*Başta kavak yelleri estiği günler hani

Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani?

Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani?*

*Servi gibi ümitler, döndü birer iğdeye?

Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye.*

Namdar Rahmi Karatay

“Ölüm şekillerinden hiçbiri, unutulmaktan daha korkunç değildir”, demiş bir Fransız düşünür. Kulak asmayın zamanın geçtiğine, biz hala eski, müzmin hastalığımızı taşıyoruz. Ateşimiz başımıza vursa da nafile, yaşarken neysek, öldükten sonra da aynı sonuçla karşılaşıyoruz. Ölülerimize gereken hürmet ve sevgiyi göstermekten kaçanlar, nasıl olur da yaşarken hürmete sevgiye layık olabilirler...? Unutulmak bedbahtlığıyla karşılaşanları teselli etmenin imkânı yoktur. Dünyamızı cennet yapmak, yalnız paranın, hırsın, tamahın gölgesine sığınıp yürümekten ibaret kalıyor. Halbuki, yarın dönüşü olmayan yolculuğa çıktığımız zaman, aynı acı gerçeklerle karışılacak olanlar yine bizler olacağız.

Namdar Rahmi Karatay, bu milletin ince esprili zekasının tam bir örneğiydi. Gereği kadar istifade edemedik, kırk yaşına geldiğinde bile hayata karşı küskündü. İnsanları sevmesine rağmen kırıktı, üzgündü. Olağanüstü hiciv kabiliyetiyle, yaşadığı muhitin göze görünen, kulağa gelen, hiç kimsenin söylemeyi, yazmayı düşünemediği ve cesaret gösteremediği noktaları büyük bir rahatlıkla söyledi, yazdı.

*Ey hakikat, sen bana el alemden yakınsın,

Hiç kimseye sözüm yok, haksız olan sakınsın,

Ben yazayım doğru bir söz, her mecliste okunsun,

Niçin seni soysunlar da eller sorguç takınsın.

Zülfü yâre dokunurmuş, dokunursa dokunsun,

Al kaşağı gir ahıra, yarası olan gocunsun.*

Namdar Rahmi Karatay, 26 Kasım, 1896’da Kütahya’da doğdu. Ailesi Konyalıdır. İlk ve orta tahsilini Kütahya’da, liseyi Konya’da okudu. Konya Hukuk Mektebine devam etti. Çocukluğunu anlatırken, “Ninemin benim üzerimdeki etkisi pek büyüktür. O bir dervişti, yanılmıyorsam Nakşi idi. Hafızasında Yunus’tan, Kaygusuz’dan, Marifetname sahibi İbrahim Hakkı’dan birçok ilahi parçaları, hikmetli sözleri vardı. Kardeşimle beni durmadan sarsar, ruhlarımızı kamçılardı. “Uyuma uyan, etme ziyan, sıdk ile Mevla’ya dayan, / Görelim neyler, neylerse güzel eyler”, ilahisini okur, hele Yunus Emre’yi bir türlü anlata anlata bitiremezdi.

1925-29 yılları arasında Konya’da yayınlanan Yeni Fikir Dergisi’nde yazılan yazılarla, varlığını ortaya koyan Konya “Enerjitizm Felsefe Okulu”, Türk düşünce tarihinde çok önemli bir yere sahip olmamakla beraber, Konya açısından önemli bir fikir hareketidir. Bu okulu kurarak yaşatmak ve sürdürmek için büyük çaba sarfeden iki kişiden biri Naci Fikret Baştad, diğeri de geçmişten geleceğe Konya Tarihi’nde önemli yeri olan ve Karatay ailesinden gelen Namdar Rahmi Karatay’dır. İlk çağda Platon, Aristoteles, Atomcular, Stoacılar; yeni çağda Descartes, Spinoza, Leibniz, Kant daha sonra Nietzche, Fouille, Gustave le Bon, Dastre gibi düşünürler Namdar Rahmi’yi etkilemiştir. 19. Yüzyıl’da, enerjiyi temel alan ve bütün varlıkları bu doğrultuda temellendirmeye çalışan Oswald’ın tesirinde kalmış, felsefesini madde, enerji ve tekâmül gibi üç kavram üzerine kurmuştur.

*Bilinir mi böyle yerde, bir kimsenin öz değeri,

Unut artık bunca yıldır, tükettiğin emekleri,

Devlet kuşu konsa bile, istemem bundan geri,

İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep Şehri…*

Konya’da çıkan Babalık Gazetesi, Uçak ve Yeni Fikir Dergilerinde yazılar yazan Namdar, Türk Ocağı Dergisi’ni yönetmiştir. Yazıları Afyon Gazetelerinde (Nur, Milli Mecmua, Uludağ’da) yayınlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı bursuyla Paris’e gitmiş, Sorbonne Üniversites’nde felsefe ve psikoloji okumuştur. Konya ve Bursa Liseleri’nde felsefe öğretmenliği, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Çapa Kız Enstitüsü’nde de öğretmenlikler yapmıştır. 1932’yılında Atatürk tarafından 1. Dil Kurultayı’na davet edilmiştir.

Namdar Rahmi’nin, en uzun meslek hayatı Bursa Erkek Lisesi Felsefe Öğretmenliğinde olur. Bursa’da ikametinin asıl amacı, ilmi ve felsefi araştırmalar yapmaktır. Ancak imkansızlıklar sebebiyle yapmak istediklerini gerçekleştiremediği gibi, on yıl kahve, kulüp, gazino köşelerinde perişan bir halde yaşamıştır. Onu tanıyanlar bir felsefeci, psikolog olarak değil, onu bir mizah yazarı olarak tanımışlardır. Daima arayışlar içinde olmuş, hayatının inişleri çıkışları içinde, istediği yere bir türlü gelememiş, hayal kırıklıkları yaşayan bir insan olarak, şiirleriyle gönüllerdeki yerini almıştır.

*Dinlenmeden bir gün başım, gençlik böyle geldi geçti, Olan işler yüreğimde, birer birer yara açtı,

Neden sonra alık gönül, karanlıkta akı seçti.

Kutlu olsun gelenlere bu uğursuz konuk yeri

İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep Şehri.*

Namdar’ın şiirlerinde, aradıklarını bulamayan, yalnız kendisi değildir. Namdar, bu gerçeklerle yaşayan her insanın, kendisine bile itiraftan çekindiği yürek çarpıntılarını ve insanoğlunun kaderini, unutulmaz mısralarıyla hafızalara kaydetmiştir. Bir taraftan devrine ayna tutmuş, bir taraftan da pişmanlıklarını, üzüntülerini, kıskançlıkları, nankörlükleri ve riyakarlıkları cesaretle dile getirmiştir. Namdar Rahmi’nin asıl ustalığı buradadır. Onun baştan sona gerçeklerle dolu şiirleri, dudaklarımızda hafif bir gülümseme yaparken, aynı zamanda bir hüzünle de karşı karşıya kalırız.

*Şu aleme maksatsız, seyir için gelmiş gibi,

Harcadım hayatımı beş paralık fiş gibi,

Senin her gün bir kambur yüklenirken dalına,

Çapıtına çuluna, aşıklık ne haline.*

Onu basit bir manzumeci olarak görmek hatadır. Hatta halk ağzında söylenen, tekerleme, atasözleri, mâni ve destanlardan istifade etmesi, onun sanatkarlığını küçültmez. Namdar, bir sanatkâr için gereken ızdırabı çekmiş ve çilesini doldurmuştur. Kolay halk ağzı ve basit nazım şekilleriyle, ince bir sanat dokuyuşu meydana getirmiştir. Namdar’ın şiirlerindeki yapı, mana ve ifade ustalığına bakarken, biraz da onun hesabına üzülmemek elden gelmiyor.

Keskin bir zekaya, kuvvetli bir kültüre, müstesna bir kabiliyete sahip olan, Namdar, iyi bir öğretmen, iyi bir fikir adamı, pekâlâ çok daha iyi bir şair olabilirdi. Namdar hayatı boyunca adeta bir maceraya sürüklenircesine yaşamıştır. Son güne kadar henüz ne yapacağına karar veremeyen kararsız bir insanın ruh haliyle; her geçen günün sonunda, isteklerini yapamadığı için pişmanlık duymuştur. Onun şu samimi itirafında, gerçeğin büyük bir payı olduğu inkâr edilemez. Namdar, ellisinde de aynı pişmanlık içindedir.

*Gizli hummalar ile yandı başım,

Boş emellerle çalkandı başım,

Ne akıllandı ne uslandı başım,

Ezmeli böyle başı, tokmak ile

Leyleğin ömrü geçer lak lak ile”*

Bu şiirler adeta bütün zamanların aynasıdır. Bundan dolayı mısraları eskimeyecek, şiirlerindeki tipler de yaşayacaktır.

Çünkü dalkavuk, mürai, ahmak, kurnaz, farfaracı, dedikoducu insanlar, hayat devam ettikçe her toplumda var alacaklardır. Namdar’ın bu tipleri arasında bir tip daha vardır. Kendisi gibi olanlarMağdurlar, gadre, haksızlığa uğrayanlar, tek kelime ile insan olanlar. Şiirlerinde bunları anlatırken; atasözlerini ve deyimleri yerinde kullanmasını bilmiştir.

Biz batakta köprü olduk, başkaları geçti nehri,

İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep Şehri…

Namdar Rahmi, 1939 yılında, Fatma Süeda Hanım ile evlenmiş, bu evliliğinden Ali Başak ve Zehra Yeşim isimli iki çocuğu olmuştur. 1953 yılında 57 yaşında, İzmir’de vefat etmiştir. Öğrencileri, Namdar Rahmi Hoca için: “Dinlemesini sever, dinletmesini de bilirdi. Nükteli, özlü, doyurucu bir konuşması vardı. O tıpkı Sokrat gibi, talebelerini konuşturur, onlara gerçeği bulma yolunu gösterirdi. Biz onun kadar talebesini hayran hayran dinleyen bir hoca görmedik. Bizlere değer vererek ruhumuzda bir gurur estirirdi. Namdar Bey, her arkadaşımızı can kulağıyla dinlerdi. Sanki bizden yeni şeyler öğreniyormuş gibi bir hali vardı”, demişlerdir.

Behçet Kemal Çağlar, ölümünden kısa bir süre sonra Yirminci Yüzyıl Gazetesi’nde, onun şiiri için şöyle yazmıştır. “Granit, koy gibi kelimeler olmasa, Seyrani gibi, Ruhsati gibi bir usta halk şairinin yazdığı destan sanacağız. O kadar candan, o kadar bizden… Ah ne fayda! Namdar Rahmi Karatay’a yüzyılların mahsulü bir tekerleme verin, size kocaman bir manzume yazsın; diyemeyeceğiz artık. Halep burada ama, arşın yerin altında…Onun kolay kolay ölçülemez derin bilgisine ve mükemmel hicvine artık hasretiz kalacağız.”

*Dün ne idik, bugün neyiz,

Bu varlığa bahaneyiz,

Yarın birer efsaneyiz…*

*Bu toprakta ben bir ferdim,

Varlığımı hiçe verdim,

İyilik umdum, kemlik gördüm,

Açmıyorum çoktur derdim…*

Namdar Rahmi Karatay, yalnız bir yerde, bir defaya mahsus olmak üzere, gelecekten ümitli gözükmesini bilmiştir. Bir gün bilinir değerin diye; hatırlanmayı, ölümünden sonraya bırakmıştırRuhu şadolsun.

Kaynakça: Yeni Konya, 1954-1964 yılları arası Konya Yazıları, Celalettin Kişmir, / Konya Yazıları, derleyip basıma hazırlayan Prof. Dr. Mustafa Özcan / Osmanlı’dan Cumhuriyette Konya Öğretmenleri, Konya Büyükşehir Kültür A.Ş. Ahmet Çelik, / Namdar Rahmi Karatay, Kıraç ve Çorak Topraklar Üzerinden, Bir Mevsim Yağmuru Gibi Gelip Geçmiştir, Prof. Dr. Hamdi Ragıp Atademir / Konya’nın Son Dönemlerinde Bir Düşünce Adamı Namdar Rahmi Karatay ve Felsefesi, IRCICA, Karatay Üniversitesi Uluslararası Sempozyumu Tebliğleri, Aralık 2016 Konya, Hüsamettin Erdem / Namdar Rahmi Karatay, Hiciv Edebiyatı Antolojisi, Hilmi Yücebaş