Sözlerimize, davranışlarımıza, yaptıklarımıza değer katan içimizden, kalbimizden geçirdiğimiz niyetlerimizdir. Niyetlerimize göre amellerimiz değer kazanır, ya da değer kaybeder.
Onun için büyüklerimiz Niyet hayr, âkîbet hayr demişlerdir. İnsanın niyeti iyi ve güzel ise, niyetlenmiş olduğu güzel bir işi yapamasa da sevap kazanır.
Bizi kurtaracak niyetlerimizdir. Kalbimizden geçirdiğimiz güzelliklerdir. Çünkü Allah, bizim yüzlerimize, bedenlerimize ve mallarımıza değil, kalplerimize ve amellerimize bakacaktır.
Hz. Adem'den günümüze iyilik ve kötülüklerin birbiriyle mücadele ettiği, adeta savaştığı dünyamızda, bizleri hem bu dünyada, hem de ahirette dünya ve ahiret sıkıntılarından kurtaracak bir iyiliğimizin olması şarttır.
Evet, bizi içine düştüğümüz sıkıntılardan kurtaracak bir iyilik şarttır.
Bizi kuşatan, bizi cendereye alan dünyevî sıkıntılardan kurtaracak bir iyilik yapmaya gayret etmemiz, bir iyilik toplumu oluşturmamız şarttır.
Bu iş hem çok kolay, hem çok basit, hem de çok masrafsızdır. Yeter ki iyi niyetle başlayalım ve yapmaya karar verelim. İyilik yapmanın o kadar çok yolu var ki, yeter ki isteyelim.
Yaptığımız ve yapacağımız iyilikler, niyetimize göre Allah'a dua ederken bizi kurtarmaya aracı olacaktır, vesîle olacaktır. Hadis kitaplarında da yer alan, Hz. Peygamberimizin bize anlattığı, sığınmış oldukları mağarada mahsur kalan 3 arkadaşın şu hikâyesi ne kadar da manidardır:
Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni'l-Hattâb'dan (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:
Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah'a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler.
İçlerinden biri söze başlayarak:
Allah'ım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.
Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.
Bir diğeri söze başladı:
Allah'ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman dedi ki: Allah'tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım.
Allah'ım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.
Üçüncü adam da:
Allah'ım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana:
Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona:
Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız:
Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.
Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler."
(Buhârî, Büyû` 98, İcâre 12, Hars ve'lmüzârea 13, Enbiyâ' 53, Edeb 5; Müslim, Zikir 100.)
Hz. Peygamber tarafından anlatılan ibret dolu bu hikâyeden, anaya babaya saygı ve hürmetin, nefsine bilhassa şehevî hislerine sadece Allah korkusundan dolayı hâkim olabilmenin ve kul hakkına hürmet etmenin değerli amellerden olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Müslüman daraldığı zaman böyle samimi davranışlarını dua vesilesi yapabileceğini de bu hadis, bize öğretiyor.
Evet, seni, beni kısaca bizleri içine düştüğümüz sıkıntı mağaralarından kurtaracak bir iyiliğimiz mutlaka olmalı.
Hadi, hemen bugünden tezi yok başla ve kendine bir iyilik yap.
Selam ve dua!
GÜNÜN SÖZÜ
CİNAYETE SES ÇIKARMAYAN, CANİNİN SUÇ ORTAĞIDIR.
Cemil Meriç