Sessiz, sakin asude bir şehir olan Konya, hızla artan nüfusuyla doğal halinden, tabii güzelliğinden sıyrılmış, huzur ikliminden stres iklimine doğru yol almaktadır.

Sokaklarda işine yetişmek için koşuşan insanlar, asık çehreler, selam vermek için yüzüne baktığın zaman başını çevirenler! Daha neler neler!

Her gelene, darda kalan komşusuna kucak açan Konya halkı artık birbirini tanımaz, görmez oldu. Komşunun komşusundan haberi yok. Aç mı, tok mu? Ne yer ne içer, her kes kendi havasında. Neden böyle olduk? Bu vurdumduymazlık ve aymazlık nereye kadar devam edecek? bilmiyorum. Ama bu durum böyle devam ederse toplumda büyük bir sosyal patlama olacağı kesin.

Konya'da hırsızlık olayları o kadar arttı ki bu gerçekten bir facia. Benim çocukluğum ve gençlik yıllarım Saraçoğlu'nda geçti. Biz hırsız nedir bilmezdik. Kapıyı kilitlemeden yatardık. Bir yere gideceğimiz zaman anahtarı kapının önündeki paspasın altına koyardık. Dışarıda kalan aile fertleri sessizce gelip girsin diye. Bayram yemeklerimiz birlikte yenir, eş dost birbiriyle bayramlaşırdı. Şimdi bayramlar tatile dönüştürüldü. Adam 9 gün tatili görünce ver elin Antalya'ya da kaplıca. Dayıyı emmiyi artık gören de yok anlayan da. 

Konya'da evler bir huzur yuvasıydı. Şimdi evler huzur yuvası olmaktan çok çok öte. Adeta bir vahşet yuvası! Anne çocuğundan bezgin, oğlundan veya gelininden dertli! Çocuk bir istediği olmuyor diye çarpıp kapıyı çekip gidiyor veya işi daha ileri götürerek şiddete başvuruyor. Anne- baba para vermedi diye onları hırpalıyor, hatta öldürüyor. Her gün haberlerde radyo ve televizyonlardan bu baskı ve şiddet haberlerini dinliyoruz, gazetelerden okuyoruz. İnsan elini kumandaya uzatmaktan çekiniyor. İşin garip tarafı bu haberlerden elem duyan, üzüntü duyan çok küçük bir azınlık kalmış. Toplumun % 80'ni duyarsız. Merhamet duyguları sanki cımbızla alınmış. Yapılan cinayetleri, kapkaçları, darp ve şiddet olaylarını o kadar benimsemişler ki artık sıradan adi bir olay gibi görmeye başlamış.

Eskiden Konya'nın evleri bir bahçe içinde olup etrafı avlu ile çevrili gayet mütevazi, genelde iki katlı kısmen tek katlı şirin meskenlerdi. Burada çocuk istediği gibi koşar oynar, toprakla haşır neşir olur, enerjisini atardı. Akşam olunca yorgun düşen çocuk kimseye eziyet etmezdi. Kadınlar, yazın tüm vakitlerini avluda geçirirler, kışlık hazırlıklarını burada yaparlardı. Pekmezler, reçeller, şuruplar burada hazırlanır, yine kadınlar kendi aralarında bahçenin kuytu köşelerinde sohbet ederler, eğlenirlerdi. Her çeşit sebze ve meyve sinilerde kurutulur, kışı rahat bir şekilde geçirmek için hazırlık yapılırdı. Şimdi ise modernleşme uğruna Konya evlerinin estetiğinden, kullanışlılığından ve huzurundan, asude, sakin hayatından vazgeçildi. Bu evlerin pek çoğu tahrip edildi veya yıkılmasına göz yumuldu. Buna en son eklenen ise Yazarlar Birliği'nin bulunduğu tarihi Konya evi oldu. Konya evi yıkılmadı; ama müştemilatı; avlusu, mutfağı, sundurması ve dışarıdaki tuvaletleri yıkıldı. Üzerinden elbisesi soyuldu ve çırıl çıplak kaldı. Evin mahremiyeti ortadan kalktı. Şimdi ise apartman dairelerinde hanımlar esir, çocuklar mahkûm. Fertler alabildiğine bencil, sınırsız bir özgürlük peşinde. Yandaki komşum rahatsız olurmuş, gürültü alt kata geçer veya belki hastaları vardır, diye bir düşünceleri yok. Kimse kimseyi umursamıyor. İnsanlarda bir samimiyet yok, nezaket yok, incelik yok. Saygı dersen esamesi okunmuyor! Kimse kimseyi tanımıyor bile. Tanıyanlar da da yüzlerinde yabancı bir gülümseme, iğreti alışılagelmiş bir iki kelime. Ondan sonra kelam bitti. Söz yok, ilgi yok alâka yok.

 Şehrin merkezi ve ana caddeleri gösterişli çok katlı binalarla dolu. Gökdelenler Nemrut'la yarışıyor sanki. Türk kültüründen, Türk mimarisinden hiç estetik yok. Süratle betonlaşmaya doğru gidiyoruz. Meydanlar ise tamamen bir taş yığını halinde. İnsan ruhunun çıplaklığı gibi meydanlar da ağacın, çiçeğin, yeşilin süsünden mahrum; yani çıplak. Ağaca ve yeşilliğe hasret bir Konya. Artık parka çıktığınız zaman nefis çam kokularını alamıyorsunuz, kuşların cıvıltısını duyamıyorsunuz. Çimenler üstünde koşup oynayan, dondurmalarını yalayan çocukları göremiyorsunuz. Şimdi dondurmamız bile değişti. Her şeyde çağı yakalayıp markalaştığımız gibi dondurmada da markalaştık. Maraş dondurmasının yerini, Algidalar, Golflar ! aldı. Yine de tek tük satan yerler var. Nerede sağlığa zararlı maddeler varsa bizim marketlerimizde yer alıyor, tezgâhlarımızda anında görücüye çıkıyor. “Efendim, alıp almamak sizin elinizde, kimse size zorla malını satmıyor.” deniliyor. Fakat televizyonlarda, bilboardlarda öyle bir reklam yapılıyor ki bırakın çocukları büyükler bile bu reklamlara kanıyor. Yaşlı genç herkesin elinde yabancı bir marka dondurma, ambalajı hemen sıyrılıyor ve yere atılıyor, kızlı erkekli, yaşlı genç yalaya yalaya sokaklarda arz-ı endam ediyorlar. Sokaklarda annesinin elinden çekiştiren, kendini yerlere atan çocuklar v.s. Haliyle çocuğunu kıramayan ya da sokak ortasında rezil olmamak için çocuğun isteğine boyun eğen anneler! Neticede reklamı yapılan ürünü almak zorunda kalıyorsunuz.

Caddede geziniyorsunuz, tabelaların hepsi yabancı. Form, Zafer Meydanı ve Alaeddin Caddesi sanki yabancılar tarafından istila edilmiş bir durumda. Burasına Türk memleketi demeye bin şahit ister. Kaldırımlar nargile kafeleri tarafından işgal edilmiş, iki insan yan yana yürüyemez bir durumda.

Temennimiz kendi aslî varlıklarımıza, sosyo-kültürel ve ekonomik dinamiklerimize geri dönmemiz dinî ve millî bünyemize uygun bir hayat tarzı sürmek. Her şeyiyle örnek bir Konya ve Konyalı olmak.

***

Türk Ocakları Konya Şubesinin 14.genel Kurulu 2 Şubat Pazar günü yapıldı. Tek listeyle girilen seçimde, eski Başkan Vedat Erden yeniden seçilerek güven tazeledi.

Yönetim kurulu üyeleri: (Asil) Vedat Erden, Cemil Sungur, Yılmaz Koç, Yağmur Küçükbezirci, Zekeriya Bülbül, Salih Ümitkesmez, Ayten Karaman. Yedek üyeler: Olcay Sayraç, Musa Aşık, Abdullah Halit Oğuz, Hüseyin Bilgiç, Tufan Köroğlu, Sadık Gökce, Sait Aras.

Denetleme kurulu üyeleri: (Asil) Mehmet Maden, Mevlüde Dinçbudak, Mehmet Uçar. Yedek üyeler: Çetin Yücetürk, Çetin Acar, Gülşah Uğurlu.

Vedat Bey ve ekibini kutlar, çalışmalarında başarılar dilerim.

Not: Türk Ocağı'nda 8 Şubat Cumartesi günü saat 14.00'de “Macaristan'da Turancılık”, “Turan Halkları” konuşulacak. Konuşmacılar; Tamas Csernyei, Atilla Mateffy.