Tarihe baktığımızda tüm medeniyetlerin su olan yerlere yerleştiğini ve su olan yerlerde yaşadığını görmekteyiz. İnsanda olduğu gibi bütün canlıların yapısında su vardır ve hayatın devamı için suyun varlığı ve oranı da önemlidir. Suyun varlığı canlılığın sürdürülmesini, bolluğun ve bereketin devamını sağlamıştır. Su azaldığı veya bittiğinde canlılarda ölümler veya toplumlarda göçler başlamış ve bazı toplumlar tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Son yıllarda görülen iklim değişikliğine bağlı meteorolojik olaylar ve buna bağlı olarak yaşanılan kuraklık ülkemizi de etkilemektedir. Bu etkiler özellikle İç Anadolu Bölgesinde daha yoğun görülmektedir. Beyşehir gölünde su seviyesinin yeterli su verme yüksekliğine ulaşmaması nedeniyle bereketli Çumra ovasına iki yıldır su verilememesi yüzey sularından faydalanmayı kısıtlamıştır. Bu durum çiftçilerimizin her geçen yıl mevcut yeraltı kuyularını 20- 30 metre daha derine indirmelerine ve daha derinden su alma mecburiyetinde kalmalarına neden olmaktadır. 

Kuraklığın etkileri her yerde görülür hale gelmiş olduğundan Konya Büyükşehir Belediyesi suyun israf edilmemesi için şehrin çok yerine uyarı yazıları yazmıştır. ”Su Biterse Tarım Biter” gibi. Genelde su biterse hayatın biteceği ve bu günkü yaşantının sürdürülemeyeceği bilinmelidir. Sadece tarım değil diğer sektörlerinde etkileneceği göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle sadece tarımda değil her sektörde suyun tasarruflu kullanılması için tedbirler alınmalı ve alınan tedbirler sıkı takip edilmelidir.

Konya, bu gün Türkiye’de tahılın merkezi, özellikle ekim alanı ve üretim miktarıyla buğdayın başkentidir. Bir zamanlar ilkokul ders kitaplarında yer alan “Konya Ovası Türkiye’nin Tahıl Ambarıdır” bilgisi her ne kadar geçerliliğini halen korumakta ise de ilimiz sadece buğdayda ve bitkisel üretimde değil hayvancılıkta da Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biridir. Her ne kadar tarımda kullanılan su miktarı % de olarak fazla ise de tarım temel gıda üretiminin yapıldığı alanlardır. Bu nedenle kıt kaynakları en iyi şekilde kullanarak birim alandan daha çok verim elde etmek isteyen çiftçimiz günümüzde ürünlerini sulamada gelişen yeni teknolojileri kullanmaya çalışmaktadır. Mevcut olan su kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretim süreçlerinin sekteye uğramamasını sağlamak, vatandaşın ihtiyaç duyduğu temel gıda maddelerinin üretimini gerçekleştirmek için üreticilerimiz zor ve pahalı da olsa yeraltı sularını da kullanmak zorunda kalmaktadır. Yeraltı sularının fazla kullanılması bazı alanlarda obrukların oluşması gibi olumsuzluklara da neden olmaktadır. Su ve toprağın insanın yaratılışında ki önemi kadar toprak ve suyun bizim değil bir emanet olduğu bilinciyle kullanmalıyız.

Konya ovası kapalı bir havza olup mevcut su varlığı ihtiyaç duyulan suyu karşılamadığı bilinen bir gerçektir. Ne kadar tasarruflu kullanırsak kullanalım, ovadaki mevcut su bütün sektörlerin artan su tüketimini karşılayamayacağından ovaya dış havzalardan mutlaka su getirilmelidir. Türkiye’nin tahıl ambarı ve birçok üründe en fazla üreticisi olan Konya için olmazsa olmazlardan biri de sudur. Çok yazımda, her platformda ve her yerde dile getirdiğimiz husus ovanın su ihtiyacıdır. Hayatımızın her alanında vazgeçilmez bir yeri olan su, bölgemize bir an evvel getirilmelidir. Konya kapalı havzasının dışarıdan aktarılacak su kaynaklarıyla yeraltı ve yerüstü su varlığı artırılmalıdır.

Bugün gelinen noktada Konya Ovası’ndaki susuzluk ve kuraklığın etkileri hasat edilemeyen hububat ekili arazilerde bariz görülmektedir. Bu durum gelecekte gıda ihtiyacını karşılanması için iyi değerlendirilmelidir.

Ovada ki susuzluk şu bitkiyi, bu bitkiyi ekmeyin diyerek çiftçimize fatura edilmemeli, suya acilen çözüm bulunmalı ve Konya Ovası’ndaki susuzluğun getirmekte olduğu olumsuzlukların önüne geçebilmek için dış kaynaklardan ovaya su acilen getirilmelidir.

Konya Ovasının ve bölgede yapılmakta olan tarımsal faaliyetlerin sağlıklı sürdürülmesi için su meselesi halledilmelidir. Ülkenin yerli tarımsal üretime ve sağlıklı gıdaya ihtiyacı vardır.  Konya Ovası ülkenin tarımsal üretimde %5- %10 gibi büyük oranda pay sahibi olduğu unutulmamalıdır. Ümit ederim ki bu ses duyulmuş ve çözüm arayışları hızlandırılmış olur.