Bir yıl önce bu köşenin ilk yazısını kaleme aldığımda, önümüzdeki haftaların bana neler öğreteceğini bilmiyordum. Beslenme üzerine yazacaktım. Bilimsel bilgileri günlük hayatın içine taşımaya, doğru bildiğimiz yanlışları konuşmaya ve bazen de herkesin normal kabul ettiği alışkanlıkları birlikte sorgulamaya çalıştık. Bugün dönüp baktığımda ise şunu çok daha iyi biliyorum:
Beslenme hakkında konuşmak, aslında insan hakkında konuşmaktır. Çünkü sofraya oturduğumuzda yalnızca yemek yemiyoruz. Alışkanlıklarımızı, kaygılarımızı, beklentilerimizi ve geçmişten taşıdığımız düşünceleri de beraberimizde getiriyoruz.
“Bu yemek kilo aldırır mı?”, “Akşam 7’den sonra yemek yenir mi?”, “Karbonhidratı tamamen bıraksam daha hızlı kilo verir miyim?”, “Bir gün diyeti bozarsam bütün emeğim boşa mı gider?
Son bir yılda farklı şekillerde karşıma çıkan bu soruların ortak bir noktası olduğunu fark ettim: Çoğu zaman sağlıklı beslenmeyi öğrenmeye çalışırken, kendimizle mücadele etmeyi öğreniyoruz.
Oysa sağlıklı beslenme bir savaş değildir. Bir yiyeceği yediğimiz için “iyi”, başka bir yiyeceği tercih ettiğimiz için “kötü” olmayız. Bir gün beslenme planınızın dışına çıkmamız, bütün emeğimizi silmez. Tartıda birkaç yüz gram fazla görmek de bir gecede sağlığımızı kaybettiğimiz anlamına gelmez. Çünkü değişim her zaman tartıda görünen rakam kadar görünür değildir. Bazen daha düzenli uyumaya başlamaktır. Bazen gün içinde daha enerjik hissetmektir. Bazen merdivenleri çıkarken eskisi kadar yorulmamaktır. Bazen yemek sonrasında yaşadığımız şişkinliğin azalmasıdır. Bazen yıllardır korktuğumuz bir besini yeniden soframıza koyabilmektir. Ve belki de en önemlisi, aynaya baktığımızda kendimizi yalnızca kilomuz üzerinden değerlendirmemeye başlamaktır.
Bu köşede geçen bir yıl boyunca kimi zaman detoks sularını, kimi zaman limonlu suyun gerçekten yağ yakıp yakmadığını, kimi zaman tartıdaki rakamın neden bizi yanılttığını, kimi zaman da sıcak havalarda neden kendimizi daha yorgun hissettiğimizi konuştuk. Başlıklarımız farklıydı ama aslında hepsinin altında aynı soruyu aradık:
Doğru bilgiyle, sağlığımızla ve kendimizle nasıl daha iyi bir ilişki kurabiliriz?
Çünkü bugün beslenme konusunda en büyük problem her zaman bilgi eksikliği değil. Bazen tam tersine, bilgi kalabalığı.
Her gün yeni bir mucize besin, yeni bir yasak, yeni bir “şunu yerseniz yağ yakarsınız” önerisiyle karşılaşıyoruz. Bir gün karbonhidratlar, başka bir gün yağlar, başka bir gün belirli bir besin grubu bütün sorunların kaynağı ilan ediliyor. Oysa insan bedeni bu kadar basit çalışmıyor.
Sağlık; tek bir besine, tek bir öğüne, tek bir tartı sonucuna ya da tek bir diyet listesine sığmayacak kadar büyük bir bütündür. Bu nedenle belki de kendimize yalnızca “Kaç kilo verdim?” diye sormak yerine başka sorular da sormalıyız:
Daha iyi hissediyor muyum? Daha enerjik miyim? Uyku düzenim nasıl? Yemekle ilişkim değişti mi? Kendime karşı daha anlayışlı mıyım? Bu düzeni hayatımın geri kalanında sürdürebilir miyim?
Ve belki de bu yolculuğun en güzel tarafı, sizlerden gelen sorular oldu. Çünkü her soru, yeni bir konunun kapısını araladı. Bugün geriye dönüp baktığımda elimde yalnızca bir yılda yazılmış onlarca yazı olduğunu düşünmüyorum. Bir yıl boyunca birlikte sorguladığımız alışkanlıklar, yıktığımız beslenme mitleri ve yeniden düşündüğümüz küçük ama önemli ayrıntılar var.
Bu nedenle bu köşenin birinci yılında kendime ve sizlere tek bir şey hatırlatmak istiyorum: İyi beslenmek, kusursuz olmak değildir. Her gün mükemmel seçimler yapmak, hiç kaçamak yapmamak ya da hayatı bir diyet listesine göre yaşamak hiç değildir.
İyi beslenmek; bedenimizi dinlemeyi, ihtiyaçlarını anlamayı ve sağlığımıza uzun vadede yatırım yapmayı öğrenmektir. Belki de gerçek başarı, bir yılın sonunda tartıda kaç kilo gördüğümüz değildir. Asıl başarı, bir yıl önce kendimize nasıl bakıyorsak bugün kendimize biraz daha şefkatli bakabilmektir.
Bir yıl boyunca bu köşede yazdığım her yazıda aslında bunu anlatmaya çalıştım: Beslenme bir ceza sistemi değil, hayatımızın bir parçasıdır. Ve bu bir yıl içinde sizlerden gelen mesajlar, sorular ve geri dönüşler bana şunu bir kez daha gösterdi:
İnsanların çoğu aslında neyi yemesi gerektiğini tamamen bilmiyor değil. Bazen ihtiyacımız olan şey yeni bir diyet listesi değil; doğru bilgiyi, doğru zamanda ve kendimizi suçlamadan duyabilmek. Popüler olanı değil, bilimsel olanı konuşmak. Korkutmak yerine açıklamak. “Bunu asla yeme” demek yerine nedenini anlatmak.
Ve sağlıklı beslenmeyi ulaşılması gereken kusursuz bir hedef olmaktan çıkarıp, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak ele almak. Çünkü belki de gerçek değişim tartının üzerinde değil, tartıya bakışımızda başlıyor.
Bu köşenin birinci yılında benimle birlikte okuyan, soran, eleştiren, paylaşan ve her hafta birkaç dakikasını bu yazılara ayıran herkese teşekkür ederim. Önümüzdeki haftalarda yeni konularda görüşmek üzere, sağlıkla kalın.
