Konya Mistik Müzik Festivali, bu yıl yine şehrin ruhuna dokunan bir şölen havasında geçiyor. Meydanlarda, salonlarda, sokaklarda yankılanan müzikler, şehre mistik bir tını katarken, festivalin bir köşesinde beni bambaşka bir yolculuğa çıkaran bir sergiyle karşılaştım: “Konya Gravürleri”. Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Küçüköner tarafından hazırlanan bu sergi, Konya’nın geçmişine açılan sessiz ama etkileyici bir kapı gibiydi.

Festival ziyaretçileri, farklı ülkelerden gelen sanatçılarla buluşmanın heyecanı içindeyken, sergi salonunda adımlarını yavaşlatıyor, gözlerini gravürlerin içine bırakıyordu. Mistik müziğin dışarıdan gelen yankılarıyla gravürlerin sessizliği birleştiğinde, ortaya büyülü bir atmosfer çıkıyordu.

Küçüköner’in eserlerinde Konya’nın eski hâli yer alıyordu: taş sokaklar, cumbalı evler, tarihî camilerin siluetleri… Özellikle Mevlânâ Dergâhı’nın geçmişten bugüne taşınan görünümü, gravürlerin ince işçiliğiyle adeta yeniden hayat bulmuştu. Bir başka gravürde ise Konya çarşısının eski yüzü karşımıza çıkıyordu. Revakların gölgesinde dükkan kapıları, taş döşeli sokaklarda dolaşan kalabalık… İzleyiciye sadece geçmişi hatırlatmıyor, aynı zamanda geçmişin atmosferini yeniden yaşatıyordu.
Sergiyi gezerken dikkatimi çeken şey, izleyicilerin yüzlerindeki ifadeydi. Kimisi sessizce telefonuyla fotoğraf çekiyor, kimisi uzun uzun bir gravürün önünde durup adeta içine dalıyordu. Festival için şehre gelen yerli ve yabancı sanatseverler, Konya’nın müzikle anlatılan ruhunu gravürlerde görsel olarak da keşfediyorlardı. Bu da bana şunu düşündürdü: Sanat dalları birbirinden bağımsız değil, tam aksine birbirini tamamlayan kardeşler gibi.

Küçüköner’in gravürleri, yalnızca estetik bir çalışma değil, aynı zamanda bir bellek inşası. Sanatçı, Konya’nın eski yüzünü bize hatırlatırken, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş gravür sanatına da güçlü bir ışık tutuyor. Gravürün sabrı, ince işçiliği ve derinliği, Konya’nın tarihsel kimliğiyle öylesine örtüşüyor ki… Sanki bu teknik, özellikle bu şehir için var olmuş.

Festivalde ney sesleri, sema gösterileri, dünya müziğinin farklı tınıları bir araya gelirken, bu sergi de görsel bir eşlikçi oldu. Dışarıda ritim ve melodiler, içeride çizgiler ve gölgeler… Hepsi aynı şehrin ruhunu farklı dillerde anlatıyordu.

Benim için bu sergi, Konya’nın mistik festival atmosferinde unutulmaz bir duraktı. Çektiğim fotoğraflara her baktığımda, yalnızca bir sanat eserini değil, aynı zamanda bir şehrin geçmişine duyulan özlemi kaydettiğimi hissediyorum.
Bugün şunu bir kez daha anladım: Sanat, bir şehrin hafızasını diri tutar. Konya’nın eski yüzü, Mustafa Küçüköner’in gravürlerinde yeniden canlanırken, festivalin ziyaretçilerine de şu mesajı fısıldıyor: “Geçmişi unutma, çünkü geleceğe taşıyacağın en büyük miras odur.”

Ve şimdi, size de küçük bir davetim var:
Konya Mistik Müzik Festivali hâlâ devam ediyor. Siz de yolunuzu bu sergiye düşürün, gravürlerin içine gizlenmiş eski Konya sokaklarında kısa bir yolculuk yapın. Müzik ile görsel sanatın buluştuğu bu atmosfer, emin olun sadece gözlerinize değil, ruhunuza da iyi gelecek.