KÜTÜPHANELER HAFTASINDA FARUK SÜMER'E VEFA

Kütüphaneler, bir milletin hafızasının, kültürünün saklandığı, yazılı eserlerinin muhafaza edildiği mekânlardır. 

Kütüphaneler, milletlerin tarihi ve geleceği için o kadar önemlidir ki adeta geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Bu köprünün temellerini ne kadar sağlam tutarsak o kadar dayanıklılığı artar.

Hafızamızı tazelemek, meselelerimize çare bulmak için kütüphanelerde korunan eserlere, kitap, gazete, dergi ve belgelere müracaat ederiz. Kitaplar, hem geçmişimizi aydınlatmak hem şimdiki halimize ışık tutmak ve önümüzü aydınlatmak hem de geleceğe dair proje oluşturmak için vazgeçilmez unsurlardır. Bu hususta ecdadımız kitaplara ve kütüphanelere çok değer vermişler, yazarları ve şairleri desteklemişler, onların oluşturduğu kültür unsurlarını çok iyi muhafaza etmişlerdir. Hemen hemen her ilde veya kazada bir kütüphane açarak gelecek nesillerin müreffeh yaşamaları ve bilgi çağına ayak uydurmaları için bir zemin oluşturmuşlardır.

1964 yılından beri Mart ayının son haftasından itibaren bir hafta olarak kutlanılan Kütüphaneler Haftası, okumanın önemi, yazılı eserlerin saklanması, tamiratı ve okuyucuya servis etme hususları, son derece gelişmiş bir teknolojinin bu alana da uygulanması gibi etkinlikler yapılmaktadır.

Bu yıl bir değişiklik daha yapılarak eser yazan müellifleri hatırlama, onları yâd etme, gelecek nesillere tanıtma ve kültür adamlarımıza sahip çıkma gibi etkinlikler yapılmaya başlandı. 50. Kütüphaneler Haftası kültürel etkinlik çerçevesinde atlarımıza karşı vefa borcumuzu yerine getirmek üzere toplantılar yapıldı. Konya Koyunoğlu Müzesinde Konya'nın yetiştirdiği önemli kültür adamımız ve tarihçimiz Prof. Dr. Faruk Sümer Hoca bir panel düzenlenerek anıldı. Paneli düzenleyen Koyunoğlu Kütüphanesi'nin Müdürü Hasan Yaşar idi.

Koyunoğlu Müzesi Konferans salonunda 2 Nisan 2014'te saat 14.30'da başlayan paneli Av. Mehmet Ali Uz yönetti. Panelistler; Prof. Dr Bayram Ürekli, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve Mustafa Sinan Ümit oldu.

İlk panelist Prof. Dr. Bayram Ürekli, Faruk Sümer'in biyografisini anlattı. 1924 yılında Bozkır'ın Akçapınar köyünde doğan Faruk Sümer'in tarihçi olmasındaki en büyük etkenin dayısı olduğunu ifade eden Ürekli, Faruk Sümer hocayı diğer tarihçilerden ayıran en büyük özelliğinin arşiv belgelerinin yanında alan ve saha çalışmasına da çok önem verdiğini belirtti. Bayram Ürekli bu konuda şunları söyledi: “Fransızca, İngilizce, Arapça ve Farsça bilen Faruk Sümer hoca, ilmi çalışmalarında kaynak eserlere inebilen ve alan çalışmasına ağırlık veren titiz bir insandı. Oğuzlar'ı yazarken Bozkır'a gidip günlerce at sırtında gezerek, Türkmenlerin yaşayışını incelemiştir. Türklerde Atçılık ve Binicilik” adlı eserini yazarken köy köy dolaşarak atçılığa ait ne varsa izbelerden toplamıştır. Eyer, yem torbası,  semer vs. gibi onun sayesinde kayıt altına alınmıştır. Onun eserleri Selçuklular tarihinde kaynaklık edecek ender eserlerden biridir. Günümüzde tarihçiler maalesef alan çalışması yapmıyorlar; aslında bu bir eksikliktir. Tarihçilerin mutlaka kaynak taramasının yanında alan çalışması da yapması gerekir.”

İkinci panelist Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Faruk Sümer hoca ile olan hatıralarından bahsetti. Sakaoğlu, Faruk Bey, Son derece alçak gönüllü, çalışkan, durup dinlenmek bilmeyen, hiç yorulmayan, dışarıda çalıştığı yetmiyormuş gibi evinde de gece yarılarına kadar çalışan titiz bir bilim adamıdır.”dedi. Sakaoğlu ayrıca, Hocanın ilk soyadının Demirtaş olduğunu, o dönemde üç tane “Demirtaş” soyadlı ilim ve kültür adamı odlunu, isim kargaşasının önüne geçmek üzere iki ilim adamının soyadlarını değiştirdiklerini söyledi. Bunlardan biri, Faruk Kadri Timurtaş, diğerinin ise “Sümer” soyadını alarak Faruk Sümer olduğunu ifade etti.

Faruk Sümer'le çalıştığı yılların akademik hayatının en güzel ve verimli günlerini geçirdiğini, onun çalışma azmi ve disiplinine hayran kaldığını belirten Sakaoğlu, kendisinin ondan çok şeyler öğrendiğini sözlerine ekledi ve rahmetle yâd etti.

Üçüncü panelist ise sanayici Mustafa Sinan Ümit idi.  Sanayici olmasına rağmen tarihî, kültürel ve millî konularda kalem oynatan Mustafa Sinan Ümit, hoca ile tanışmasını şöyle anlattı: “Ben Hoca'nın eserlerini çok seviyor ve beğenerek okuyordum. Bir gün kendisine bir mektup yazdım. Aradan bir hafta geçmişti ki kapımın önünde mühürlü bir mektup buldum. Açtım baktım; mektup Prof. Dr. Faruk Sümer'den geliyordu. Koskoca bir profesör benim gibi bir garibana mektup yazma tenezzülünde bulunmuştu. Son derece mutlu oldum ve ikinci bir mektup yazdım. İkinci mektubunda en önemli eserlerinden biri olan “Oğuzlar” ı imzalayarak bana gönderdi. O anda sevincime diyecek yoktu.”

Mustafa Sinan Ümit, Mayıs 1992 ve 93 yılarında Selçuk Üniversitesi tarafından düzenlenen “Millî Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Seminerleri”ne Faruk Sümer hocanın da davet edildiğini, bu suretle yüz yüze görüştüğünü, çeşitli notlar aldığını ifade eden Ümit, tutuğu notları biz dinleyicilerle paylaştı. 

Mustafa Sinan Ümit, Faruk Sümer Hoca'nın kitaplarını nasıl, hangi şartlar altında yazdığını anlattı. Ümit bu konuda şunları söyledi: Faruk Sümer: “!Oğuzları yazmaya bir ömür verdim! Dedemden Ashab-ı Kehf'i dinleyerek büyümüştüm. Emekli olunca Ashab-ı kehf'i yazdım. Ashab-ı Kehf'i yazmak için Engizek dağlarında saha çalışması yaptım. Franfurk Üniversitesinden Dekan Keller ile bu konunun İncil'de de geçtiğini ve Afşin'e inmemi söyledi. Cerit'ten Afşin'e indik.

1982'de emekli olduktan sonra 1.100.000 lira emekli parası aldım. Parayı hanıma teslim ettim ve “Türklerde Atçılık ve Binicilik”i yazdım. Issız dağ köylerinde eğer ve binicilik malzemelerini izbelerden topladım. Türk eğeri kayboluyordu. Gem, yular, nal, gerdanlık, terki heybesi, yem torbası, kamçı ve köstek kayboluyordu. Türklerde atçılık ve Binicilik kitabında bunlar kayıt altına alınmış oldu.

Kuruluş Dizisinin tarih danışmanı oldum. 24 Oğuz boyunun ismi ilk defa bu dizide Türk Milletine okundu.” 

Mustafa Sinan Ümit, çok şeylerden bahsetti. Biz Faruk Sümer hocanın ismini dahi bilmezken, Ebulfeyz Eçibey'in “Oğuzların yazarı Faruk Sümer'e sarıldım ya ölsem de gam yemem.” dediğini, Türkmenistan Devlet başkanı tarafından onur madalyası verildiğini ve hocanın “Asrın Dede Korkut”u ilan edildiğini anlattı.

Türk Dünyasında, Avrupa'da ve Amerika'da araştırmalarıyla kendini kabul ettirmiş ve aranan bir bilim adamı olmuş Faruk Sümer ne yazık ki ülkemizde yeterince tanınmamış ve gereken ehemmiyet verilmemiştir. Hocanın ve eserlerinin genç kuşaklara tanıtılması ve ilminden azami ölçüde faydalanma yoluna gidilmelidir. Bu konuda yüksek lisans ve doktora öğrencilerine tez olarak verilmelidir. 

Ayrıca çalışma disiplini tarihçiler örnek alınası gereken bir husustur. Daha Osmanlı Türkçesini bile öğrencilere doğru dürüst öğretemeyen hocalarımız mevcut. Bu konu layıkıyla ele alınmalı. Bir tarihçi, araştırma yapacağı sahanın tüm dillerini bilmek zorundadır. Yazılmış eserlerden alıntılar yapmak yerine kendisi yeni bir şeyler üretmesi gerekmektedir. Hocanın en önemli yanı olan alan çalışmasına da ağırlık vermeleri gerektiğini düşünüyorum.

21 Ekim 1995'te karaciğer kanserinden vefat eden Prof. Dr. Faruk Sümer hocayı rahmetle anıyor ve her iki cihanda alnının ak olmasını diliyorum.