On bir ayın Sultanı mübarek Ramazan’ı uğurluyoruz. Ramazan Bayramına kavuşuyoruz. Bu kutsal ayı bizlerden memnun olmuş olarak uğurlamış oluruz İnşallah… Ramazan ayı ve Kadir gecesi bizlere şefaatçi olur İnşallah… Oruçlarımız, teravihlerimiz, fitre ve zekâtlarımız, yüce Rabbimizin huzurunda makbul, sahipleri de mesrur olsun. İnşallah Ramazan’da affedilen, bağışlanan ve ebedi saadete eren kulların zümresine iltihak edenlerden oluruz.
Oruçlarımızı elbette Allah’ın rızasını kazanmak için tuttuk. Bunun yanında da Cenab-ı Hak, biz kullarına çokça lütuf ve ihsanlarda bulundu. Ramazan sayesinde; birlik ve bütünlüğümüzün zirveye ulaşması, diğer insanların halleriyle hâllenme, bazı kötü alışkanlıklarımızı terk etme, ihtiyaç sahiplerini görüp gözetme, güzel ahlâk, iyi huy, yardımlaşma, kaynaşma, kardeşlik, sabır, şükür, merhamet gibi maddi, manevi kazanımlar sağlıyoruz ve pek çok güzellikler, iyilikler elde ediyoruz.
Cenab-ı Hak’tan, bizlere Ramazan’dan sonra da bu güzellikleri devam ettirme alışkanlığını vermesini diliyorum. Temenni ediyorum ki, Ramazan’da kazandığımız bu güzellikler, geçici olmasın ve bizimle birlikte bir ömür devam etsin.
Ramazan’a veda ettik. Gelecek yıl tekrar, güzelliklerle dolu bu mübarek aya kavuşabilir miyiz bilmiyoruz. Geçen yıl, beraber oruçlarımızı tuttuğumuz ve iftarlarımızı beraber yaptığımız bazı sevdiklerimiz ve dostlarımız bu yıl aramızda olamadı. Gelecek yıla kadar kimlerin bu dünyadan, ebedi âleme yolcu olacağını ancak Allah biliyor.
Onun için, Oruç ve Ramazan sayesinde kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı devam ettirelim. Mübarek Ramazan’da elde ettiğimiz kazanımlarımızı bırakıp yeniden olumsuz hallerimize dönmek Müslüman’a yakışmaz. İyilikleri bırakıp kötülüklere rücu etmek, güzellikleri terk edip çirkinliklere dönmek, sevaplar dururken günahlara dalmak mü’minin şiarı olamaz.
Rahmet Ay’ına elveda derken Ramazan Bayramına merhaba, hoş geldin diyoruz.
Ramazan Bayramı inananların bayramı...
Bu bayram Allah’a teslim olanların bayramı…
Bu bayram sabırla, namazla ve oruçla Yaratıcının emrine âmâde olanların bayramı…
Güçlüklere sabredenlerin bayramı…
Oruçlarını, bir ay boyunca her türlü zorluğa rağmen sadece Allah’ın emri olduğu için tutanların bayramı…
Bezm-i Elest’te, Rab’lerine verdikleri sözü yerine getiren ve Ahde vefa gösterenlerin bayramı…
Bu bayram “Lebbeyk Allah’ım lebbeyk” diye yürekten haykıranların bayramı…
Bir ay boyunca Rablerinin emrine büyük bir itaatle râm olan mü’minler, şimdi yine Rabbimizin isteği doğrultusunda bayram yapacaklar. Oruç gibi bayram da, Allah’ın, inanan kullarına bir lütfu ve ikramı…
Şerlerden, haramlardan, kötülüklerden uzak, günahlardan arınmış, hayırlarla dolu, paklık içinde, iyilikler ve güzellikler içeren, cennete alıp götüren bir Ramazan geçirmişizdir İnşallah… Aynı şekilde hayırlı ve güzel bir bayram ve ömür geçirmemizi nasip etmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Oruçlarımız ve bayramımız bizi ateşten uzaklaştırsın, cennete ulaştırsın, Ramazanımız, bin aydan daha hayırlı Kadir gecemiz ve Bayramımız kutlu olsun, şefaatçi olsun İnşallah…
Ramazan’ı Yaşamaya Devam Edelim
Ramazan’da çok güzel hasletler kazandık. Yeni yeni nice güzellikler yaşamaya başladık. Oruç bize her türlü kötülüğü, günahı işlemeye kalkan oldu. İyiliklere, yardımlaşmaya, paylaşmaya sevk etti.
Ramazan’ın bize kazandırdığı olumlu, güzel ve iyi ahlâkı, Ramazan’dan sonra da devam ettirmek bir mü’min için vazgeçilmez zorunluluktur. Ramazan ayı boyunca, Rabbimizin emri gereğince her türlü haramdan uzak duran mü’minler, Ramazan’dan sonraki yaşantılarını da yine haramlardan uzak kalarak devam ettirmelidirler.
Zira Rabbimizin bildirdiği, helal ve haram sınırları sadece Ramazan ayına mahsus değildir.
Bu yıl ki, oruç sınavımız nihayete erse de, kulluk sınavımız aralıksız sürüyor ve yaşadığımız müddetçe sürecek.
Ramazan’da imtihanda idik, bayramda da bayramdan sonra da yaşadığımız sürece her an imtihanımız devam ediyor, edecek.
Onun için Ramazan ayı bitse de, nefsimizde bütün güzelliği ile Ramazan’ı yaşamaya devam edelim. Mesela; Oruçla birlikte namaza da başlayan bir mü’minin, Ramazan bitti diye namazını terk etmesi ancak şeytanı sevindirir.
Zira namaz sadece Ramazan ayına mahsus değil, bir ömür boyu Yaratıcımızın bizden edasını istediği bir ibadettir. Can bedende kaldığı müddetçe namaz ibadetini aksatmadan yerine getirmek, Rabbimizin emrine boyun bükmek ve O’nun emrine râm olmak bize ebedi saadeti kazandırır.
Oruç sayesinde namaza başlamasının yanında, fakire yardım eden, muhtaca el uzatan, mazlumların dertlerine derman olmaya çalışan, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamak için gayret eden, güzel ahlâk sahibi olan, kardeşliğe önem veren ve sabretmeyi öğrenen bir mü’minin, bu güzel hasletleri Rabbimizin istediği şekilde ömrü boyunca aksatmadan devam ettirmesi gerekir.
Ramazan’da bir ay boyunca tepeden tırnağa kadar bütün vücut azalarına oruç tutturarak, bu rahmet, mağfiret ve cehennemden kurutuluş ayını en iyi şekilde hakkıyla değerlendiren ve Allah’ın rızasını kazanmaya çalışan mü’minler olarak, Ramazan’dan sonra da bütün vücut azalarımıza, haram olan her şeye oruç tutturmaya devam ettirmeliyiz. Allah’a kulluk bunu gerektirir.
Hicr Sûresi 99. Ayetinde, “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” buyurulmaktadır.
Bu Ayet, Rabbimize ibadeti belli bir vakte, sınırlı bir zamana bağlamamıştır. Bu Âyette yaşantımız boyunca ölüm gelinceye kadar Yaratıcımıza ibadet etmek emrolunmuştur.
Bunun için Müslüman olmanın şartlarını sadece Ramazan’da değil, hayatımız boyunca sürdürmek temel görevimizdir. İmtihanda başarılı olmamız buna bağlıdır.
Cenab-ı Hak; Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri ömür boyu devam ettirerek, kulluk sınavını kazanan, ebedi âlemde Cennet nimeti ile şereflenen ve gerçek bayramı hak eden bahtiyar kullarından eylesin.
Çanakkale Destanı
Çanakkale Zaferinin 111. yıldönümünü kutluyoruz. Bir destan yazıldı Çanakkale’de… Bir İman gürledi coştu, bir inanç patlaması yaşandı… Kuru kuruya kazanılan bir zafer değildi bu… Bitti denilen bir ruhun yeniden coşması, yeniden ayağa kalkması, yeniden dirilişiydi. Kurtuluşun müjdesi, bitmek üzere olan ümitlerin yeniden yeşermesiydi Çanakkale destanı…
Çanakkale ruhunu ve Çanakkale şuurunu yaşatmamız lâzım. Yeni nesillerimizi bu iman ve bu inanç şuuru ile yetiştirmemiz lâzım. Çanakkale ruhunun bize bıraktığı emanete iyi sahip olmamız lâzım. O kutsal emaneti evlatlarımıza aktarmamız lâzım. Çanakkale destanını diri tutmamız, o inanca sıkı sıkıya bağlanmamız lâzım.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, o şuuru ve o ruhu canlı tutmak adına şöyle sesleniyor.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
Bir değil, bin değil binlerce destan yazıldı Çanakkale’de… Bir avuç îmân âbidesi kahraman insanın, “kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ” olan, “eski dünya, yeni dünya bütün akvâm-ı beşer” e karşı 15 ay boyunca denizde ve karada verdiği amansız mücadelenin ve insanı nice ibretlere, nice hayretlere, nice dehşetlere düşüren, unutulmaz savaş sahnelerinin yaşandığı yerdir Çanakkale… Tabii ki, Çanakkale’de “bu topraklar için toprağa düşmüş” olan 250 bin vatan evladını unutmak mümkün değildir.
Selam size, hürmet size, rahmet size ey şehitler ordusu… Sizin yaşadığınız gibi yaşayamadığımız, sizlere lâyık olamadığımız ve sizin imanınızı, sizin inancınızı, sizin emanetinizi, sizin samimiyetinizi, sizin vefa duygunuzu ve sizin uğruna canlarınızı verdiğiniz o yüce ruhu yeni nesillerimize yeterince aktaramadığımız için sizden, sizin ruhâniyetinizden binlerce kez özür diliyoruz. Hayırlı bayramlar, sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.