Bir diyetisyenin en sık duyduğu cümlelerden biri şudur: "Defalarca kilo verdim ama hepsini geri aldım." Bu cümleyi kuran pek çok kişi, zamanla başarısız olduğunu

düşünmeye başlıyor. Oysa bilim bize bambaşka bir gerçeği gösteriyor: Kilo vermek kadar, hatta ondan daha zor olan süreç, verilen kiloyu koruyabilmektir.

Toplumda kilo kontrolü çoğu zaman irade ile açıklanıyor. Oysa insan bedeni, kilo kaybını yalnızca estetik bir değişim olarak değil, enerji depolarının azalması olarak algılar.

Evrimsel açıdan bakıldığında bu, hayatta kalmayı tehdit eden bir durumdur. Bu nedenle vücut, kaybettiği ağırlığı geri kazanmak için çeşitli savunma mekanizmalarını devreye sokar.

Son yıllarda bilim dünyasında bu durumu açıklamak için "vücut ağırlığı set noktası (set point)" kavramı üzerinde duruluyor. Bu teoriye göre beynimiz, özellikle de hipotalamus, belirli bir ağırlık aralığını korumaya çalışır. Kilo kaybı gerçekleştiğinde ise vücut bu

değişimi dengelemek amacıyla iştahı artıran ve enerji harcamasını azaltan fizyolojik yanıtlar oluşturabilir. İşte bu nedenle kilo kaybı sonrasında metabolizma da değişir. Dinlenme enerji harcaması azalabilir; yani vücut aynı işi yapmak için daha az enerji harcamaya başlar. Açlık hissini artıran ghrelin hormonu yükselirken, tokluk hissini

destekleyen hormonların etkisi azalabilir. Sonuç olarak kişi hem daha sık acıkır hem de daha az enerji harcayan bir metabolizmayla yaşamını sürdürmeye çalışır.

Ancak kilo yönetimini belirleyen tek unsur biyoloji değildir. Düzenli fiziksel aktivite, yeterli protein ve lif tüketimi, kaliteli uyku, stres yönetimi ve sürdürülebilir beslenme

alışkanlıkları, vücudun bu adaptasyon sürecine karşı en güçlü desteklerdir.

Burada yapılan en büyük hata ise diyeti belirli bir süre uygulanacak bir program olarak görmektir. Çok düşük kalorili ve kısa süreli diyetler hızlı sonuç verebilir; ancak eski

alışkanlıklara dönüldüğünde yalnızca verilen kilolar değil, çoğu zaman kaybedilen motivasyon da geri gelir. Bu nedenle başarılı bir beslenme programı, yalnızca kilo verdiren değil; günlük yaşama uyarlanabilen ve uzun yıllar sürdürülebilen bir yaşam biçimi oluşturmalıdır.

Belki de kendimize sormamız gereken soru, "Nasıl daha hızlı kilo veririm?" değil;

"Bugün kazandığım alışkanlıkları beş yıl sonra da sürdürebilir miyim?" olmalıdır.

Çünkü gerçek başarı, kısa sürede verilen kilolar değil; yıllar boyunca korunabilen sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır.