İl Müftümüz Prof. Dr. Ali Akpınar, Memleket Gazetesi'ndeki köşe yazısında Dört Belediyemize, dört Evlâdiyelik Proje sunarak, teklif ve düşüncelerini dile getirmiş.
Prof. Dr. Ali Akpınar, hemşehrilerinin istikrarlı siyasal tercihlerini, Başkanların da istimrarlı çalışmalarını Allah'a hamd ederek övdükten sonra hayata geçirilmesi gereken şu dört projeyi ilgililerin önüne koymuş.
1-Kur'an Evi
2-Sünnet ve Sîret Evi
3-Mevlâna Evi
4- Konya Âlimleri Evi
Bu dört proje gerçekten duyanı heyecanlandıran Keşke en kısa zamanda yapılsa dedirten projelerdir.
İl Müftümüz, Prof. Dr. Ali Akpınar'ı bütün kalbimle kutluyorum. Biliyorum ki O'nun göreve başlamasıyla Konya'mızdaki dinî hizmetler, önemli bir ivme kazandı. Camilerde ve Kur'an Kursları'nda adeta, bir hizmet yarışı başladı.
Allah ihlâs ve gayretlerini artırsın. Din Görevlisi kardeşlerimi, Din Gönüllüsü, hizmet erleri eylesin.
Yalnız benim de bu konuda bazı söyleyeceklerim, bazı isteklerim var:
Bütün camii ve mescidler, zaten birer Kur'an Evi değiller midir?
Camii ve mescidler, birer Kur'an Evi haline getirilemez mi? 24 saat değilse de, hiç olmazsa günün belli saatlerinde camii ve mescidlerimiz Kuran'ın öğretildiği, anlatıldığı, yaşandığı bir sevgi merkezi, bir eğitim merkezi, bir ibadet merkezi haline getirilemez mi?
Öncelikle camii ve mescidlerimizi, temizliğiyle, ruhanî havasıyla, bayan ve bay cemaate uygun abdest alma, tuvalet gibi mekânlarıyla, bahçesiyle, bahçe düzenlemeleriyle, okuma köşeleri ve kitaplıklarıyla, şadırvanlarıyla, çocuk oyun alanlarıyla yaşanılabilir hale getirsek olmaz mı?
Yazdım ama ya duyan olmadı, ya da okuyan, ya da ciddiye alan. Sahip Ata Camii'nin çok acil bir şekilde Bayanlar tuvaletine ihtiyacı var. Gelen hanım ziyaretçiler, çok zor anlar yaşıyorlar.
Gerek Belediyeler, gerekse Vakıflar nezdinde harekete geçilip bu sorunu çözmek çok mu zor?
Kur'an Evi güzel düşünce ama öncelikle evlerimizi, işyerlerimizi, yaşadığımız mekânları, okullarımızı, Kur'an Kurslarımızı birer Kur'an Evi ya da şubesi yapamaz mıyız? Bunun çalışmalarını ve eğitimini veremez miyiz?
Bugün camii ve mescidlerimizde Kur'an gerçek mânâda anlatılmadığı için, İmam cemaatle, cemaat, omuz omuza verip namaz kıldığı insanlarla kavgalı, barışık değil, çoğu zaman küs ve birbirinden şikâyetçi. Ne acı değil mi?
Ondan sonra da niçin Müslümanlar zillet ve meskenet içinde, niçin Müslümanlar eziliyor, sömürülüyor? diye dert yanıyoruz.
***
Sünnet ve Sîret Evi de böyle. Camilerimiz, evlerimiz, okullarımız ve işyerlerimiz bizlere Peygamberimizi anlatan, hatırlatan birer yuva olmalı. Oralarda Resulullah'ın sünnetine uygun hareketler sergilenmeli. Evet, aynen katılıyorum, okullar, meydanlar işyerleri Peygamberimizin mesajını ileten yazı ve resimlerle süslenmeli.
İslâm Dersi öğretmenliği yaptığım Avusturya'nın okullarında, okul duvarlarında, Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın resimlerini, figürlerini, küçük biblo ve heykelciklerini, sözlerini, İncil'deki âyetleri görünce çok hayret etmiştim.
Bizler de en azından, Hz. Peygamberimizi öğreten anlatan, O'nun yemek tabağını ekmekle sıyırıp temizlemenin dışında da çok önemli sünnetlerinin olduğunu gösteren uygulamaları yeni nesillere öğreten projeler geliştirebiliriz.
***
Mevlâna Evi'ne gelince Mevlâna adı verilen bir türbemiz var. Giren çıkan belli değil. Pazar yeri gibi! Kural yok, temizlik yok, edep yok, ilim yok, irfan yok. Gelenler niçin geldiğini bilmiyor, ziyaretçilere rehberlik edenler Mevlâna'yı tanımadan anlatıp, para kazanmayı amaçlıyor.
Biz de Mevlâna'yı ticarî bir meta' haline getirmiş, O'nun adına şekerden tutun böreğine kadar pek çok ticarî malzeme üretmişiz. Ne yazık ki ne Şems'i tanıyoruz, ne Mevlâna'yı, ne Mesnevî'yi okuyoruz ne de Divan-ı Kebir'i! Bildiğimiz tek şey: Gel, gel, gel, ne olursan ol yine gel
Evet, Mevlâna'nın ruhuna ve hayat felsefesine uygun bir Mevlâna Evi yapılabilir.
***
Son olarak Konya Âlimleri Evine gelirsek, bu da İslâm Ümmeti ve Konya için ışık olmuş, hidayet önderi olmuş, değerli insanlara karşı gösterilecek bir vefa borcudur. Mutlaka yapılmalıdır.
O insanlar ki Allah için, İslâm için, ömürlerini feda etmişler, bir mum gibi çevresini aydınlatırken eriyip varlık âleminde yok olmuşlar.
O insanlar ki günümüzdekiler gibi ömürlerini, etliye sütlüye karışmadan, suya sabuna dokunmadan, ne zaman doçent, ne zaman profesör olurum kaygusuyla sessiz ve suskun, bananeci, nemelazımcı bir hayatı asla tercih etmemişler.
Onları da yeni nesle anlatmanın yolları araştırılıp, amma ev, amma okul, amma kültür merkezi açılarak aktarmak hepimizin önemli görevidir.
Bunlar olur mu? Neden olmasın, elbette olur. Yeter ki istensin, yeter ki arzulansın. Yeter ki iyi niyetle işe başlansın.
Hem Belediyeler de halktan toplamış oldukları, vergilerden elde etmiş oldukları paraları gerçekten gereken yerlere harcayarak büyük bir vebalden kurtulmuş olurlar
Evet, İl Müftümüz Prof. Dr. Ali Akpınar'ı destekliyor ve başarılar diliyorum.
Hayırlı Cumalar.
GÜNÜN SÖZÜ
MADDÎ HAYATA TAPANLAR, DENİZ SUYU İÇENLERE BENZERLER, İÇTİKÇE SUSUZLUKLARI ARTAR.
Muhiddin-i Arabî