“İddia kaybetti, intibak kazandı” demişti şair, 2002 senesinde yapılan seçimleri değerlendirirken. Bu teşhisin üzerinden 12 sene geçmiş. 30 Mart'taki seçimlerden sonra ise artık 'iddia kaybetti, intibak kazandı' diyemiyoruz. Zira iddia ortadan kalkalı çok oldu. “İntibak etseniz de defterinizi düreceğiz” korkusu kazandırdı.
Aslî manada kazananın olmadığı bir seçim yaşadık. Herkes kaybetti. Seçimden en fazla iltifata mazhar olanla, kaybettiği söylenen taraf aslında bu manada aynı kazanç içindeler: Kaybetmenin kazancı. Ziyanın keyfi.
İktidarın muhalifi görüntüsündeki muavinler, kendilerine çizilen siyasi çerçeveleri ne olursa olsun terk etmedikleri için patronun hışmına uğramamayı kazandı.
İktidar hiçbir siyasi vaat yapmaksızın da seçimlerin geçiştirilebileceğini göstererek siyaseti kaybetmenin kıvancını paylaştı.
'Kaybettiklerimizin, zorla elimizden alınanların geri kazanılması' diye bir mesele vardı. Artık kaybettiklerimizin neler olduğunu bile hatırlamıyoruz.
Bu seçimle 'kaybettik' dediğimiz şeylerin bize birer 'yük' olduğuna karar verildi. İyi ki kurtulmuşuz, lüzumsuz(!)  yüklerimizden... Dava, ideal, ülkü, mefkure, cehd, gayret, fedakarlık, azim, sabır, hicret, titizlik, sadakat... alıcı bulamamış para etmeyen değerler.
'Acaba yanlış yolda olabilir miyiz?' fikri bu seçimle terk edildi. Yolda olmak, yoldan çıkmak, yollu olmak, yolsuz kalmak tabirleri artık sadece 'duble mi, otoyol mu, şose mi?' sualini tedai ettiriyor muhatabına.
Seçimde şu kaybetti, bu kazandı türünden yazılar yazılıyor. Seçimde kazananın da kaybedenin da aynı tarafta olduğu dikkatlerden kaçırılsın için yapılan işler... Değil siyasi, idari muhtevalı bile olsaydı bir nutuk işitseydik. Tencereler arasında dip kavgası.
'Elifbamızı geri alacağız' unutulmuştu. Elde kalan "elifbayı terk edip abece okuyor olmamız yanlış olabilir mi acaba?" diye bir istifhamdı. Bu istifham ve tereddüt kaybetti. 'Abece'yi tartışmayı terk ettiğimiz gibi q,w,x harfleriyle  'eybisi' ye yelken açtık.
'Lisan-ı Türkî' kaybetti. Süryanice, Ermenice, Kürtçe, Rumca, Lazca, Çerkezce kazandı. Elifbamızın elimizden alınmasının bize verdiği utanç kaybetti. Arsız sırıtış kazandı.
Türkülerimizin, şarkılarımızın, musikimizin elimizde alınmış olmasının ahenksizliğinden şikâyetimiz kaybetti. Bir daha ozan yetiştiremeyecek olmaktan dolayı duyulan mahrumiyet hissi kaybetti. Neşet Ertaş kaybetti. Ankaralı Turgut ve Uğur Işılak kazandı. Tasavvuf musikisi kaybetti. Disko ritimli zikir 'ezgi'leri, 'yeşil pop' kazandı.
'Bunlar eski kaybettikleri günlerin özlemini hala taşıyorlar' korkusunun gereksizliği anlaşıldı.
Bir kısım seçmen '1400 sene öncesinin özlemcisi' olma damgasından kurtuldu. At kişnemesi kaybetti. 'Pati çektirme', 'asfalta lastik izi' kazandı. Ciriti hatırlatanlara bön bön bakanlar, 'altılı ganyan'dan şikâyetini kaybetti.
Hakkında bir sûre nazil olmuş olan 'Kalem' kaybetti. Tablet kazandı. Modern konutlar kazandı. Misafir gelmeyince 'biz ne yaptık da bu bereketsizliğe düştük' endişesi kaybetti. Mahalle ve kerpiç kaybetti. Site ve strafor kazandı.
Erkeklik sindirildi. Mertlik, yiğitlik kaybetti. Üzerimize sıçrayan kancıklık boyumuzu aştı. Efendileşmiş ve şımartılmış kadınlık kazandı.
"Ya benimsin, ya toprağın!" kaybetti. fifty-fifty kazandı.
"Yer sofrasında mı yesek, aynı kaba kaşık mı sallasak acaba?" tedirginliğinden nasipdarlık kayıp... 400 parça yemek takımı kazandı.  
Poşu, namaz bezi, şalvar, sarık kaybetti. Düşük bel pontolon, slim fit gömlek kazandı.
"Hudut namustur!" sadece bir kısım askerî birliklerde görebildiğimiz bir ikazdı. Türkiyesizlik, hudutsuzluk yüce gaye oldu.
"Türkiye'nin ekmeğini yedik suyunu içtik, vatandaşlarımızdan toplanan vergilerle yapılan okullarında okuduk. Bu toprağın mahsulüyüz. Sınırlarında Mehmetçik nöbet tuttuğu için huzurla uyuduk. Hangi mezhepten, meşrepten, menşe'den olursak olalım aynı davanın, aynı dînin, aynı dilin, aynı ordunun adamı olmalıyız. Bir millet olmalıyız. Türkiye bir mozaik değil, beton bir kütle olmalı ki ona çarpanın kafası kırılsın..." kaybetti. 'Millet Hayatı'nın eksikliğinden duyulan mahrumiyet kaybetti. Kimliklerinde İslam'ın değil Gayrimüslim iktidar odaklarının telkinlerinin tayin edici rolünü kabul eden 'Halklar' kazandı. 'Cennet Vatan Türkiye' kaybetti. 'Anatolia' kazandı.
“Başörtüsü Müslüman kadının üstünlüğünün işaretidir” fikri tehlikeli bulundu. Başörtüsü mini etekle aynı muameleye razı oldu. “İslam tayin edicidir” hükmü birilerine ağır geldi. 'İslam dinlerden bir dindir'e razı olundu.
Cumhuriyetin ilk döneminde millete rağmen tatbik edilen inkılâplara millet intibak etti. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 varmak istediği yere vardı. 'Darbeler dönemi' kapandı.
14 Mayıs 1950'de CHP'den ayrılmış DP'ye millet “bunlar başıma gelsin” diye değil, ”şunlar başımdan gitsin” diye oy vermişti. O zamandan beridir bütün seçimlerde aynı temayül istismar edildi: “Şunlar gelmesin de, kim gelirse gelsin”.  Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler. 60 seneyi aşkın bir zamandır sıtma halinde yaşayan millet sıhhate dua etmeyi unuttu.
'Elle gelen düğün bayram' kazandı. Emr-i bil ma'ruf, nehy-i anilmünker kaybetti.

2 Cemaziyel Ahir 1435