Hani derler ya benim hayatım bir roman
Aynen öyle geçti bunca yolculuk zaman
Nereden başlayıp anlatılsa onca yaşanan
“Kaderi kalemle yazan, hayat diye sunan”
Ah, benim hayatım hep roman…
**
Gençlik, deli bir rüzgâr kabına sığmayan
Enginlere koşan, durulmayan
Dizgin tutmaz bir tay, kibrit alevi gibi yanan
Çabuk geçmeyecek sanılan zaman…
**
Bir durakta beklerken geçen ömürden
Bir bakışta değişen nice dengeden
Kimi sözler var içe gömülen derinden
Kimi yaralar görünmez hiçbir yerden…
**
Kalabalıklar içinde tek başına kalan
Bir eksik sandalye her sofrada duran
Ne anlatılsa eksik, ne susulsa tamam
Benim hayatım yaşanmış bir roman…
**
Hayatının son demlerine varan insan
Geriye döner, bakar hayıflanır
Ne vardı elde avuçta kalan?
Bir avuç anı, bir kaç kırık hatıradan…
**
Biriktirdiği kalacak sandı ömrü boyunca
Dağılır esen rüzgârda usulca
Geriye kalır bir çocuk sesi
Bir kapı aralığı, bir eski hatıradan…
**
Koşuşturulan yıllar susar birden
En çok ertelenenler geçer göz önünden
“Sonra” denilen ne varsa yarım kalır
Yıllar, hesabını sorar derinden…
**
Bir bakarsın kalabalıklar çekilmiş
Adın bile yavaş yavaş silinmiş
Ama bir gülüş, bir iyilik, bir iz
Sessizce bir yerde filiz vermiş…
**
Yine de kopmamalı hayattan
İnsanlara dokunmalı
Ne varsa içinde
Sevinçte, hüzünde
Bir türkü gibi dökülsün dilinde…
**
Bir yaraya merhem
Bir yalnızlığa ses
Bazen bir ağıt olsan
Bazen bir uzun hava
Bazen eş, bazen ebeveyn
Bazenlerle uzayan hayat
Hep içinde yaşayan sen!
**
Benim hayatım bir roman der her insan
Ama oyuncu sen, okuyanı kısıtlı…
Sayfalar kapanırken anlar hakikati:
En uzun roman bile bir “an”
En önemlisi de yaşadığın şu “an”…