Dünya bazen öyle bir aynadır ki, baktığımızda gördüğümüz şey sadece kendi yüzümüz değil, koca bir sistemin çürümesidir. Son günlerde Jeffrey Epstein ismi etrafında dönen o kirli dosyalar, sadece birkaç kişinin sapkınlığı değil; aslında yıllardır hayranlıkla izlenen, medeniyetin beşiği diye pazarlanan o Batı dünyasının parıltılı kabuğunun çatlamasıdır.
Yıllarca bize "modernlik" diye, "özgürlük" diye sunulan o Batı merkezli hayatların, aslında ne kadar büyük bir ahlaki enkazın üzerine inşa edildiğini acı bir şekilde izliyoruz. Bir sanatçı olarak her zaman estetiğin ve güzelliğin peşinde oldum ama bu tablo o kadar çirkin ki, hiçbir sanatsal kılıf bu rezilliği örtmeye yetmiyor. Batı sevgisini bir hayat biçimi haline getiren, oradaki her şeyi "doğru ve üstün" kabul eden zihinlerin, şimdi o pırıltılı idollerinin bir bir dökülüşünü izlerken ne düşündüğünü merak ediyorum.
Mesele sadece bir ada ya da o adaya giden uçaklar değil. Mesele, kendisini dünyanın geri kalanından daha aydın, daha insancıl gören o "üstün" azınlığın, kendi içindeki bu karanlığı nasıl bu kadar profesyonelce saklayabildiği. Bilim adamlarından siyasetçilere, Hollywood yıldızlarından kraliyet üyelerine kadar uzanan bu sessiz ortaklık, aslında o çok övündükleri "demokrasi ve hukuk" sisteminin, güç sahipleri söz konusu olduğunda nasıl dilsiz kaldığının kanıtıdır.
Bizler her şeyi Batı’dan öğrenmeye, onların standartlarına ulaşmaya çalışırken; onların en tepesindeki isimlerin insanlık onurunu nasıl hiçe saydığını gördük. Bu sessizliğe sebep olan o ünlüler, aslında o çok sevdikleri "modern dünya" imajı zedelenmesin diye sustular. Sessizlik bazen suçun kendisine ortak olmaktır derler ya, tam da öyle... Kendi konforları, kendi kariyerleri ve o ulaşılamaz sanılan nüfuzları için, masum hayatların üzerine basıp geçmekte bir beis görmediler.
Belki de bu yaşananlar, bizim o körü körüne duyduğumuz Batı hayranlığını, "onlar yaparsa doğrudur" mantığını yeniden sorgulamamız için bir kırılma noktasıdır. Çünkü medeniyet sadece binalarla, teknolojiyle ya da sanat galerileriyle ölçülmez; medeniyet, en güçlünün bile ahlak karşısında eğildiği yerdir. Görünen o ki, o meşhur maskeli balolar sadece yüzleri değil, koca bir sistemin çürümüşlüğünü de gizliyormuş.
Gerçeğin bir huyu vardır; eninde sonunda gün ışığına çıkmak için bir çatlak bulur. Şimdi o çatlaklardan sızanlar, o pırıltılı kariyerleri, milyar dolarlık servetleri ve ödülleri birer utanç vesikasına dönüştürüyor. Sanat, gerçeği söyleme sanatıdır derler ama bazen gerçek o kadar çıplak ve o kadar çirkindir ki, onu söylemek bir görev haline gelir. Belki de artık başımızı o tarafa çevirip hayranlıkla bakmak yerine, kendi özümüze, kendi vicdanımıza dönüp bakmanın vaktidir. Çünkü gerçek medeniyet, parıltılı binaların içinde değil, dürüst ve lekesiz bir vicdanın sinesinde yaşar.
Güzel ve aydınlık günlerin, adaletin gölgesinde kurulacağına olan tüm inancımla haftaya görüşmek üzere..