Merhaba değerli okurlar.
Bugünkü yazımızda yeni keşfedilen ve metabolizmamız üzerinde şaşırtıcı düzeyde etkileri olan bağırsaklarımızın zayıflama döneminde etkilerinden bahsedeceğiz. Kilo vermek denince akla hâlâ sadece kalori hesabı, tartı ve ter dökülen egzersizler geliyor. Oysa son yıllarda bilim bize bambaşka bir hikâye anlatıyor: Kilo kontrolünün merkezinde yalnızca irade ya da metabolizma değil, “ikinci beyin” olarak adlandırılan bağırsaklarımız var.
Bağırsaklara neden “ikinci beyin” deniyor?
Bağırsaklarımızda yaklaşık 100 milyon sinir hücresi bulunur. Bu sayı, omurilikteki sinir hücrelerine neredeyse eşdeğer. Üstelik bağırsaklar, beyinle sinirler aracılığıyla sürekli iletişim hâlindedir. Yani ne yediğimiz, nasıl sindirdiğimiz ve hatta nasıl hissettiğimiz; beynimizle bağırsaklarımız arasında çift yönlü bir trafikte şekillenir.
Hepimiz biliyoruz ki bağırsaklarımızda birçok bakteri doğal olarak yaşamakta ve alınan gıdaların sindirimine yardımcı olmaktadır. Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca bu bakteri topluluğuna mikrobiyota diyoruz. Bu bakteriler sadece sindirime yardım etmez;
• Aldığımız kalorinin ne kadarının emileceğini
• Yağın depolanıp depolanmayacağını
• Açlık ve tokluk hormonlarının (ghrelin, leptin) dengesini
doğrudan etkiler.
Araştırmalar, obez bireylerin mikrobiyotasının, zayıf bireylere göre farklı bir bakteri dağılımına sahip olduğunu gösteriyor. Bazı bakteriler, aynı besinden daha fazla enerji çekerek kilo alımını kolaylaştırabiliyor. Ancak günlük hayatta yapılan bazı yanlışlar bu bakteri florasını bozmaktadır. Bozulmuş bağırsak florası, bağırsak geçirgenliğini artırarak kronik düşük düzeyli inflamasyona yol açabiliyor. Bu durum da insülin direncini tetikliyor. Sonuçta ise vücut yağı yakmak yerine depolamayı tercih ediyor. Yani doğru beslenmenize rağmen kilo veremiyorsanız, sorun tabağınızda değil, bağırsaklarınızda olabilir.
Bu nedenle hem sağlıklı yaşam için hem de kilo verme döneminde sağlıklı bir bağırsak florasına sahip olmak önemlidir. Başburulan sağlık merkezlerinde sağlık uzmanlarının probiyotik denen bağısak bakterilerini artırıcı tedaviler uygulamaları bu nedenledir. Ancak doğal olarak da bu düzenlemeyi sağlamak için bazı gıdalar çok faydalıdır. Örneğin ev yapımı doğal yoğrut, kefir, şalgam suyu ve turşu suyu gibi faydalı bakteri yoğunluğu olan ürünleri gündelik yaşamda tüketmek bağırsak sağlığı açısından oldukça önemlidir.
Duygusal yeme ve bağırsak-beyin hattı
Bağırsaklar aynı zamanda serotonin üretiminin yaklaşık %90’ından sorumludur. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin azaldığında, kişi daha çok karbonhidratlı ve şekerli gıdalara yönelir. Bu da duygusal yeme ataklarını ve kilo alımını beraberinde getirir. Zaten mantıken günlük yaşamı gözden geçirdiğimizde duygusal yeme açlığını ve özellikle şekerli gıdaları daha depresif ,stresli ve uykusuz zamanlarımızda yaşadığımızı görürüz. Bu nedenle mutluluk hormonunu artırıcı işlevler duygusal açlığı yenmemizi sağlar. Serotonin artırıcı yöntemlerin büyük çoğunluğu da yine bağırsaklarımızdan yani sağlıklı bağırsak florasından yani mikrobiyotadan geçmektedir. Peki bunun için neler yapmalıyız:
• Lif zengini beslenin: Sebze, meyve, baklagiller ve tam tahıllar faydalı bakterileri besler.
• Fermente gıdalar ekleyin: Yoğurt, kefir, turşu, kombucha bağırsak florasını destekler.
• Gereksiz antibiyotiklerden kaçının: Antibiyotikler faydalı bakterileri de yok eder.
• Uyku ve stres yönetimi: Az uyku ve kronik stres, mikrobiyotayı olumsuz etkiler.
• Hızlı değil dengeli kilo verin: Şok diyetler bağırsak dengesini bozar.
Son söz
Kilo vermek yalnızca “daha az yemek” meselesi değil; daha akıllı sindirmek meselesi. Bağırsaklarınıza iyi bakarsanız, onlar da sizin için çalışır. Belki de gerçek dönüşüm, tartıda değil; bağırsaklarınızda başlıyor.
Unutmayın: Sağlıklı bir beden, sağlıklı bir bağırsaktan geçer.