Perde her sabah telefonumuzun ekranını kaydırdığımızda açılıyor. Karşımızda özenle hazırlanmış sofralar, her daim düzenli evler ve ışıldayan yüzler... Bu pırıltılı sahneler o kadar parlak ki, ekranın arkasındaki o insani yorgunluğu veya hayatın doğal dağınıklığını fark edemeyebiliyoruz. Biz bu kusursuz senaryoları izlerken, kendi filtresiz ve olduğu gibi olan hayatımızın kıymetini bazen gözden kaçırıyor; kendi doğallığımıza biraz mesafeli bakmaya başlıyoruz.

Zihnimiz, doğası gereği kıyaslamaya programlıdır; hayatta kalmak için hep bir referans noktası arar. Ancak bugün o referans noktası, mahallemizdeki komşumuz değil, dünyanın öbür ucundaki bir 'mükemmellik kurgusu' oldu. Biz başkalarının sadece galalarını izlerken, kendi hayatımızın mutfağındaki dağınıklığı bir başarısızlık sanıyoruz. Oysa unutmamamız gereken birkaç küçük gerçek var:

Kamera arkası: Kimse mutsuzluğunu, borçlarını ya da sabahki yorgunluğunu 'post' etmiyor.

Işık oyunları: Gördüğümüz o kusursuz kareler, bazen onlarca denemenin içinden seçilen tek bir saniye.

İnsani ritim: Ruhumuzun her gün 'zirvede' olması doğaya aykırıdır; bazen sadece durmak en büyük başarıdır."

Mükemmeliyet bir varış noktası değil, ruhu yoran bir seraptır. O serabın peşinde koşarken ayağınızın altındaki toprağın, soluduğunuz havanın ve olduğunuz kişinin tadını çıkarmayı unutmayın. Çünkü bazen o çok korktuğumuz çatlaklar, ışığın ruhumuza sızması için açılmış eşsiz pencerelerdir. Kusurlarınız, yorgunluklarınız ve o 'yetişememe' haliniz sizin en insani, en sahici yanlarınız. Siz, o çok şık kurgulardan çok daha fazlasısınız.