Son haftalarda tır­manan gerilim İran ile İsrail ara­sında doğrudan bir savaşı başlatır­ken küresel piyasalarda gerginlik etkisini göstermeye de başladı. İran, dünyanın en büyük dördün­cü petrol rezervine sahip ülke. Hürmüz Boğazı ise günlük yakla­şık 20 milyon varil petrolün geçiş noktası.

Orta Doğu’da yaşa­nan her sıcak geliş­menin dünya ekonomi­si üzerindeki etkisi ne­redeyse kaçınılmaz. Bu etki yalnızca bölge ül­keleriyle sınırlı kalmaz; enerji fiyatlarından ya­tırım güvenliğine, gıda arzından uluslararası ticaret yollarına kadar birçok alanda sarsıntı­lara yol açar.

Türkiye’nin hem İsrail’le hem de İran’la yakın ticari ilişkileri bu­lunmakta. Ancak en büyük kırıl­ganlık enerji ithalatına bağımlılık ve cari açık yönünden yaşanabilir. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında ya­şanacak artış, enflasyon üzerinde ciddi baskı yaratabilir.

Her kriz içinde belirli fırsat­lar da barındırır. Fakat İran-İsrail hattında yaşanan çatışmalar dün­yayı yeni bir ekonomik türbülansa sürükleyecektir. Ülkelerin sadece kısa vadeli kazançlara değil, uzun vadeli yapısal risklere de dikkat etmesi gerekiyor.

Ülkemizin bölgesel aktör olarak prestijini ve etkinliği­ni artırması önümüzdeki dönem­de oluşabilecek enerji koridorla­rına önderlik etmesine sebep ola­bilir ki bu da Türkiye’nin bölgesel gücünü daha da artırmasına neden olur.

İsrail’in 13 Haziran’daki saldırısı ve İran’ın karşı­lık vermesi ile harlanan sıcak savaş, tüm dünya ekonomilerinde önem­li dalgalanmalara yol açtı.

İsrail’in 13 Haziran’daki saldırısı ve İran’ın karşı­lık vermesi ile harlanan sıcak savaş, tüm dünya ekonomilerinde önem­li dalgalanmalara yol açtı.

De­vamı olasılığına bağlı büyük riskler doğuran savaş, Türki­ye ekonomisini enerji fiyat­larında artış, turizmde dü­şüş, ticaret koridorlarındaki aksama, borsada kayıplar ve sermaye akımlarının durma­sı- sermaye kaçışı şeklinde başlıca 5 koldan tehdit ediyor.

Enerji ithalat faturası ve dış ticaret açığında büyüme, dö­vizde artış ve enflasyonun ye­niden azması olasılığı, ekono­mik sorunların ağırlaşmasına davet çıkarıyor.

Bazı analistler, İran’ın dışlanması durumunda Türkiye’nin doğu-batı enerji koridoru olarak önem kazanabileceğini ve Yeni İpek Yolu’nda kilit bir ülke haline gelebileceği görüşünü savunuyor. Türkiye’nin hem İran hem de İsrail ile iletişim kanallarına sahip olması ise diplomatik arabuluculuk rolünü güçlendirebilecek, bölgesel prestijini artırabilecek bir husus.

Öte yandan yatırımcıların savaş zamanlarında güvenli liman olarak gördükleri altına yönelmeleri de kaçınılmaz bir son olarak karşımızda duruyor. Yatırımcı altına yönelince, altın fiyatlarındaki tırmanma da muhtemelen devam edecek.

Ülkemiz bu durumdan büyük ölçüde etkilenecek. Tüm dünyada hemen etkisini hissettiren savaşın ülkemiz ekonomisine de çok büyük etkisi olacak. 13 Haziran’dan itibaren artan petrol fiyatları, döviz ve altın fiyatlarının yanında, İstanbul Borsası’nda da büyük çöküşler yaşandı. Yatırımcı güvenli alanlara çekilmek için portföylerini boşaltmaya başladı.

Özellikle ülkemiz ekonomisine büyük katkısı olan turizmde de önemli kayıplar yaşayacağımızı düşünüyorum. Pandemi döneminde yaşanan kayıplar bu yılda turizm savaştan etkilenerek küçülecek, pastadaki payı azalacaktır.

Diğer tarafta, en önemli konularımızdan biri olan göç meselesi yine kapımıza dayanmış durumda. Savaşların kötü yanı sayılarla belirtilen insan kayıpları… izlemeye bile gönlümüz razı gelmezken, gözü dönmüş İsrail ve ABD’nin manyak sarı papazı doğuyu kendilerine bilgisayar oyunu yaptılar. Canları ne isterse onu yapıp at koşturuyorlar.

Umarım bir gün hem de en yakın zamanda belalarını bulurlar. Etrafımızı ateş çemberiyle örüp esas hedefleri Türkiye’yi ele geçirmek olduğunu hepimiz biliyoruz. Umalım ki bu ateş bize sıçramasın.