Biliyorum, o masanın başında geçen saatler, bitmek bilmeyen ödev krizleri ve 'Beni duymuyor musun?' diye yükselen sesiniz aslında bir öfke değil, çaresizlik barındırıyor. Ama gelin, bugün o pencereden değil de çocuğunuzun zihnindeki o renkli panayırdan bakalım.
Çocuğunuzun zihnini ağzına kadar oyuncak dolu bir sepet gibi düşünün. Biz ondan o sepetin en dibindeki 'tek bir kırmızı arabayı (yani ödevini veya verdiğimiz komutu) bulup çıkarmasını istiyoruz. Ama o kırmızı arabaya ulaşana kadar eli sürekli diğer renkli oyuncaklara çarpıyor, dikkati onlara kayıyor. O arabayı bulamıyor değil, sadece yolun üzerindeki diğer oyuncaklar çok cazip geliyor. Peki, bu zihin panayırında çocuğumuzu kaybetmeden nasıl ilerleyebiliriz? Onu zorlayarak değil, dünyasını biraz sadeleştirerek başlayabiliriz. Sadeleşmekten kastım sadece odasındaki eşyaları azaltmak değil; zihnindeki komutları da sadeleştirmektir. Ona 'Git ellerini yıka, üstünü değiştir, sonra gel dersin başına otur' dediğimizde, o sepetin içine üç tane büyük oyuncak birden atmış oluyoruz. İlkini yaparken ikincisini unutuyor, üçüncüsünde ise dikkati tamamen dağılıyor. Bunun yerine, her seferinde sadece tek bir adımı, en sade haliyle istemek; o karmaşık zihne bir harita vermektir. O haritayı eline verdiğimizde, yolun sonundaki o kırmızı arabaya ulaşmak onun için bir kabus olmaktan çıkıp, tamamlanabilir bir göreve dönüşür. Aslında yapacağımız tek şey o 'oyuncak sepetini' biraz boşaltmak. Masanın etrafındaki kalabalığı azaltıp, onunla beraber o kırmızı arabayı aramaya başlamak.
Biliyorum, bazen 'sabır taşım çatladı' dediğiniz anlar oluyor. Ancak dikkat dağınıklığı olan bir çocuk için sizin sakinliğiniz, onun tek pusulasıdır. Siz fırtınaya kapılıp sesinizi yükselttiğinizde, o zaten karışık olan zihninde sadece korkuya odaklanır ve öğrenme kapıları tamamen kapanır. O anlarda kendinize şunu hatırlatın: 'Şu an öğrenemiyor değil, sadece yolu biraz engebeli.' Onun hızına saygı duymak, ona 'sen olduğun halinle değerlisin' demenin en sessiz yoludur. Başarıya giden yol, bitirilen ödevlerden değil, bu zor anlarda birbirinize ne kadar şefkatle yaklaştığınızdan geçer.
Unutmayın, o masanın başında verdiğiniz mücadele sadece bir ödev veya bir ders değil; çocuğunuzla kurduğunuz o görünmez bağın temeli. Bugün o sepeti birlikte boşaltırken ona aslında şunu söylüyorsunuz: 'Senin dünyan karmaşık olabilir ama ben buradayım ve seninle bu yolu yürümeye hazırım.' Yarın o çocuk büyüdüğünde, hatırlayacağı şey çözemediği matematik sorusu değil, o karmaşanın içinde elini tutan güven dolu sıcaklığınız olacak. Hayatın gürültüsünü biraz kısıp, birbirinizin sesini duymaya ne dersiniz?