Tasavvuf, insanın dış dünyayı anlamasından daha önce kendi iç dünyasını tanıma yolculuğudur. Bu yolculukta ne bilgi tek başına yeterlidir ne de ibadet tek başına bir uyanma halidir. Asıl mesele, kalbin incelmesi, nefsin yumuşaması ve insanın insana karşı olan tavrının güzelleşmesidir. Belki de en kıymetlisi. Bilinir ki tasavvuf yolunun en başında kırmamak en son dersinde ise kırılmamak öğretilir.
İlk ders kırmamaktır. Çünkü insanın en kolay yaptığı şey, farkında bile olmadan incitmektir, alınmaktır, içerlemektir, adına her ne dersen. Bir sözle, bir bakışla, bazen bir susuşla bile karşısındakinin kalbine dokunabilir; ama bu dokunuş her zaman şifa olmaz. Çoğu zaman iz bırakır. Belki can yakar. Kimi insanın fark etmeden bıraktığı kırgınlık başka bir insanın hayatını temelden olumsuz etkiler. Tasavvuf, insana önce dilini öğretir. Ne söyleyeceğini değil, neyi söylememesi gerektiğini… Burası Çok önemli işte. Çünkü her doğru, her zaman söylenmez. Her hakikat, her kalpte aynı karşılığı bulmaz.
Kırmamak; susmayı bilmektir bazen. Aklına her geleni hoyratça savurmak değildir aslolan. Haklıyken geri çekilmektir. İçinden geçenleri değil, karşıdakinin kaldırabileceğini konuşmaktır. Bu bir zayıflık değil, aksine büyük bir güçtür. Nefsini dizginleyebilen insan, dünyayı da yönetebilecek kudrete sahip olur.. Çünkü asıl zafer, başkasını susturmak değil, kendini tutabilmektir.
Kırmamak aynı zamanda empati kurmaktır. Herkesin bir yük taşıdığını bilmek, herkesin görünmeyen yaraları olduğunu fark etmektir. Bir insanın sertliği belki yaşadığı acının sonucudur, bir diğerinin suskunluğu belki kırgınlıklarının birikimidir. İşte bu yüzden tasavvuf ehli, kimseyi dış görünüşüyle yargılamaz; her kalbin ardında bir hikâye olduğunu bilir. Zanlardan uzaktır. Ben hep şunu söylerim; ben kimim ki yorum yapacak, henüz hikayem bitmemişken…
Bu yolun başında insan, başkalarını kırmamayı öğrenir. Ama zaman geçtikçe anlar ki asıl imtihan burada da bitmez. Çünkü hayat, her zaman incelikle davrananlara aynı incelikle karşılık vermez. İşte tam bu noktada devreye girer ikinci ve en zor ders: kırılmamak.
Kırılmamak, hissizleşmek değildir. Aksine, hissederek güçlü kalabilmektir. İnsan kalbi narindir; en küçük bir söz bile derin izler bırakabilir. Hayatta duruşu değişebilir. Ama tasavvuf, kalbi sertleştirmeyi değil, genişletmeyi öğretir. Geniş bir kalp, içine kırgınlıkları sığdırmaz; onları dönüştürür.
Kırılmamak, beklentileri azaltmaktır biraz da. İnsan en çok, umduğunu bulamadığında incinir. Beklenti ne kadar az ise huzur o kadar çoktur. Oysa tasavvuf yolcusu bilir ki, beklentiyi insandan değil, Hak’tan tutmak gerekir. İnsan eksiktir, şaşar, yanılır. Ama bu eksikliklere takılıp kalmak, kalbi yorar. Kırılmamak, affetmeyi öğrenmektir. Affetmek ise unutmak değil; yükü kalpte taşımamayı seçmektir.