Büyük Şeytan ABD ve Siyonist İsrail’in, İran’a saldırısı ile başlayan savaş bütün hızıyla devam ediyor.

Son günlerde bu savaşta hangi tarafta yer almalıyız tartışmaları yapılmaya başlandı. Bu konuda Hayreddin Karaman Hocamızın yazdığı yazı, bir Müslümanın nasıl davranması gerektiğini ortaya koyuyor.

Hayreddin Hocam yazısında şu görüşlere yer veriyor:

“İran’a karşı ABD ve İsrail’i destekleyen bazı çevreler bu yaklaşımı, meşru bir zemine oturtmak için önce İran halkının itikadını küfür (İslam dışı) sayıyorlar, yaygın ifade ile onları tekfîr ediyorlar. Bunu yapabilmek için de asırlardır tartışılmış, ama bir anlaşmaya varılamamış meseleleri, böyle bir zamanda gündeme taşıyorlar.

Hiç zamanı değil!

İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır.”

Hayreddin Hocamızın yazısında belirttiği “Bazı çevreler” kim? Onlara bir göz atalım.

İran’ın mezhepçilik yaptığına dikkat çeken ve Suriye’de yaptığı zulümleri tekrar tekrar gündeme getiren bizim camiadan bazı kişilerin İran düşmanlıkları o kadar ileri boyuta varmış durumdaki, en büyük zalim ABD’nin ve Siyonist İsrail’in saldırılarına sempati ile bakıyorlar. Sürekli İran düşmanlığı yapan bu kişiler bir defa bile olsa ABD ve İsrail’in saldırılarını kınamıyorlar, hatta bu zalimce saldırılara destek veriyorlar.

İşte, Hayreddin Hocam yazısında “Bazı çevreler” diyerek bunlara dikkat çekiyor. Bu çevrelerin çok sayıda varlığı ne yazık ki gerçektir. Hocamızın yazısından, “İran’ı eleştiren herkes, ABD ve İsrail’i desteklemiş olur” gibi bir anlam kesinlikle çıkmaz.

İran’ın geçmişte yaptığı büyük yanlışlarını ben de sık sık kaleme almıştım ama bu yazıyı üzerime alınmadım. Şu anda, İran’ın geçmiş yıllarda yaptığı yanlışları tekrar tekrar dile getirmek, ABD ve İsrail saldırılarını meşru görmek anlamı taşır ki Hocamızın dediği gibi bunun hiç zamanı değil.

Kaldı ki hiç değilse dualarımızla İran halkının yanında olmamızı gerektiren şu durumları göz ardı edemeyiz.

Öncelikle İran, dünyayı istediği gibi hizaya getirmek isteyen büyük şeytan ABD ve Gazze’yi yerle bir eden ve yüzbinlerce Müslüman kardeşimizi katleden Siyonist İsrail ile savaşıyor. Daha önce de yazdığım gibi zalim ABD ve Siyonist İsrail ile kim savaşırsa onun tarafında olmaya mecburuz. İnancımız ve insanlığımız bunu gerektirir.

İkinci husus bu savaşta saldırganlar ABD ve İsrail’dir. Mazlum olan İran’dır. Bizim inancımız, dini, mezhebi ve ırkı ne olursa olsun mazlumun yanında olmamızı emreder. Saldırıya uğrayan ve mazlum olan İran olduğuna göre dualarımızla onun tarafında yer almamız gerekir.

Diğer bir husus, İran yönetimi şia mezhebindedir. Bu yönetim; mezhebini, İslâm’ın önüne koymuş ve bilhassa Suriye’de binlerce Ehli Sünnet Müslümanı katletmiştir. Ancak İran’da yaşayan halkın tamamı şia değildir. Nüfusunun önemli bir kısmını Ehli Sünnet olan Türkler oluşturmaktadır. Bu durum da İran’ı desteklemenin önemli bir gerekçesidir.

Son olarak ABD savaş bakanı, “Bizim düşmanımız şii ve Ehli Sünnet ayrımı yapmadan tüm İslâm’dır” diye bir açıklama yaparak niyetlerini açıkça ortaya koydu. 11 Eylül saldırısından sonra “Haçlı seferlerini başlatıyoruz” demişlerdi. İran’a saldırı, haçlı seferlerinin devamıdır.

Bütün bu sebepleri düşündüğümüz zaman bu savaşta Müslümanlar olarak dualarımızla İran halkının yanında olmamız şarttır. İran düşmanlığı yaparken ABD ve İsrail’i destekleyen bazı kişilerin çok büyük bir vebalde olduklarını da belirtmemiz gerekiyor.

Hayreddin Hocamızın yazısında belirttiği gibi, “İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır.”

Şu anda Müslümanlara en büyük düşmanlığı kim yapmaktadır? Tabi ki İsrail…

İsrail, “Arz-ı Mev’ud” hayaliyle Türkiye’de dâhil İslâm topraklarını işgal etmenin hayaliyle yaşamaktadır. Buna da gücü yeten yerlerden başlamıştır. Önce Gazze, şimdi Lübnan… İran’ı da ABD ile birlikte önce zayıflatacak sonra da orayı da işgal etmenin planlarını yapacaktır. ABD zaten daha önce Afganistan ve Irak’ı hareket edemeyecek hale getirmiştir. Başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere diğer Arap ülkelerinin yönetimlerini de kendine bağlamış durumdadır.

Bu durumda geriye kim kalıyor? Sadece Türkiye… ABD ve İsrail kendilerine karşı çıkabilecek ülkelerin tek tek işini bitirerek, en güçlü gördükleri Türkiye’yi en sona bırakıyorlar. Böylece Türkiye’nin yardımına hiçbir ülkenin gelemeyeceğini düşünerek hareket ediyorlar. Onların hesabı bu ama Allah’ın da bir hesabı var. Türkiye onların hesap ettiği gibi kolay bir lokma değildir. İsrail’in sonu Türkiye’nin eliyle gelecektir.

Son söz:

Madem ki bize en büyük düşman ülke İsrail’dir ve İsrail bizim en büyük düşmanımızdır. Öyle ise şu anda İsrail ile savaşan İran olduğuna göre şu kuralı unutmayalım: “Düşmanımın düşmanı dostumdur.”

Yazımın bu bölümünü tamamladığım anda Erbakan Hocamızdan dinlediğim bazı cümleler aklıma geldi. Erbakan Hocamız, katıldığım bir eğitim seminerinde şöyle demişti:

“Müslüman ordu ile kâfir ordusu savaşsa, bir Müslüman da bu savaşı izleyerek kâfir ordusunun kazanmasını arzu etse küfre girer. “Bu ordulardan hangisi hayırlısı ise o kazansın” dese, Müslüman ordusunun hayırlı olduğunda şüphe ettiği ve kâfir ordusu ile eşdeğer tuttuğu için yine küfre girer. “Müslüman ordusunu galip eyle Ya Rabbi” diye dua etse büyük günah işlemiş olur. Niye? Sen niye orada durup sadece dua ediyorsun. Senin görevin sadece dua etmek değil, Müslüman ordunun yanında cihad etmendir.”

*** *** ***

Geçtiğimiz Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezinin olağan 24. Genel Kuruluna katılmak üzere Ankara’ya gidip geldik.

Genel Kurulun açış konuşmasını yapan Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, "Türkiye Yazarlar Birliği, bizim için yalnız bir teşkilat değil, aynı zamanda bir kalem, kelam ve yazı ahiliği oldu." dedi.

İsrail ve ABD'nin Orta Doğu'ya yönelik saldırılarını kınadığını söyleyen Arıcan, yeni uluslararası ilişkiler, hukuk ve kültürel gelişmelerin yaşandığını, bu noktada Türkiye ve gönül coğrafyasında yaşayanlara büyük görevler düştüğünü ifade etti.

Dünyadaki mevcut kurum ve kuruluşların iflas ettiğini dile getiren Arıcan, "İnsanlığın yeniden çok daha kuşatıcı, İslam nizamıyla ahlaklanan yeni bir Birleşmiş Milletleri, insan hakları beyannamesi esas alan, Afrika'yı, Asya'yı, Balkanlar'ı, Türk coğrafyalarını kuşatan temsilcilerin olduğu yeni normatif kurumlar kurulmalıdır. Sadece güçlü ve zalim olanı koruyan değil, mağduru ve mazlumu koruyan yeni normatif kurumlar kurulmalıdır. İnşallah Türkiye bunun merkezi olacaktır." diye konuştu.

Konuşmasının büyük bölümünde merhum D. Mehmet Doğan ağabeyimize yer veren Pof. Dr. Musa Kazım Arıcan Hocamızın yaptığı 1 saatlik konuşması gerçekten harikaydı ve her cümlesi üzerinde durmaya değer bir konuşmaydı.

TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu, Prof. Dr. Sami Güçlü, Halil Ürün ve Ahmet Sorgun da yaptıkları konuşmalarda birliğin Türkiye’deki yeri, kültürel misyonu ve sivil toplumdaki rolüne dikkat çekerek genel kurulun hayırlara vesile olmasını temenni ettiler.

Genel kurula Konya’dan Genel Merkez delegesi olarak katılan bendeniz Salih Sedat Ersöz, Ömer Lütfi Ersöz ve Sait Mermer de programda yer aldı.

Genel Kurulda faaliyet ve denetim raporlarının ibra edilmesinin ardından seçimlere geçildi. Musa Kazım Arıcan Hocamızın 10 yıl boyunca yaptığı Genel Başkanlık görevini bırakacağını açıklamasından sonra, Prof. Dr. Muhammed Enes Kala’nın hazırladığı liste oybirliği ile güvenoyu alarak yeni dönemin yönetimini üstlendi. Genel Kurulun hemen ardından yapılan yönetim kurulunda yapılan oylamada Prof. Dr. Muhammed Enes Kala, TYB Genel Başkanlığına getirildi.

Seçimlerin ardından, yeni Genel Başkan Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, çok kapsayıcı ve doyurucu bir konuşma yaparak kalitesini ortaya koydu. Konuşmasında, TYB nin yarım asra yaklaşan birikimini "Kökü mazide olan bir ati" anlayışıyla geleceğe taşıma kararlılığını yineledi ve merhum D. Mehmet Doğan ve yol arkadaşlarının zor şartlar altında attığı tohumların bugün dev bir çınara dönüştüğünü ifade etti.

Bu mirasın sadece bir kurum yönetimi değil, aynı zamanda bir medeniyet davası ve dil hassasiyeti olduğunu vurgulayan Kala, "Kurucularımızdan devraldığımız bu mukaddes emaneti, onların ilmi ve fikri disiplinine sadık kalarak, zamanın ruhunu yakalayan bir dinamizmle taçlandıracağız," dedi.

Önceki Başkan’ın ABD ve İsrail’i kınayarak başladığı konuşmasıyla açılan genel kurul, yeni başkanın da ABD ve İsrail’i kınadığı konuşmasının son cümlesi ile son bulmuş oldu.

Yeni yönetimin ilk faaliyet olarak, Musa Kazım Arıcan ve Muhammed Enes Kala Hocalarımızın yaptığı konuşmalarının bir kitapçık halinde basılması ve dağıtılması çok hayırlı bir hizmet olacaktır.

Musa Kazım Arıcan Hocamıza ve yönetimine 10 yıl boyunca yaptığı hayırlı hizmetleri nedeniyle şükranlarımı sunuyor, Muhammed Enes Kala Hocamıza ve yönetimine Allah’tan muvaffakiyetler ve hayırlı hizmetler niyaz ediyorum. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.