Konya'da Kültür ve Kültürsüzlük

Abone Ol

Hızla modernleşen Konya'da yeni meseleler de ortaya çıkmaya başladı. Kaldırımlar daha önce kafelerin işgaline uğramıştı. Şimdilerde bir şey daha moda oldu. Bu kez kaldırımları işgal eden sadece işyerleri değil, lüks arabalar ve klasik arabalar.

Yayalar dikkat! Lütfen yolun ortasından yürüyün! Kaldırımları işgal etmeyin! Kaldırımlar arabalar içindir!

Evet, sevgili dostlar! Kaldırımların arabalar ve iş yerleri için yapılmış olduğunu böylece anlamış bulunuyoruz. Lüks arabalar yeter ki incinmesin, incinen insanlar olsun hiç fark etmez.

Böyle bir düşünceye nereden vardın, diyeceksiniz.  Konyalı entel sürücülerin yolun sağına soluna araba park ettikleri yetmiyormuş gibi şimdi de kaldırımlara park etmeye başladılar. Anıt ile istasyon arası (Özellikle Meram Belediye Binası önü) buna en güzel örnek. Zaten arabalar yolun kenarına park edilmiş vaziyette. Bir de kaldırımlara park edilince yayalara da yolun ortasına inmek düşüyor. E! ne de olsa en ucuz insan hayatı. İnsana artık hakaret ederken bile “kaç paralık adamsın” diye hitap ediliyor.

***

Konya'da birbirinden güzel kültürel faaliyetler devam ediyor. Geçen hafta cumartesi günü saat 13.00'te Yazarlar birliğinde “Edebiyat ve Metafizk” konulu bir sunum yapıldı. Saat 14.00'te Türk Ocağı'nın düzenlediği konferansta Atatürk'ün Cumhuriyetin 10. yılında irad ettiği “Cumhuriyetin 10.yıl Nutku” irdelendi.  Yrd. Doç. Dr Zekeriya Bülbülün konuşmacı olarak katıldığı programda “Atatürk'ün Türkiye cumhuriyetini ne şekilde kurduğu, inkılâplar yapılması gereklimiydi değil miydi, niçin inkılâplar yapıldı, Atatürk'ün bu inkılâpları yapmaktaki hedefi neydi?” gibi sorular cevap buldu.

Zekeriya Bey, Atatürk milliyetçiliği tabirini sevmediğini, hatta sakıncalı bulduğunu, Atatürk milliyetçiliği gibi bir terimin olmaması gerektiğini vurguladı. Bülbül, “Atatürk Türk milletini seven ve Türk milletini ileri götürecek olan her türlü vasıtayı kullanarak yükseltmek hedefinde olduğunu ve en büyük Türk milliyetçisidir.” dedi.

Cumhuriyetin varlığının devam edebilmesi için inkılâpların yapılması gerektiğini vurgulayan Bülbül, “Saltanat kaldırıldığı zaman zaten Cumhuriyet ilan edilmişti. Kurtuluş savaşı bittiği zaman sıra Cumhuriyeti ilan etmeye gelmişti. Atatürk, saltanatı kaldırmak mecburiyetindeydi. Çünkü Kurtuluş savaşı devam ederken bile İtilaf devletleri toplantılara Ankara hükümeti muhatap olunmayarak İstanbul hükümetini çağırarak her fırsatta ikilik yapmaya çalışıyorlardı. Saltanat kaldırıldı, hilafet muhafaza edildi. Cumhuriyet ilan edildikten sonra sıra hilafete gelmişti. Çünkü cumhuriyet karşıtları halifenin etrafında toplanmışlar, Türkiye Cumhuriyetinin bakan ve mebuslarına gereken ehemmiyeti vermiyorlar; halifeye devlet başkanı gibi tazimde bulunuyorlardı. Bu durum da devlet içinde ikilik demekti. Bunun için de halifeliğin kaldırılması elzem oldu. Çünkü Cumhuriyetin varlığının devamı için bu gerekli idi.” dedi.

Harf inkılâbına da değinen Zekeriya Bülbül, I. Dünya Savaşı'ndan evvel okur-yazar oranının %5 olduğunu, bunun da çoğunun gayr-i Müslimlerin tekelinde olduğunu vurguladı. Arap Harflerinin Türkçenin fonetiğine uymadığını, alfabe değişikliği için daha Osmanlı Devletinin varlığının devam edildiği dönemlerde bile tartışıldığını gündeme getirdi. “ Bir gecede halk cahil bırakıldı, tabiri etik olmayan bir ifade tarzıdır. Harf değişikliğinden 5 yıl sonra halkın okuma yazma oranının %25'e yükseldi. Ayrıca meraklıları için üniversitelerin tarih ve edebiyat bölümlerine Osmanlıca dersi kondu. Klasiklerin hepsi yeni harflere tercüme edildi. Kimse kalkıp da klasikleri okuyamıyoruz demesin. Zaten okumayı sevmeyen bir milletiz. Yeni harflerde yazılan kitaplar bile okunmuyor. Bu günkü nesil 5 yıl önce yazılan bir kitabı bile okumakta zorlanıyor. Okumayı sevmeyen bir gençlik yetişiyor.”

Atatürk'ün yaptığı her işi millete mal ederek onunla birlikte gerçekleştirdiğine vurgu yapan Bülbül, “Atatürk yaptığı işlerle övünmeyen bir yapısı vardır. O yaptığı ve yapacağı her işi milletinin menfaati için yapmıştır. Türk Milletinin bağımsız bir şekilde yaşaması için Cumhuriyet idaresini kurmuştur. Cumhuriyet idaresine, Türk'e düşman olan misyoner okullarını kapatmıştır. Eğitime bir çeki düzen vermiştir. Osmanlı devleti de kendisine hiçbir fayda sağlamayan medreselerin yanında mühendis hane, Tıp, darül fünun, muallim ve sanayi mektepleri açmıştır. Medreseler zaten devletin ihtiyacını karşılamıyordu. Bundan dolayı kapatılmasından daha tabi bir hadise olamazdı.”dedi.

Zekeriya Hocama verdiği bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz. Allah vücuduna ve zihnine sağlık afiyet versin. Kalemin güçlü kılsın.

***

Gündüzleri Konya halkını yeterince ziyalandıran Konya İl Halk Kütüphanesi Salı Akşamları da aydınlatmaya devam ediyor. Salı Akşamları saat 8.00'de Aydınlar ocağının toplantısına ev sahipliği yapan İl halk kütüphanesi Konya2nın kültür iklimine ev sahipliği yapmanın gururunu yaşıyor.

Her Salı Akşamı Konya Aydınlar ocağı birbirinden güzel ve faydalı programlar düzenleyerek Konya Kültürüne katkıda bulunuyor. Dün Akşamki konuşma “Atasözleri ve Deyimler” üzerine idi. Konuşmadan önce 15-20 dakika Kur'an-ı Kerim'den ayetler okunup tefsir yapılıyor, dualar edildikten sonra konuşmacı takdimle ve kürsüye davet ediliyor.

Bu haftaki konuşmacı hepimizin yakından tanıdığı birisi idi: Prof. Dr. Saim Sakaoğlu.  Konya Çaybaşı doğumlu Saim Sakaoğlu bütün ömrünü halk Edebiyatına, harsıyatına vakfetmiş bir zât- muhterem.

Saim Hoca, Türkiye'de derlenmiş Atasözleri ve deyimleri kitaplarından ve derleyenlerden bahsetti. Atasözlerinin Türk kültür hayatında çok önemli bir yeri olduğunu, Türk halkının yaşayışından, deneyimlerinden, tarihin süzgecinden geçirerek özlü sözler olduğunu vurgulayan Sakaoğlu, “Atasözlerinin kelimelerinin yerlerinin değiştirilemeyeceğini; fakat zamanla kullanımdan düşmüş kelimelerin yerine yine halk tarafından kendiliğinden değişime uğramış yeni kelimelere yerlerini bırakmıştır. Mesela Göktürk kitabelerinde geçen atasözlerini bu günkü Türkçe ile aynen vermek imkânsızdır. Çünkü günümüzde bu kelimeler kullanımdan düşmüştür.” dedi.

Sakaoğlu bir akademisyenin emekli olamayacağını uygulamalı olarak bize gösterdi. Salondaki dinleyicilerden anne-baba ve ninelerinin kullandıkları atasözleri ve deyimlerinden yazıp kendisine ulaştırılmasını istedi. Yani atasözleri ve deyimleri derlemeye devam etti. Saim Hocayı bu enerjisinden ve faaliyetlerinden dolayı kutlar, Allah'tan hayırlı, sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Allah'a emanet olalım!