Hiç düşündünüz mü; çocuğunuzun zihnindeki Ramazan günlüğünde neler yazıyor? Bizim için ibadet ve gelenek olan bu özel ay, küçük bir kalpte nasıl bir karşılık buluyor? Bir oyun terapisti olarak şunu söyleyebilirim ki; çocuklar 'yap' ve 'yapma'lardan ziyade, bizim onlarla kurduğumuz bağın rengine bakarlar.Gelin bu yıl Ramazan’ı, yasaklarla örülü bir süreç değil, çocuğunuzun zihninde sevgiyle hatırlanacak neşeli bir aile hatırasına dönüştürelim.
Çocuklar dünyayı duyularıyla ve o an hissettikleriyle anlamlandırırlar. Biz 'sabret az kaldı' dediğimizde, onlar sadece geçmek bilmeyen bir zamanı ve gergin bir bekleyişi hissederler. Oysa Ramazan’ı bir 'sabır testi' değil, bir 'duygu paylaşımı' haline getirebiliriz. İftar sofrasına sadece tabakları değil, o günün duygularını da koymaya ne dersiniz? 'Bugün seni en çok ne gülümsetti?', 'Susadığında neler hissettin?', 'Paylaşmak sana nasıl hissettiriyor?' gibi sorular, çocuğun bu ayı bir kural silsilesi olarak değil, kendi iç dünyasını keşfettiği bir yolculuk olarak görmesini sağlar. Onlara aç kalmayı değil, beklerken birbirimize nasıl nezaketle eşlik ettiğimizi göstermeliyiz. Çünkü çocuk, orucun kaç saat sürdüğünü unutur ama o sofradaki huzurlu fısıltıları asla unutmaz.
İftara son 10 dakika kala, mutfaktaki telaşı bir kenara bırakıp çocuğunuzla yere, onun boy hizasına inmeye ne dersiniz? Buna 'Günün Renkleri' diyelim. Herkes o gün hissettiği bir duyguyu bir renkle anlatsın. 'Bugün kendimi sarı gibi enerjik hissettim çünkü arkadaşımla oynadım' ya da 'Bugün biraz griyim çünkü beklemek beni yordu.' Bu kısa paylaşım, çocuğunuza duygularının fark edilmeye değer olduğunu hissettirir. Sabırsızlığın yerini, anlaşıldığını hissetmenin verdiği o dinginlik alır.
Unutmayın; yıllar geçip çocuklarınız büyüdüğünde, hafızalarında kalan ne o günün açlığı olacak ne de kaç saat bekledikleri. Onların zihnindeki Ramazan günlüğünde sadece o sofradaki huzur, sizin onlara ayırdığınız o kıymetli 10 dakika ve birlikte dile getirdiğiniz o duyguların renkleri kalacak. Ramazan’ı bir sabır sınavı değil, bir şefkat mirası olarak yaşayalım. Çünkü bir çocuğun kalbinde açtığınız o güvenli yer, dünyanın en bereketli sofrasından çok daha doyurucudur.