Sömestr başladı. Ziller sustu, okullar kapandı. Kâğıt üzerinde çocuklar için "tatil" başlıyor. Peki, gerçekten öyle mi?

Eskiden tatil demek; sabah uykusunu almak, sokakta akşam ezanına kadar koşturmak, dizlerin yaralanması, "sıkıntıdan" patlamak ve o sıkıntıdan yeni oyunlar icat etmek demekti. Tatil, plansızlık demekti.

Şimdi ise sömestr, birçok ebeveyn için yeni bir operasyon demek. Ebeveyn cephesinde haftalardır hummalı bir "planlama" telaşı var: ""Hangi kış kampı daha verimli?", "Hızlandırılmış kodlama kursu mu, yoksa yoğun İngilizce etüdü mü?", "Piyano derslerini aksatmayalım, spora da devam etsin..."

Karşımızda yeni bir sosyolojik vaka var: "Programlanmış Nesiller."

Ajandaları bir CEO'dan daha yoğun 10 yaşında çocuklar. Sabah 9'da havuzda, 11'de robotik kodlamada, 14'te özel derste, 17'de sanatsal aktivitede. Dakikası dakikasına planlanmış hayatlar. Arada nefes almaya, durmaya, sadece tavanı izlemeye yer yok.

Neden yapıyoruz bunu?

Kendi yetişkin kaygılarımızı, gelecek korkumuzu onlara yansıtıyoruz. Hayatı acımasız bir hipodrom, çocuklarımızı da o yarışın "favori tayları" olarak görüyoruz. "Aman geri kalmasın", "Potansiyeli harcanmasın", "Arkadaşı üç dil biliyor, bizimki de öğrensin..."

Bu bir sevgi gösterisi mi, yoksa bir tür "proje yönetimi" mi? Çocuklarımızı seviyor muyuz, yoksa onları "başarılı birer proje" olarak mı kurguluyoruz?

Modern ebeveynin en büyük fobisi: Çocuğun "sıkılması". Çocuk "Sıkıldım" dediği an, elimiz ayağımıza dolaşıyor. Hemen önüne bir tablet, bir aktivite, yeni bir oyuncak atıyoruz.

Oysa unuttuğumuz bir gerçek var: Sıkıntı, hayal gücünün filizlendiği en verimli topraktır. İnsan beyni, dışarıdan bir uyaran gelmediğinde kendi içine döner, hayal kurmaya başlar.

Biz çocuklarımızın elinden bu hayati yeteneği alıyoruz. Onları sürekli "dışarıdan eğlendirilmeye" veya "yönetilmeye" muhtaç hale getiriyoruz. Sonuç; 12 yaşında CV'si kabarık ama hayal kurmayı unutmuş, kronik yorgun çocuklar.

Tatil başladı evet. Onların tatilleri var, peki çocuklukları kaldı mı?

Bu sömestr onlara en pahalı kampı değil, en değerli şeyi hediye etmeye ne dersiniz? Biraz "boş zaman". Bırakın biraz sıkılsınlar. Bırakın pijamalarıyla öğlene kadar otursunlar. Bırakın kendi oyunlarını kendileri kursunlar.

Çünkü mutlu bir çocukluk, doldurulmuş bir ajandadan daha iyi bir gelecek garantisidir.