1 Nisan şakası yıllardan beri yapıla gelen bir şakadır. Özellikle ortaokul ve lise yıllarında haylaz; fakat bir o kadar da sevimli çocuklar, anne-babalarına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine çeşitli şakalar yaparlar.
1Nisan şakaları genellikle çok eğlenceli olur. Biz lisede talebe iken başka sınıflarla sınıflarımızı değiştirirdik. Sınıfa giren Hoca, değişik yüzleri görünce önce şaşırır, sonra pardon çocuklar diyerek sınıftan çıkarlardı. Sonra gittiğimiz sınıfa kendi branş öğretmenimiz girerdi.
Küçük çocuklar, sınıf arkadaşlarımız bir birlerinin kalemini alırlar ve Nisan birlerlerdi. Kalemi uzatan çocuk o günü hatırlarsa aklımda diyerek kaleminin bir başkasının eline geçmesini engellerlerdi.
Bazen öğretmenlerimiz bize Nisan bir şakası yaparlardı. Matematik dersimiz korkulu rüyamızdı. O dersten imtihan olmak ve iyi bir not almak hayli müşküldü. Öğretmenimiz gayet ciddi bir şekilde sınıfa girer, yoklamayı aldıktan sonra çıkarın kâğıtlar yazılı yapacağım. derdi. Hepimiz koro halinde hocam bu gün yapmayın. Daha hazır değiliz. Diye yalvarırdık. Öğretmenimiz tebessüm ederek, Hep siz mi Nisan bir şakası yapacaksınız. Nisan bir derdi. Hepimiz çok sevinirdik.
Benim için en güzel Nisan bir şakası, yeğenim Mehmet Gökce'nin 1 Nisan'da doğmuş olmasıdır. 1991 yılının 1 Nisan'ı bize çok büyük sevinç yaşatmıştı.
Nisan 1 şakasının ne zaman ortaya çıktığına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz.
Bir nisan şakası ile ilgili ilk uygulamanın Fransa'da ortaya çıktığı kabul edilmektedir
Roma İmparartoru Jülius Sezar'ın Miladi takvimi, yılbaşı olarak Ocak ayının 1'ini kabul ediyordu. Avrupalılar ise yılbaşı olarak Mart ayının 25'ini yeni yıl olarak kabul ediyordu.
1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. Eski takvimlerindeki 6 günlük farkı bir kenara bırakarak l Nisan'da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.
Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne 'Bütün Aptalların Günü' adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler, yayıldı.
1 Nisan şakalarının sembolünün 'Nisan Balığı' olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş'in Balık Burcu'nu terk ediyor olmasıdır.
Bir diğer hikâye de Endülüs Emevî Devleti'nin son temsilcisi olan Beni Ahmer Devleti'nin başkenti Gırnata'nın düşmesiyle birlikte birçok Müslüman'ın katledilmesiyle ilgilidir. Hikâye şöyle:
15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya'daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.
En sonunda 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil; Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.
Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir.
Bunun üzerine Müslümanlar, Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz! dediklerinde Haçlı ordusu komutanı, Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur. diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada şehit edilir.
İşte o gün bugündür 1 Nisan, Hıristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır.
Bu olayın 1Nisan ile alakası yoktur. İspanyollar, Beni Ahmer Devleti'ni 1462'dan 1489'ye sürekli taarruzlarda bulunmuşlar, sıkıştırmışlar ve tazyik etmişlerdir. 1489'a gelindiğinde başşehir Gırnatanın dışında kalan Elhame, Rondo, Levşe, Maleka, Beyyase ve meriye gibi belli başlı şehirlerinin tamamı İspanyolların eline geçti. 1492'de kuşatılan Gırnata'nın uzun süre dayanmasına rağmen, Osmanlı Devletinden beklediği yardım gelemeyince teslim olmak zorunda kaldı.( 2 Ocak 1492)
Bu tarihten itibaren İspanya'daki Müslümanlar için kâbus dolu günler başlamıştır. Burada kalan halk kendi dinlerinden döndürülmeye zorlanmış, dönmeyenler ise Engizisyon Mahkemelerinde idama mahkûm edilmişlerdir.
Cem Sultan'ın ölümünden sonra daha aktif bir politikada izleyen Osmanlı Sultanı II. Beyazıt, Kemal Reis idaresindeki bir donanmayı İspanya üzerine sefere göndermiş ve İspanyol kıyılarını vuran donanma Müslüman muhacirleri Kuzey Afrika'nın Fas, Cezayir, Tunus gibi bölgelerine yerleştirmiş, Yahudileri de İstanbul, Selanik ve İzmir'e getirmiştir. (İslam Ansiklopedisi. C:11 s.216. Diyanet Yay.)
Türk tarihi açısından 1 Nisan'ın ayrı bir önemi vardır. Millî Mücadele döneminde Yunanlılara karşı verdiğimiz en önemli savaşlardan biri de İnönü Savaşlarıdır. 10-11 Ocak tarihleri arasında yapılan Yunan taarruzunu Türk kuvvetleri durdurmuş ve onları geri çekilmeye mecbur etmiştir. 27 Mart sabahı başlayan II. İnönü Savaşı'nda ise Yunanlılar 1 Nisan'da mağlup edilerek geri çekilmişlerdir. Güneyden çay istikametinde ilerleyerek Afyon'u işgal eden Yunan kuvvetleri, İnönü'deki yenilgi sonucunda Afyon'u boşaltmak mecburiyetinde kalmışlardır.
Yukarıda görüldüğü gibi hadise ne kadar elim olursa olsun 1 Nisan şakasıyla bir alakası yoktur. Ama Hıristiyanlara ait bir adettir, gelenektir denirse bu doğrudur. Ama biz yine de kendimizden bir şeyler katmışız ve kendimize özgü 1 Nisan şakalarımız vardır. Avrupa'daki gibi insanın gururunu inciten tarafı yoktur. Ayrıca 1 Nisan tarihi bir zaferin de sevincinin paylaşılmasıdır. 1 Nisan şakalarını yapalım ama II. İnönü zaferini de unutmayalım.