Kış geceleri uzundur… Hele Aralık ayı gelip de rüzgâr, şehrin dar sokaklarında bir ney sesi gibi dolaşmaya başladığında, insanın gönlünde tuhaf bir dinginlik belirir. Takvim yaprakları yavaşça 17 Aralık’a yaklaşırken, içimizde hep aynı sızı, aynı huzur, aynı çağrı büyür: Şeb-i Arûs’a doğru bir yürüyüş…
Mevlâna’nın “Ölüm günüm değil, düğün gecemdir” diye tarif ettiği bu kutlu gece, her sene bize aynı hakikati yeniden fısıldar:
Dünya bir misafirhane, bizse emaneti taşıyan yolcularız.
Ne kadar yorulmuş olursa olsun insan, 17 Aralık yaklaşırken kalbinin kıyısına bir kandil yakılır.
Bazen bir şiirin mısrası olur bu, bazen bir ney taksiminin ilk nefesi,
Bazen de hayatın telaşı içinde ansızın gelen bir sessizlik…
Ve o sessizlikte içimizden bir ses şöyle der: Ey insan! Sen nereye gidiyorsun?"
Şeb-i Arûs, bir geceden daha fazlasıdır…
Bu gece, Mevlâna’nın toprağa değil, Hak’ka kavuştuğu gecedir.
Yıllardır o kavuşmayı anlatan tek bir cümle vardır ki zamanın her döneminde gönülleri titreten bir mana taşır:
“Ölüm, âşığın maşuğa kavuşmasıdır.”
Bu söz, ölümü değil hayatı öğretir. Faniliği değil, ebediyeti. Ayrılığı değil, vuslatı…
Modern zamanların gürültüsü içinde kaybolmuş ruhlarımız, işte bu gecede yeniden bir yön bulur.
İmtihanlarla dolu günlerin ardından insan bir an durur, derin bir nefes alır ve kendi içine bakar:
İyi bir kul olabildim mi? Kırdığım gönüller var mı? Bir kez bile affetmeyi Mevlâna’nın gözüyle başarabilir miyim?
Yoksa ben sadece yaşayıp gidiyor muyum?
Mevlâna bize üç şeyi öğretir:
Kalbini temizle. Çünkü Allah’ın baktığı yer orasıdır.
Affetmeyi öğren.Zira intikam ateşinin küle çevirdiği ilk şey insanın kendi yüreğidir.
Sev. Koşulsuzca, karşılıksızca, hesapsızca…Çünkü sevgi, bu dünyanın en az bulunan ama en çok ihtiyaç duyulan nefesidir.
Şeb-i Arûs’u beklerken…İçimizde bir şey huzurla kıpırdar. Bir mum daha yakılır odanın köşesinde. Ney sesi uzaklardan gelir; sanki bütün şehrin üstünde gezinen görünmez bir dua gibi…Bazen de hiç ses yoktur; yalnızca kalbimizin atışı…Ve o atış, bizi kendimize çağırır:
“Yol uzun, hayat kısa. Kalbini Allah’a aç.”
Mevlâna’nın çağları aşan öğretileri, her yıl 17 Aralık’ta yeniden dirilir. Çünkü o, yalnızca Mesnevi’nin yazarı değil; insanın kendi içine yapacağı sonsuz yolculuğun rehberidir.
Şeb-i Arûs’u beklerken aslında kendi içimizdeki karanlık gecelere ışık ararız.
Ve buluruz da…Bir beyitte, bir duada, bİr gönül kırıntısında…Belki de en büyüğü şudur:
Biz 17 Aralık gecesini beklerken aslında bir “düğün”ü değil, kendi ruhumuzun yeniden uyanışını bekleriz.
Allah, o gecenin rahmetini üzerimize yağmur gibi indirsin. Gönüllerimizi Mevlâna’nın hoşgörüsüyle genişletsin.
Ve bizi, bu dünyanın faniliğinde kaybolanlardan değil; Hak yolunda yürüyenlerden eylesin. Amin..