Bu yıl özellikle ilkbahar yağışlarının yeterli olması nedeniyle hububatta verim beklentisi yüksek olacağı şeklindedir. İnşallah bundan sonraki sürede olumsuz bir durumla karşılaşılmaz ise yüksek verim alınır. Borsada tahıl fiyatlarına baktığımız zaman ise fiyatlarda enflasyon oranına göre düşük seyretmektedir. Bu durum artan maliyetler karşısında üreticiyi endişelendirmektedir. Yaklaşık bir ay kadar önce Ulusal Hububat Konseyinin Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde Konya’da yaptığı “Hasat Öncesi Hububat Kongresi”nde birçok ve önemli konular ele alınmıştır. Bu yazımda bu kongre sonuç bildirgesinde yer verilen bazı hususlara değinmek istedim.
Kongreye Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’da katılmıştır. Sayın Bakan konuşmasında; “değişen iklim koşullarına uyum sağlayan dirençli çeşitlerin geliştirilmesi ve kaynaklarımızı verimli kullanan akıllı tarım sistemlerinin önümüzdeki dönemin en kritik konu başlıkları olduğunu vurgulamışlardır. Ülkemizin tarımsal gücünü korumak ve planlı üretim modeliyle her bir karış toprağımızdan en yüksek verim almak için gece gündüz çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Sayın Bakan “Ülkemizin gücünü hafife alanlara, en ufak sarsıntıda karamsarlık aşılayanlara cevabımız sahadaki hazırlığımız ve sarsılmaz irademizdir” “Felaket tellallığı yapanlara inat, üretimimizi kesintisiz sürdürüyor, stoklarımızı ve tedarik zincirimizi her türlü senaryoya karşı dirençli tutuyoruz” diyerek, ülkemizin güçlü ve dirençli bir tarımsal yapısının mevcut olduğunu ifade etmişlerdir”. Bakan konuşmasında bölgemizde yaşanan çatışmalar ve enerji ve gübre arzında lojistik sorunlara neden olduğunu, aldıkları hızlı ve etkin kararlar ile önemli bir temin sıkıntısı olmadan yönettiklerini, enerjide eşel mobil sistemi ve gübre dış ticareti ile ilgili aldıkları üst üste kararlar ile fiyatlarda normal dışı değişime izin vermediklerini ve denetimlerle de bunu desteklediklerini açıklamışlardır. Tarım ve Orman Bakanı TARSİM kapsamında tarım sigortası ve gelir kaybı sigortasında yüksek devlet katkıları ve iklim değişikliği kaynaklı sorunlar nedeni ile sigorta yaptırmanın önemi vurgulamış ve her koşulda üretimin ve üreticinin yanında olmaya devam edeceklerini beyan etmiştir.
Kongreye Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Açılış bölümünde; Konya Ticaret Borsası Başkanı ve TOBB Borsalar Konsey Başkanı Hüseyin Çevik, UHK Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Serpi, Konya Milletvekili Latif Selvi, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve Konya Valisi İbrahim Akın’da katılmış ve birer konuşma yapmışlardır. Kongreye TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, BÜGEM Genel Müdürü Uğur Erdem, Tarım Reformu Genel Müdürü ve TARSİM Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Osman Yıldız, Konya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu ve Meclisi Üyeleri ile UHK Yönetim Kurulu Üyeleri, Ülkemizin dört bir yanından 400’ün üzerinde ilgili sektör temsilcileri katılım sağlamışlardır. Kongrede, 19 bildiri sunulmuştur.
Sektör temsilcileri konuşmalarında sahaları ile ilgili tespitler yanında sorunlar ve çözüm önerilerini dile getirmişlerdir. Kongre oturumlarında “İklim değişikliği, hububat tarımına etkileri, “2025-2026 üretim yılı hububat durumu, gelişimi ve beklentiler” “Hububata dayalı sektörler mevcut durum, sorunlar ve çözüm önerileri” “Hububat üretimi, ticareti ve finansmanı” “Lisanslı depoculuk hububat üretimine ve ticaretine etkileri” başlıkları altında sunum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Kongrede; dünyada yaygınlaşan salgınlar, savaşlar, çarpışmalar, kutuplaşmalar, artan kırılganlıklar, ticaret rotalarında (özellikle enerji ve tarımın temel hammaddeleri transferinde) yoğunlaşan lojistik sorunlar ile iklim değişikliğinin etkisiyle artan afetlerin Tarımın Stratejik Sektör olduğu kabulünün dünyada ve ülkemizde çok daha güçlü olarak dile getirildiği ve ortak ses haline geldiği, vurgulanmıştır. Ülkemizde tarım sektörünün son 20-25 yılda gücünü giderek artırdığı hususunun altı çizilmiştir. Sektörün 2024 yılında yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla ile Avrupa’da 1. Sırada ve dünyada ilk 10 ülke arasına yer alması da bunun önemli göstergesi olarak belirtilmiştir. Ülkemizin 2024 yılında 32,9 milyar tarımsal ihracat ve yaklaşık 10 milyar dolar dış ticaret fazlası vererek (%150 ihracatın ithalatı karşılama oranı) tarımda kendine yeter ülke olduğu, 137 milyon tonluk rekor bitkisel üretimin gerçekleştiği (tahıl üretimi 39 milyon ton) tespiti yapılmıştır.
2025 yılında kuraklık ve tekrarlı don hadiseleri sebebiyle zor bir süreç yaşandığı, bu nedenle bitkisel üretimin %10,3 azaldığı (tahıl üretiminde %12,3 ve meyve üretiminde %30,9 azalma) ve sektörün %8,8 küçüldüğü ortaya konulmuştur. Ülkemizde ilk defa üretim planlamasına 2024 yılının Eylül ayından itibaren aralarında buğday ve mısırın da olduğu 13 stratejik ürün ve bir ürün grubunda geçildiği ve ikinci yılında olan uygulamanın kararlılıkla devam ettirildiği açıklanmıştır. Bu uygulamanın desteklerin basitleştirilmesi, üretim planlaması ile ilişkilendirilmesi, atıl tarım arazilerin üretimde yer alması, üretimin kayıt altına alınması, sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılması, su başta olmak üzere çevresel kaynakların korunması ve diğer düzenlemeler belirtilmiştir.
Üretimde yeni teknolojilerin güvenli bir şekilde yerini aldığı ve kullanıldığı vurgusu yapılmıştır. Yeni sistemde desteklerin üretim sezonundan önce açıklandığı, bitkisel üretim desteklerinin 3 yıllık süre için açıklandığı, destek tutarlarının girdi maliyetlerindeki değişime göre her yıl güncellendiği, kamu tarafından geliştirilen mili çeşitlerin sertifikalı tohumluk kullanımına ilave destek içerdiği, su kısıtı olan havzalarda dane mısır ve patates ekimlerinde hiçbir destek ödemesi yapılmadığı, 4’lü münavebe uygulamasına geçildiği bildirilmiştir.
İklim değişikliğinin etkisi ile aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddetini giderek artırdığı, bu durumdan en fazla etkilenen ülkelerden biri olan ülkemizin başta buğday ve arpa olmak üzere hububat üretiminde önemli dalgalanmalara sebep olduğu vurgulanmıştır. Buğdayda ekim alanının 2000 yılında 9,4 milyon hektar iken 2024 yılında 6,8 milyon hektara düştüğü belirtilmiş ve bu azalmaya rağmen ıslah, modern sulama ve teknolojik gelişmelerin bunu telafi ettiği, üretim düzeyini koruduğu ve bazı yıllarda ise artırdığı ortaya konulmuştur.
İklim değişikliğinin hububat üretimindeki çoklu etkileri; artan sıcaklık ve düzensiz yağış, hastalık ve zararlı yoğunluğu ve yaygınlığının artması, yeraltı ve yerüstü suların azalarak sulama ihtiyacını artırması, su krizinin ürün desenini dönüştürmesi ve fenolojik kaymalar şeklinde sıralanmıştır. İklim değişikliklerinin her yıl farklı boyutlarının yaşandığı bu sürecin, tarım sigortasını daha da önemli hale getirdiği, TARSİM üzerinden yapılan sigortalarda devlet desteğinin %70’lere vardığı belirtilmiştir.
Ülkemizin konumu itibariyle üretimden fazla ihtiyaç olması halinde tahıl ithal edip işlenmiş mamul satmasının uygun olduğu bildirilmiştir.
Stratejik buğday ürününün ekim alanının iklim değişikliği, fiyat politikaları ve üretim planlaması kapsamında arttığı ve bu artışın devam etmesinin beklendiği belirtilmiştir. Arpa ekim alanlarında ise yem sanayiinde artan talebin ve bu üretim yılında oluşan fiyat avantajının da etkisi ile artışlar olacağı tespiti ortaya konulmuştur. Toprak Mahsulleri Ofisinin ve lisansı depoların önemi vurgulanmıştır
Küresel hububat üretiminde son 15 yılda %31, tüketimde %30, ticarette %64 ve stoklarda %46 artış olduğu, küresel bağımlılığın derinleştiği ifade edilirken, 2026/27 üretim sezonunda üretimde %2 azalış, tüketimde %1 artışın beklendiği, arz/talep dengesinde yapısal kırılganlığın sürdüğü ortaya konulmuştur. Ekmeklik buğday üretiminde Rusya ve AB etkisi ile %3 azalış, tüketiminde %1 artış, ticarette %1 daralma ve kapanış stoklarında %3 düşüş beklentisi söz konusudur. Makarnalık buğdayda ise üretim aynı düzeyde, tüketimde %2 artış, ticarette %5 daralma ve stoklarda %11 artış beklentisi vurgusu yapılmıştır. Arpada üretimde Kuzey Afrika ve Avustralya kaynaklı %6 azalış, ticarette %6 gerileme, stoklarda %12 düşüklük, mısırda üretimde %1 azalış, tüketim ve ticarette büyüme ve stoklarda %4 daralma ile birlikte enerji amaçlı tüketim ve gıda-yem talebinin çatışmasında yoğunluk beklentisi dile getirilmiştir. Savaşlar, ambargolar ve lojistikle ilgili sorunlar ürün fiyatları üzerinde ilave baskılar ve dalgalanmalar oluşturmaktadır.
Buğday açısından bu üretim yılının iklim parametreleri yönüyle uzun yıllara ve bilhassa geçen üretim yılına göre önemli değişkenlik gösterdiği belirtilmiştir. Bölgelere göre yağış miktarı ve dağılımının değişkenlik göstermekle birlikte buğday rekoltesinin uzun yıllara göre (20 milyon ton) %14-16 ve geçen yıla göre (17,9 milyon ton) %27-30 artarak 22,750-23,250 milyon ton olabileceği öngörüsünde bulunulmuştur.
Ülkemizde un sanayinde 472 firmanın olduğu ve kapasite kullanım oranı %44 civarında olduğu belirtilmiştir. Ülkemizde makarna sektöründe faaliyet gösteren 25 fabrika bulunduğu, kurulu kapasitenin 3,3 milyon ton olduğu, makarna üretiminin tedrici olarak artarak 2025 yılında 2,1 milyon tona ulaştığı belirtilmiştir. Un ve makarna sektöründe kapasite kullanımı artırılmalıdır.
Buğdaylarla ilgili yapılan bazı yorumlarda buğdayların zararlı olduğunun kanıttan yoksun olduğu, eski buğdayların glutensiz ve daha güvenli olduğu bilgilerinin yanlış olduğu, yeni buğdayların verim ve daha iyi teknolojik kalite, eski buğdayların ise genetik çeşitlilik ile ön plana çıktıkları ortaya konulmuştur.
Yem Sanayi giderek büyüyen bir sektör olup, 600 yem fabrikasında, kapasite 40 milyon ton olup, karma yem üretiminin 2009 yılından itibaren geometrik artış göstererek 2025 yılında 30,7 milyon tona ulaştığı, düşük kapasiteli fabrikaların sayıca ağırlık teşkil ettiği üzerinde durulmuştur. Sektörün son 20 yılda karma yem üretiminde %350 artış gösterdiği, bu nedenle hammadde ve yan ürün ihtiyacının önemli ölçüde arttığı, bunun da önemli bir kısmının ithalat yoluyla karşılandığı, üretimde ithal oranı %45-50 düzeylerinde iken, 2025 yılında iklimsel faktörlerdeki olumsuzluk sebebiyle temel hammadde üretimlerinin düşmesi sonucu ithal oranının %56 seviyesine çıktığı ortaya konulmuştur.
Enerji piyasalarındaki sert dalgalanmaların ve artan jeopolitik risklerin fiyat hareketlerinde belirleyici rol oynadığı, bu ortamlarda mısırın yakıta çevrilme oranı artış göstererek, yukarı doğru fiyat hareketlerine neden olduğunun da altı çizilmiştir
Türkiye’nin 112 milyar metreküp su varlığı olduğu, bunun yaklaşık %75’inin tarımsal sulamada kullanıldığı, kişi başına su tüketiminin yıllık ortalama 1350 metreküp olduğu (su azlığı çeken ülke), en geniş ve verimli tarım arazilerimizin (Konya Kapalı Havzası gibi) suyun az olduğu havzalarda yer aldığı, suyun %52’sinin kullanılamayarak, sınır aşırı sular olduğu veya denizlere döküldüğü ortaya konulmuştur. Su yönetiminin çok dağınık ve parçalı olduğu ve buna çare bulunması gereği dile getirilmiştir. Dünyada birçok ülkenin suya yatırım yaptığı Türkiye’nin de suya yatırım yapmasının önemi vurgulanmıştır. Suya göre tarım mı? Tarıma göre su mu? Sorusu üzerine dikkat çekilmiştir.
Ülkemizde fiili lisanslı depo kapasitesinin 12,2 milyon tondan 2025 yılında 14,2 milyon tona ulaştığı (263 lisanslı depo, 357 lokasyonda hizmet vermekte, yıllık hububat üretimimizin yaklaşık %38’i bu depolarda muhafaza edilebilmekte) bildirilmiştir. TÜRİB’in (Türkiye Ürün İhtisas Borsası) faaliyete geçişinden günümüze kadar 405 milyar TL işlem hacmi, 60 milyon ton işlem miktarı ve 1,571 milyon adet ELÜS (Elektronik Ürün Senedi) alım satım işlemi gerçekleştirdiği, ülkemizde 29 Ticaret Borsası sahipliği/ortaklığında 20’nin üzerinde LİDAŞ’ın faaliyet gösterdiği ve 1,4 milyon ton depolama kapasitesine ve yetkili sınıflandırıcı laboratuvarlara sahip oldukları belirtilmiştir. TÜRİB’in ortakları arasında 53 Ticaret Borsasının %36 hisse ile yer aldıkları, 7 Ticaret Borsasının ÜPAK, 113 Ticaret Borsasının TÜRİB acentesi olarak faaliyette bulunduğu ortaya konulmuştur.
Toplantıda her konuşmacı kendi sektörlerinin problemlerini sıralayıp çözümle ilgili görüşlerini de dile getirmişlerdir.
(Not: Bu yazımda Ulusal Hububat Konseyi Hasat Öncesi Hububat Kongresi sonuç bildirgesinden faydalanılmıştır)