Geçtiğimiz Salı günü hicri yıla girdiğimiz gündü. O gün 1447 hicri yılı tamamlayarak 1448 hicri yıla girmiş olduğumuz gündü. Diğer bir ifadeyle o gün, Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin 1448. yılının ilk günü, Muharrem ayının birinci günü yani hicri yılbaşı idi.

Allah-u Zül Celal, karanlıklar içinde bunalan dünyaya Muhammed adında bir kutlu güneş göndermişti. Bu kutlu güneş yeryüzünü karanlıklardan, zulmetten, vahşetten kurtararak aydınlattı. Nur saçtı, ışık saçtı bütün âleme…

Nuruyla ısıttı bütün dünyayı ve insanlığı…

Muhammed Güneşi herkesi sardı, sarmaladı, ışığını kimseden esirgemedi. Âlemlere rahmet oldu, Arşa nur oldu, yaratılmışların en şereflisi, kendinden öncekilerin ve sonrakilerin en soylusu, mevcudatın Efendisi oldu.

Peygamberlerin sonuncusu, Allah’a iman edenlerin önderi, elçilerin en hayırlısı, günahkârların şefaatçisi, Allah’ın üstün kıldığı, seçilmiş bir kul, yüce bir Nebi, ulu bir Rasûl oldu, Muhammed-ül Emin oldu bu kutlu Güneş…

Rasûlullah, Mekke'de İslâm’a davetini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında ve inatlarında diretiyorlardı. Müşriklerin inananlara yaptıkları zulümler ve işkenceler ayyuka çıkmış, tahammül gücünü aşmıştı. İslâm’ın devlet sisteminin kurulması ve bu dinin yayılması için başka bir diyara ihtiyaç vardı.

Peygamberimiz, müşriklerin zulümleri karsısında yılmıyor, bilhassa Mekke dışından gelenlere İslâm'ı anlatmaya devam ediyordu. Günün birinde Medine’den gelen 6 kişi, Efendimizi dinledikten sonra Müslüman olarak şehirlerine gittiler ve ertesi yıl 12 kişilik bir grupla gelerek; "Hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasûlüne muhalefette bulunmamak hususunda" Peygamberimize söz verip biat ettiler.

Bu grubun Medine’de yapılan tebliğ faaliyeti, orada İslâm’ın çığ gibi büyümesini sağladı. Doğduğu yerde boğulmaya çalışılan İslâm, Medine’de filiz vermiş, boy atmaya başlamıştı. Bir yıl sonra 72 kişilik bir grupla gelen Medineli Müslümanlar, Efendimizi kendi şehirlerine davet ettiler ve Akabe mevkiinde; “Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz. Kendimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de, esirgeyip koruyacağız. Biz Rabbimize bey’at ediyoruz. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan, bedbaht insanlar olalım. Ya Rasûlallah! Biz ahdimize sadığız" diyerek söz verdiler.

Mekke’de zulüm giderek artıyordu. Bu sebeple Peygamberimiz, Mekkeli Müslümanların Medine'ye hicret etmelerine izin verdi. Kısa zamanda Müslümanların büyük bir kısmı gizlice hicret etti. Müşrikler, Hicrete engel olmak için var güçleriyle karşı koyuyorlardı. Hz. Ömer, silahını kuşandı, Kâbe'yi tavaf etti, çevrede bulunan müşriklere hicret edeceğini söyleyerek ve "Anasını ağlatmak, karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa gelsin" diyerek hicret etti. Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diğer Müslümanlar hicret ettiler. Efendimiz, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali’ye beklemelerini söyledi.

Müşrikler, Müslümanların Medine'de yayıldıklarını ve Medine’nin İslâm Merkezi olmaya başladığını görünce telaşa düştüler. Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için Darü'n-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar. Uzun süren görüşme ve tartışmadan sonra Ebû Cehil'in düşüncesinde karar kıldılar. Karara göre her kabileden bir kişi seçilecek ve hep birlikte Peygamberimiz öldürülecekti.

Onlar bu planı yaparken, Efendimiz, Hz. Ebû Bekir'e Allah'ın kendilerine hicret iznini verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlandı. Mekkelilere ait emanetler teslim edildi ve Hz. Ali'ye Peygamberimizin evinde kalması emredildi.

Gecenin geç vaktinde planlarını gerçekleştirmek üzere müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar. Allah Rasûlü, Yasin Suresini okuyarak ve Yaratan’a sığınarak, müşriklerin arasından yürüyüp gitti. Müşriklerin gözleri perdelenmişti ve Efendimizin gidişini görememişti. Daha sonra Efendimizin yatağında yatanın Hz. Ali olduğunu görünce tuzaklarının boşa gittiğini anladılar. Rasûlullah (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir'le birlikte Sevr Dağı'na gelerek mağarada gizlendiler. Bu dağ Medine yolunun zıt istikametinde idi ve müşrikleri şaşırtmak için böyle bir yola başvurulmuştu.

Müşrikler, iz sürenlerin yardımı ile dağ, tepe demeden her tarafı aradılar. Bir ara mağaranın önüne kadar geldiler. Bu esnada Efendimiz, endişe eden yol arkadaşına “korkma, Allah bizimle beraberdir” diyordu. Müşrikler, mağaranın ağzına bir güvercinin Rasûlullah'ın oraya girmesinden hemen sonra yuva yaptığını ve örümceğin ağ ördüğünü görünce geri döndüler. Hz. Allah, Rasûlünü yüksek burçlarla, sağlam kalelerle değil güvercin yuvası ve örümcek ağıyla korumuştu.

Hz. Peygamber (s.a.v) ile Hz. Ebû Bekir, mağarada üç gün kaldılar. Daha sonra Medine’ye doğru yol almaya başladılar. 1 Muharrem günü kutlu yürüyüş başlamıştı. Kureyşliler, Peygamberimizi bütün uğraşlarına rağmen bulamayınca, O’nu bulana yüz deve vereceklerini vâdettiler. Bu büyük mükâfatı almak için Efendimizi arayan ve yerini bulan Süraka ve Büreyde ile yanındakiler başlarından geçen olağanüstü olaylar üzerine Müslüman oldular. Kutlu yürüyüş; tehlikeli anların yaşandığı, sarp dağ geçitlerinden ve ıssız çöllerden geçildiği 8 günlük bir yolculuktan sonra önce Kuba’ya sonra da Medine’ye ulaşılarak sona erdi.

Efendimiz, Medine’de emsalsiz bir coşku ve büyük bir sevgi seli ile karşılandı. Medine, tarihinde görmediği büyük bir coşkuyu yaşıyordu. Medineliler, “Ey Allah’ın Rasûlü! evlerimizle, mallarımızla, canlarımızla emrinize hazırız” diye haykırıyorlardı.

Bütün mü'minler, evlerinin damına çıkmış, bütün halk yollara dökülmüş; "Allahû ekber! Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! ” diyerek bağırıyorlardı.

Kadınlar ve çocuklar, hep bir ağızdan: "Vedâ tepelerinden dolunay doğdu bize! Allah'a davet eden oldukça, şükür etmek gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun eğmemiz gereken bir emir ile geldin bize" diye şiirler okuyorlar, küçük kızlar def çalarak; “biz neccâr oğullarının kızlarıyız, ne mutlu bize Muhammed’in komşularıyız” şarkısını söylüyorlardı.

Hicret; sıkıntılardan refaha gidişin, zulümden saadete, karanlıklardan aydınlığa ve ferdi faaliyetten İslâm devletine yürüyüşün adıdır.

Allah Rasûlünün; Mekke’nin inkâr bataklığından ayrılarak, iman filizini yeşertmek için Medine’ye yaptığı kutsal yürüyüşün adı Hicret’tir.

Karanlıklardan aydınlığa, zulümden saadet ve mutluluğa, çilelerden huzur ve refaha atılan adımın adıdır Hicret…

Hicret; vahşet, küfür ve zulüm düzeninin yerle yeksan edildiği ve Asrı Saadet nizamının kurulduğu tarihi olayların başlangıcıdır.

Hicret; kötülüklerden iyiliklere, yanlışlıklardan doğruluğa, düşmanlıktan dostluğa ve kardeşliğe, inkârdan imana, Allah’a isyandan sadâkate, zulümden adalete, haksızlıktan Hak’ka yürüyüşün adıdır.

Hicret; Mekke’de 13 yıl süren ve ancak belli sayıda kişinin iman ettiği ferdi faaliyetten, Medine İslâm devletine yürüyüşün adıdır.

Ve Hicret; vefasızlık, ihanet, inkâr ve zulüm düzenini terk ederek, Ahde Vefa’ya yönelişin adıdır.

İçinde bulunduğumuz bu günler, Efendimizin Mekke’nin zulüm düzeninden uzaklaşıp, Medine’de kurduğu Saadet devletine doğru adım atışının yıldönümüdür.

Hicret’in yıldönümü de, her türlü yanlıştan, zulümden, ihanetten, nifaktan, vefasızlıktan sıyrılarak doğruya, adalete, sadakate, birlik beraberliğe, kardeşliğe yönelişe vesile olsun İnşallah…

Hicret sayesinde Mekke’de 13 yıl süren eziyet, işkence ve zulüm dönemini sona ermiş ve Müslümanlar Medine’de kendi devletlerine kavuşmuşlardı. Hicri yılın başlangıcı olarak kabul edilen Hicret’ten sonra, İslâm dini tüm dünyaya Medine’den yayıldı.

Yeni hicri yılın hayırlara vesile olmasını ve dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtuluş yılı olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyor ve tüm Müslümanların yeni hicri yıllarını tebrik ediyorum.

Yazıma Muhammed Güneşi şiirimle son veriyor, sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.

MUHAMMED GÜNEŞİ

Hira’dan Mekke’ye bir güneş doğdu,

Şehrin üzerine ziyası yağdı,

Karanlığı boğan yeni bir çağdı.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Kapladı nuruyla hemen tüm anı.

Mekke’yi tümüyle kuşattı güneş,

Coşkulu kalplere düştü bir ateş,

İnananlar hemen oldular kardeş.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Bir anda dünyaya ulaştı şanı.

Şirki temelinden sökmekti gâye,

Getirdiği hukuk en büyük pâye,

Yıkılmaz nizamı ilânihâye.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Isıttı, ışıttı bütün cihanı.

Tevhide çağırdı fert fert herkesi,

Bu uğurda bitti bütün nefesi,

Dünyalığa asla olmaz hevesi.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Kurtarmaktı amaç nârdan insanı.

Tebliğ görevini yıllarca yaptı,

Getirdiği eşsiz yüce kitaptı,

Hakk'ı reddedene asil cevaptı.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Mahrum olanların yanıyor canı.

Karanlıkta kaldı nasipsiz olan,

İşleri bozuktur, dilleri yalan,

Kurtuldu güneşin nurunda kalan.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

İnkârcılar her dem söyler yalanı.

Müslüman'a yoktu yaşama hakkı,

Başladı eziyet, işkence, baskı,

Sönmedi kalplerde İslâm’ın aşkı.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Bu uğurda aktı mü’minin kanı.

Edildi on üç yıl çok büyük gayret,

Müşrikler yaptılar zulüm, hakaret,

Yetişti zor anda ilâhi kudret.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Rab’den emir geldi; Hicret zamanı.

Önce Habeşistan sonra Medine,

Yüreğini açtı bu yeni dine,

Koştu tüm insanlık Nebi sesine.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Kıyamete kadar Rab koruyanı.

Gelince Yesrib’e çölü aşarak,

Karşıladı herkes aşkla koşarak,

Sevinç çığlıkları ile coşarak.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Allah'tı gönderen kutlu fermanı.

“Ne mutlu ay doğdu, üzerimize”,

Dediler, “itaat gerekir bize",

Kavuşmuştu Yesrib İlâhi ize.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

İnananın her dem arttı imanı.

Yesrib’ken Medine oldu bu diyar,

Muhacir ve Ensar herkes bahtiyar,

Ulaştı felaha genç ve ihtiyar.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Buldular O'nunla yüce Rahman'ı.

Hicretle kuruldu İslâm devleti.

Rabbimiz yüceltti bütün ümmeti,

Gönderdi mü'mine her tür hikmeti.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Allah'a verdiler ahd'ü peymanı.

Allah’ın seçilmiş sevgili kulu,

Hakk’ın gönderdiği en son Râsûl'u,

Gözetti sürekli fakir, yoksulu.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Güçsüzler O'nunla buldu dermanı.

Yıkıldı böylece bâtıl zihniyet,

Kuruldu dünyada Hak medeniyet,

Allah’tı indiren güven, emniyet.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Kazındı kalplere Kur'an lisanı.

İşte böyle doğdu Asrı Saadet,

Hicretle başladı eşsiz adalet,

Ya Rabb bizi âhir Nebiyle haşret.

Muhammed Güneşi sardı her yanı,

Silinmez kalplerden Hakk'ın destanı.