusunu kullandıklarından zerre kadar tereddütüm yoktur.

Ülkemizde her 10 yılda bir yaptıkları darbelerle milletimizi çok süründürmüşler ama bu defa karşılarında çelik gibi eğilmeyen bir lider ve şanlı bir millet bulmuşlardır. Bu şanlı millet, liderinin çağrısına uyarak kıyama kalkmış, bir gecede binlerce destan yazmış, Asım’ın nesli olduğunu ve namusunu çiğnetmediğini, çiğnetmeyeceğini dünya âleme göstermiştir.

*** *** ***

Milletimiz, 15 Temmuz’da TC tarihinin en büyük ihaneti ile karşı karşıya kalmıştır ama; başta Allah’ın yardımı ve nusreti, ikinci olarak Cumhurbaşkanımızın cesareti ve halka yaptığı çağrı, son olarak da, milletimizin şahlanarak destanlar yazması suretiyle bu ihanet şebekesi püskürtülmüştür.

Milletimizin kazandığı bu zafer, hiç şüphesiz ikinci bir Çanakkale zaferidir ve tarihe geçecektir.

Müstevliler, Çanakkale’yi geçselerdi önce İstanbul’u sonra da tüm Anadolu’yu işgal edeceklerdi. Aynen onun gibi, ihanet çetesi bu girişiminde başarılı olsa idi, cennet vatanımızı dış güçlere peşkeş çekecekti.

Kesinlikle diyorum ki, bu girişim daha önceki darbelerden farklı, darbenin ötesinde bir şeydi. Önce büyük bir katliam hareketine başlanarak iç savaş çıkartılacak, sonra da bu bahane ile dış güçlerin, İslâm’ın son kalesi olan Türkiye’mizi işgal etmelerinin yolu açılacaktı. Allah korudu, uçurumun kenarından döndük.

15 Temmuz’un karanlık gecesini, 16 Temmuz’un nurlu sabahına dönüştüren Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

*** *** ***

Bundan sonra duracaklar mı? Asla… Türkiye üzerindeki oyun ve planlar asla durmaz, durmayacak. Bu bir Hak – batıl savaşıdır. Bu Hilal – haç mücadelesidir. FETÖ çete reisi ve haydut başı gebermeden önce, “Ahmaklar, sürüler, şimdilik eğlenin bakalım, bayram yapın bakalım” sözlerini sarf etmişti. O geberdi gitti ama dış güçler onun yerine kullanacakları birini bulurlar.

Kim ne yaparsa yapsın, bu şanlı millet yeni destanlar yazmaya ve vatan için ölmeye hazır olduğu sürece, planları tutmayacaktır İnşaallah… Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Yüce Allah, bu millete, İslâm Âlemini birleştirme ve güçlendirme gibi ulvi bir görev yüklemiştir. Bu görev yerine getirilecektir Allah’ın izniyle… Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.